Sigara Hükmü ve Helâl-Haram Bilinci
İçki içmek Kur’ân’da haram olarak bildirilmektedir. Sigaranın da haram olduğu açıkça ifade edilmelidir. Sigara içmek, harama yakın mekruhlardan değil, doğrudan haramdır. Sigaranın zararları ve illeti belli olduğu için bu hüküm kesindir. Eğer zararları ve illeti belli olmamış olsaydı farklı bir değerlendirme yapılabilirdi; ancak durum açıktır. Hiçbir kimse sigara içmeyecek, sufiler kesinlikle sigarayı bırakacaklardır.
Sigaranın üzerinde kendi kendinize fetva vererek yahut fıkıh oyunları oynayarak bu hükmü geri çeviremezsiniz. Bu, başkaları için de geçerlidir; fıkıh oyunlarıyla geri atılacak bir mesele değildir, doğrudan haramdır.
Fıtrat, Aile Terbiyesi ve İnsanın Yaratılışı
İnsanın fıtratı; gözü, kaşı, burnu, ağzı, dili, dişleri ve uzuvlarıdır. Yaratılışta huy ve ahlâk bakımından Cenâb-ı Hak bütün insanları en güzel surette, ahsen-i takvîm üzerine yaratmıştır. O hâlde bütün insanlar yaratılışta iyidir. Ancak aldıkları terbiyeyle bu iyilikleri bozulabilir. Terbiye birinci derecede aileden, sonra okuldan ve sokaktan gelir.
“Bütün insanlar İslâm fıtratı üzerine doğarlar” hadîs-i şerîfi gereğince bütün çocuklar bu mânâda temizdir; ahlâkları da huyları da temizdir. Ancak “İnsanlar anne ve babalarının dini üzerine büyürler” hadîs-i şerîfindeki dinden kasıt, yalnızca inanç sistemi değil, anne babanın ahlâkı, yaşantısı ve ailedeki öngörüsüdür. Ailede ahlâksızlık varsa çocuk ondan, haram varsa haramdan, namaz yoksa namazsızlıktan, kavga varsa kavgadan nasibini alır. Anne baba Kur’ân-ı Kerîm ile hemhâl ise çocuk Kur’ân’dan nasibini alır.
Çocuk yanlış bir din üzerine büyüdüyse ve sonradan doğru din kendisine ulaştıysa, o zaman yanlışı değiştirir. Buradaki “din”den kasıt; gerçek Kur’ân ve Sünnet’tir, evlerde yaşanan ve Kur’ân ile Sünnet’in özünden uzak olan hayalî din değil.
İnsanlar namaz kılmayı, oruç tutmayı, başörtüsü örtmeyi veya sakal bırakıp sarık sarmayı dindarlık olarak görüyorlar. Asıl dindarlık güzel ahlâktır. Güzel ahlâkı sağlayamadıkça insanlar kemâle ermede ve insanlık noktasına gelmede sıkıntı yaşarlar.
Ümmetin Birliği ve Cemaatler Arası İlişkiler
“Şüphesiz sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim, o hâlde Benden korkun” (Mü’minûn 23/52). Ancak insanlar din hususunda aralarında parçalara bölünmüşler; her grup “benim dediğim doğru” demektedir. Herkes kendisini doğru görebilir; ancak yalnızca kendisini doğru görüp başkalarını dışlamak yanlıştır. Kim Kur’ân ve Sünnet’e sıkı sıkıya yapıştıysa o doğru yoldadır.
Hem birey hem cemaat hem topluluk noktasında insanlar fiiliyatlarını ve düşüncelerini Kur’ân ve Sünnet’e göre sağlama almak zorundadır. Bir şeyi sorgulayacaksa, bir şeyle karşılaştıracaksa bu ölçü Kur’ân ve Sünnet olacaktır.
