Aşık ve Mâşuk: Kavuşma Arzusu ve Hakîkati
Aşık asla mâşukuna kavuşamaz. Aşık mâşukuna hep kavuşmayı diler. Aşığın işi hep mâşukun peşinden gitmektir, onun başka bir işi yoktur. Ve aşık hiçbir zaman mâşuka kavuşamayacağını bilmez, ama hep ümit içindedir. O ümitle hep mâşukunun peşindedir, ona kavuşmayı diler.
Âyet-i kerîmede ‘Allah’a kavuşmayı dileyenler’ buyurulmuştur. Bütün himmetini, bütün gayretini Allah’a kavuşmaya dileyenler, o kavuşmayı istediği için kendi üzerinde bir tecelliyât olduğu için aşıktır. Eğer kavuşmayı dilemezse aşıklığı kalmaz. Dervîş, sûfî hep aşıktır, hep kavuşmayı diler.
Vuslatın gerçek olduğunu söyleyen kimse aldanmıştır. Vuslata erdiğini söyleyen kendi kendine erdiğini zannetmiştir; bir zan’dan ibarettir. Bir kimse bir şeyi sevmeye başladığı anda aşıklığı başlamıştır. Cenâb-ı Hak sevgisinin çok cüz’ünü mahlûkata saçmıştır; bütün herkesin gönlünde sevgiden numûne vardır. Herkes bir şekilde bir şeyin aşığıdır; kimisinde dünyaya, kimisinde âhirete mütealliktir.
Hasta ve Hastalıkta Allah Dostluğu
Bir hastaya bakan kimse hakkında hadîs-i kudsîde şöyle buyurulmuştur: Cenâb-ı Hak, Mûsâ aleyhisselâma hitâben ‘Yâ Mûsâ, eğer beni hastanın yanına gitseydin beni görecektin yanında’ buyurmuştur. Hasta, Allah’ın sıfatıyla sıfatlanmıştır. O hastayı ziyarete giden, onun elinden tutan kimse, Allah’ın elinden tutmuş gibidir. Hastayı istemeyen, hastadan nefret eden, ondan uzaklaşan kimse Allah’ın rahmetinden, bereketinden, lütfundan uzaklaşmıştır.
Bir kısım tabiînden ve seleften imamlar, hastalıklarına sebepler dâiresinde çare bulmak için hiç gayret sarf etmemişler. O hastalıkla yaşamayı, o hastalığı sevmeyi, o hastalıkla Allah’ın huzûruna gitmeyi düşünmüşler. Ancak şifa aramak da sünnettir, o da bir yoldur. Bir kimse hastalıkla mücadele eder, bu da bir yoldur. Ama ehl-i tasavvuf kendi içinde bulunduğu hâli kendi kafasından değiştirmeyi arzu etmez; çünkü halleri değiştirecek olan Allah’tır der.
Bir kimse o hastalığı üzerinde bulundurduğu müddetçe Allah onunla özel ilgilidir, özel muhabbeti vardır. Başı ağrısa dahi, karnı ağrısa dahi, küçücük bir hastalığı olsa dahi Allah onunla özel ilgilidir. O yüzden hasta hastalığın tadını çıkarmalı, o esnada Allah’ı zikretmeli.
Hazret-i Ebû Bekir’in Üç Ameli: Cennet Ehli
Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz’in bulunduğu bir mecliste Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem sordu: ‘Bugün hanginiz oruçlu?’ Hazret-i Ebû Bekir elini kaldırdı. ‘Bugün hanginiz hasta ziyaretine gitti?’ Elini kaldırdı. ‘Bugün hanginiz bir kardeşine yemek yedirdi?’ Yine elini kaldırdı. ‘İşte bu ehl-i cennettir’ buyurdu. Üç ameli aynı günde üzerinde bulunduran cennet ameliyle amellendi, cennet kokusuyla kokulandı.
Sesli Zikir Tartışması ve Cemaatler Arası Tevâzu
Hâlâ da insanlar sesli zikir meselesini tartışıyorlarsa, gerçekten cehâlet çukurunda kulaç atıyorlar. Cemaatlerin arasında, tarîkatların arasında, şeyhlerin arasında üstünlük-alçaklık ilişkisi kurmaya çalışanlar ümmetin câhilleridir. Başka bir cemaatten kendini üstün gördüğün anda tevâzunu kaybettin. Başka bir şeyhten kendini üstün gördüğün anda tevâzunu kaybettin.
Zikrullâh bir nimettir, bir lütuftur, bir ikramdır. Kim Allah’ı zikrederse Allah onu zikreder. Allah’ın zikirden daha fazîletli hiçbir amel yoktur. Zikreden kimse Allah’ın ihsân derecesine yükselmiştir; o, Allah’ı görüyormuşçasına yaşıyordur. Zikrullâh yapmak ameldir ve zikreden kimsenin üzerine Allah anında nimetini tamamlar.
Kim zikredenlerle uğraşırsa o halakadan gider. Bir zikreden cemaat, zikreden bir kimseyle uğraşan kimsenin ayağı kayar; zikrullâh halakasında duramaz. Bir velîye, bir mürşid-i kâmile ihânet eden bir kimse bir daha asla bir mürşid-i kâmilin kapısından içeri giremez.
Cüz’î İrâde, Ecel ve Allah’ın Takdîri
‘Allah’ın izni olmadıkça hiçbir kimseye ölmek yoktur. O, vâdesiyle yazılmış bir yazıdır.’ (Âl-i İmrân 3/145) Cenâb-ı Hak kime ne kadar vâde tanıdıysa, onu bir adım öne veya bir adım geriye götürecek bir kudret ve kuvvet yoktur. Bir kimse intihar da etse Allah’ın eceliyle ölmüştür. Ölümlerin hiçbirisinde Allah’ın eceli olmadığı söylenemez; geri kalanı hep sebepler dâiresidir.
Biz cüz’î irâdemizin bizde var olduğuna inananlarız. Kendi gayretimiz, kendi amelimiz sonumuzu belirleyecektir. Bu manada Cebriyecilik’i kabul etmiyoruz. ‘Allah kişiyle kalbi arasına girer’ âyetinde kişi, nefsiyle alâkalıdır; nefsin üzerindeki irâde şahsa aittir. Ruhun üzerindeki irâde ise Allah’a aittir.
Kim Dünyayı İsterse, Kim Âhireti İsterse
‘Kim dünya nimetini isterse kendisine ondan veririz. Kim de âhiret nimetini dilerse buna da ondan veririz.’ (Âl-i İmrân 3/145) Burada dileyen, isteyen, kendini hedefe kilitleyen kulun kendisidir. Burada Cebriyecilik yok; kul kendi isteğiyle yürüyor.
Başka bir âyet-i kerîmede âhiretini isteyenlere Allah dünyayı da verir buyurmuştur. O zaman âhireti isteyen bir taşla iki kuş vuruyor: Âhireti isteyen, Allah’a kavuşmayı dileyen, âhiret hayatını özleyen bir kimseye Cenâb-ı Hak dünyayı da hizmetine veriyor. Dünya o kimsenin hizmetindedir; o dünyanın hizmetinde değildir. Kim dünyayı isterse o dünyanın hizmetçisi olur.
İbrâhîm bin Edhem Hazretleri kuyuya abdest almak için kovasını atmış, bir kova altın çıkmış. ‘Yâ Rabbî, hâlâ beni dünyayla imtihan ediyorsun’ demiş. Bu sefer su kendiliğinden yukarı çıkmış. Siz yönünüzü Allah’a çevirirseniz, âhirete çevirirseniz, Allah dünyanıza kefil olur.