İnanç ve İbadet Ölçüsü
Önce bir kimsenin inanç akîdelerine bakılır: Kabir hayatına, hesaba, mîzâna, yeniden dirilişe, cennete, cehenneme, meleklere inanıyor mu? Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellemin son peygamber olduğuna inanıyor mu? Ondan sonra bir resul, bir nebî, bir peygamber gelmeyeceğine inanıyorsa Kur’ân ve Sünnet’in içindedir. Akîde noktası sağlamsa ibadetlere bakılır: Farz olan ibadetleri kabul edip haramları haram olarak kabul ettiyse bir sıkıntı yoktur.
Cemaatlere, topluluklara ve tarikatlara bir ayrılık noktasından bakmamak gerekir. Her birisi birer okul, birer öğretim yeridir. Bunları çatışmacı bir zihniyetle ayrı birer grup veya ayrılık vesilesi gibi görmek cehalettir. Hiçbir cemaatin hiçbir cemaate üstünlüğü yoktur; üstünlük ancak takvâdadır.
Mezhep İmamlarının Birlikteliği
Ümmet bu mânâda tek ümmettir; beslendiği kaynak Kur’ân ve Sünnet olduğu müddetçe hiçbir sıkıntı yoktur. İmâm-ı Şâfiî, İmâm-ı Mâlik, İmâm-ı Hanbel ve İmâm-ı Âzam hazretlerini birbirleriyle dövüştürecek değiliz. Onlar kendi zamanlarında dövüşmemişlerdir.
İmâm-ı Âzam hazretleri, İmâm-ı Mâlik hazretlerini okutmuş ve yetiştirmiştir. İmâm-ı Yusuf’u ve İmâm-ı Muhammed’i yetiştirmiştir. Onlar da İmâm-ı Hanbel’i ve İmâm-ı Şâfiî’yi yetiştirmişlerdir. Birbirlerini ayrı gayrı görmemişler, çatışmacı bir zihniyetle yaklaşmamışlardır. Cemaatlerin, tarikatların ve şahısların arasında çatışmacı bir zihniyet olmaması gerekir.
Velev ki birisi açık bir şekilde Kur’ân ve Sünnet’i inkâr ediyorsa yahut onun içinden herhangi bir şeyi inkâr ediyorsa, Müslümanların uyanık olması ve kimin ne olduğunu bilmesi açısından bunun açıklanmasında fayda vardır. Bu gıybet değildir, çatışmacı bir zihniyet de değildir. Hâricînin hâricî olarak, Mu’tezilenin Mu’tezile olarak, yalancı peygamberin yalancı peygamber olarak, yalancı mehdîlerin yalancı mehdî olarak bilinmesinde fayda vardır.
Dünyalık İsteme Âdâbı ve Sufi Ahlâkı
Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurmuştur: “Dünyalık şeyler size istemeden verilirse mübarek olur. İstediğinizden dolayı verilirse size yük olur ve minnet altında kalırsınız. Sakın istemeyin.” Bu hadîs-i şerîf, insanlardan maddî bir şey istemenin ölçüsünü belirler.
Başka hadîs-i şerîflerde Peygamber Efendimiz buyurmuştur ki istenmeden gelen şey Allah’ın lütfu, ikramı ve ihsanıdır. Hz. Ömer’in oğlu Abdullah’a Peygamber sallallâhü aleyhi ve sellem bir şeyler gönderdiğinde Abdullah “Ya Resûlallah, benim ihtiyacım yok” demiş; Resûlullah ise “İstemeden sana gelen şey Allah’ın lütfudur, ihsanıdır. Bunu reddetme. İhtiyacın yoksa başka bir ihtiyaçlı kimseye ver” buyurmuştur.
Sufi bir şey istemez; ancak sufiye bir şey verildiyse bunu tebessümle karşılar. Onu beğenmemezlik etmez, hor görmez, kötü görmez, eksik görmez. Bu şekilde davranmak kibirdir. Alır, ihtiyacı yoksa başka bir kardeşine hediye eder. Hediyeyi başkasına vermek, hediye edenin veya hediyenin kıymetsiz olduğunu göstermez; bu sünnettir.
Ticaret Ahlâkı ve Doğru Tüccarlık
Hz. Ömer radıyallâhü anh buyurmuştur: “Ticaret hakkındaki hükümleri bilmeyen çarşımızda satıcılık yapamaz.” Ticarette alırken satarken yalandan ve yeminden uzak durmak esastır. Yalan yere yemin yasaklanmıştır; ancak yemin etmek bizzat yasaklanmamıştır. Bazı kimselere —Ehl-i Beyt’e, Kureyş’in bir kısmına— yemin konusunda cevaz verilmemiştir.
Ticarette kandırmamak, yalan söylememek, eksiklik ve noksanlık göstermemek, ölçü ve tartıda doğru olmak çok önemlidir. Malın vasfını doğru söylemek, aldatmamak gerekir. Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem, buğday çuvalının üstü kuru altı yaş olan kimseye “Aldatan bizden değildir” buyurmuştur. Demir dediysen demir, bakır dediysen bakır, gümüş dediysen gümüş göndereceksin. Alırken satarken haris olmamak, insanları aldatmamak ve malda olmayan bir özellikmiş gibi göstermemek esastır. Doğru tüccarlar cennete daha çabuk gireceklerdir.
Sufiler Arasındaki Sorunların Çözümü
Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, ashâb-ı kirâm arasındaki sorunları derhal çözmüştür; çünkü ashâb O’nun dediklerini hemen dinliyor ve yerine getiriyordu. Sufilerin arasında da sorun ve problem çıkar; insan topluluğu olan her yerde eksik, yanlış ve fazla anlaşılmalar olacaktır. Sahâbelerin arasında da olmuştur.
Ancak sorunların çözülmesi için insanların dinlemesi şarttır. Sufiler dinlerse problem çözülür; dinlemezse hangi problemi çözeceğiz? Konuşma diyorsun konuşuyor, yapma diyorsun yapıyor, dedikodu etme diyorsun ediyor, sabret bekle diyorsun sabredip beklemiyor. Herkes aynı değildir; dinlenmezse problem de çözülmez.
Hz. Îsâ Aleyhisselâmın Zuhuruyla İlgili Hadîsler
Hz. Îsâ aleyhisselâm bir peygamber olarak değil, Muhammedî bir kul olarak yeryüzüne indirilecektir. Zuhurundan hem Hristiyan dünyası hem Müslüman dünyası haberdar olacaktır.
Hadîs-i şerîflerde Hz. Îsâ’nın haçı kıracağı, domuzu yasaklayacağı ve ehl-i kitâbın büyük çoğunluğunun Müslüman olacağı bildirilmiştir. “Haçı kırmak” yalnızca üçlü teslis inancını yok etmek değil; dünya üzerinde bu inancın simgesi olarak dayatılan bütün üçlü yapıları da ortadan kaldırmaktır.
Teslis İnancının Dünya Üzerindeki Tezahürleri
Batıdan gelen pek çok kavram üçlü yapılar hâlinde dayatılmaktadır: “Demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü” yahut “serbest piyasa ekonomisi, hür teşebbüs, paranın dolaşımı” gibi. Bu üçlü kalıplar, teslis inancının seküler tezahürleridir. Batının ilâhı demokrasi (baba), kutsal ruhu insan hakları, oğlu da hukukun üstünlüğüdür.
Bu dayatma yalnızca Müslümanlara yönelik değildir. Hristiyanlar da kendi dinlerinin gerektirdiği şekilde yaşayamıyor, Musevîler de sürekli korku ve baskı altındadır. Dünya üzerinde bir sistem oturmuş ve bu sistemi daha ileri götürmek için her türlü araç kullanılmaktadır.
Deccâliyet ve Dünya Sisteminin Oyunları
Dünya üzerinde deccâliyet vardır. Olaylar, seçimlere yakın zamanlarda tertiplenir; eylemler yapılır, suçlu ilan edilen kişiler öldürülür, konuşacak kimse bırakılmaz. Bütün Müslümanlar tahkir edilir, zan altında bırakılır ve çile çektirilir. Bu oyunlar tarih boyunca tekrar etmiştir.
“Bir adam oturacak, kalkacak, bir örgüt kuracak, o örgüt eylem yapacak” — buna inanmak saflıktır. Uluslararası sistemin haberdar olmadığı hiçbir örgüt yoktur. Devletlerin içerisindeki kanallar ve taraflar birbirinden haberdardır. Bu oyunları görmek ve uyanık olmak, Müslümanların vazifesidir.
Mesnevî’den: Sevgilinin Huzurunda Tedbiri Terk Et
“Sevgilinin huzurunda tedbirini terk et. Bil ki tedbir de O’nun kaderinden doğmadır. Hakk’ın yücelttiği iş, işe yarar; nihayet biten, ilk ekilendir. Madem ki sevgiliye esirsin ey âşık, ektiğini O’nun için ek. Hırsız nefsin etrafında dolaşma, onun işine bulaşma.”
“Bu iş Hakk’ın işi değil mi? Hiçtir hiç. Kıyamet günü gelmeden, gece hırsızı mal sahibinin yanında rüsvâ olmadan bu işten vazgeç. Hilelerle tedbirlerle çalınmış olan malın vebali, adalet günü çalan adamın boynunda kalır.”
“Yüz binlerce akıl bir araya gelip O’nun tuzağına aykırı bir tuzak kurmak isteseler de kurduklarını pek kuvvetli, pek yerinde ve kâfî bulsalar da, rüzgâr parça sözü nasıl beğenebilir? Eğer sen ‘şu hâlde varlığın ne faydası var’ dersen, senin bu sualine fayda var mı?”
“Cihan bir cihetten faydasız, başka bir cihetten faydalı, Allah doludur. Sana faydalı olan şey bana faydasızsa, madem ki sence faydalı, onun yapmaktan geri durma. Yûsuf’un güzelliği kardeşlerince abes ve lüzumsuzdu; fakat bütün bir âleme faydalıydı. Dâvud’un sesi kadar güzeldi; ama güzel sesten anlamayanlar dinlemek istemezlerdi.”
Kaynakça
- Kur’ân-ı Kerîm, Mü’minûn Sûresi 23/52 — “Şüphesiz sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir…”
- Kur’ân-ı Kerîm, Tîn Sûresi 95/4 — Ahsen-i takvîm üzerine yaratılış
- Hadîs-i Şerîf (Buhârî, Cenâiz, 92; Müslim, Kader, 22) — “Bütün insanlar İslâm fıtratı üzerine doğarlar, anne ve babaları onları Yahudi, Hristiyan veya Mecûsî yapar”
- Hadîs-i Şerîf (Müslim, İmân, 218; İbn Mâce, Ticârât, 36) — “Dünyalık şeyler size istemeden verilirse mübarek olur…”
- Hadîs-i Şerîf (Müslim, Zekât, 99) — Hz. Ömer’in oğlu Abdullah’a istenmeden gelen şeyin Allah’ın lütfu olduğu
- Hadîs-i Şerîf (Müslim, İmân, 101) — “Aldatan bizden değildir”
- Hadîs-i Şerîf (Buhârî, Büyû’, 2) — Hz. Ömer: “Ticaret hükümlerini bilmeyen çarşıda satıcılık yapamaz”
- Hadîs-i Şerîf (Buhârî, Büyû’, 1; Tirmizî, Büyû’, 4) — Doğru tüccarların cennete girişi
- Hadîs-i Şerîf (Buhârî, Enbiyâ, 49; Müslim, İmân, 242-243) — Hz. Îsâ’nın zuhuruyla ilgili: haçı kırması, domuzu yasaklaması, ehl-i kitâbın Müslüman olması
- Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî — “Sevgilinin huzurunda tedbirini terk et…” beyitleri
- İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe (ö. 150/767) — İmâm-ı Mâlik, İmâm-ı Yusuf ve İmâm-ı Muhammed’i yetiştirmesi
- Hucurât Sûresi 49/13 — “Üstünlük ancak takvâdadır”