Farzlar, Nâfileler ve Güzel Ahlâk: Tasavvuf Anlayışımız
Bir kimse farzları yerine getirmekle Allah’a en sevimli işi yapar. Nâfilelerle Allah’a yaklaşır ve Allah’ı sever. Tasavvuf budur. Nâfile ibadetten daha üstün olan iyi ahlâktır. Sen kendini iyi ahlâkla vasıflandırdıysan tasavvuf budur.
Ama bazı yerlerde ‘tasavvuf ahlâktır’ sözü eksik algılanmış. Sanki namaz kılmayacak, oruç tutmayacak, tesettüre riâyet etmeyecek, haram işleyecek ama ‘ben iyi ahlâklıyım’ diyecek. Böyle tasavvuf yok. Farzları yerine getirmek demek haramlardan setr olmak, harama bulaşmamak demektir. Haramla bağlantımız olmayacak hiçbir noktada.
Günahlardan setr olmak, yani günahların örtülmesi yolumuzun başıdır. Ama bunun daha büyük noktası günahtan setr olmaktır: Günahın hakkımıza gelmemesi, haramın gönlümüzde yeri olmaması, beynimizde vücûdumuzda yeri olmaması.
Sabır: Allah Sabredenleri Sever
‘Nice peygamberler, beraberlerinde Rabb’e kul olanlardan birçoğu bulunduğu hâlde savaştılar. Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı yılmadılar, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever.’ (Âl-i İmrân 3/146)
Hastalık gelecek, sabret. Belâ gelecek, sabret. Musîbet gelecek, sabret. Soğuk gelecek, sıcak gelecek, işsizlik gelecek, yokluk gelecek; her şey gelecek. Sakın sabır çizgisinin dışına çıkma. Namazla, zikirle Allah’tan yardım dile. Namaz bir günlük iş değil, oruç bir senelik değil, zikir bir derslik değil. Son nefesine kadar niyet et.
Cemaatin içerisinde değişik haller olabilir, sabret. Senin yaptığını göremeyebilirler, sabret. Şahıslara takılma, vazîfeni yerine getir. İnsanların davranış biçimleri seni aldatmasın. Hiç kimseye tepeden bakmayın. İman eden, takvâ sahibi velîler mü’min kardeşlerine şefkatli ve merhametlidirler.
Edep ve Şefkat
Taşa bir tekme vurmak yok; onda Allah’ın nuru var. Böceği öldüremezsin, sana ait değil o. Çiçeği katledemezsin, ağacı katledemezsin. Tuvalete giderken dahi edeple git, yolda yürürken edeple git. Kardeşine, eşine, çocuğuna, annene, babana edeple davran.
Kim size kötülük yaptıysa affedin. Kim size zulmettiyse affedin. Kim hakkınızı yediyse affedin. Bu topluluk affedici topluluk olmalı, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in sünnetinin yaşandığı bir topluluk olmalı.
Hazret-i İbrâhîm ve Azrâîl Kıssası: Dost Dosta Kavuşmak
İbrâhîm aleyhisselâm, Azrâîl aleyhisselâma sormuş: ‘Dost dostunun canını alır mı?’ Azrâîl hızla yükselmiş: ‘Yâ Rabbî, dostun öyle bir soru sordu ki cevap veremedim.’ Cenâb-ı Hak buyurmuş: ‘Git söyle, dost dosta kavuşmak istemez mi?’ Azrâîl inmiş, söylemiş. İbrâhîm aleyhisselâm kendini Azrâîl’in önüne atmış: ‘Al canımı, dosta gitmek istiyorum!’
Dosta giderken yükünüz olmasın, eteğinizden çeken olmasın. İnsanları affedin, merhamet edin, saygılı davranın. Yönünüzü âhirete çevirin; dünya size hizmet eder.
Baykuş ve Leylek Kıssası: Zikir ve Rızık
Bir leylek, baykuşa demiş: ‘Sabahtan beri hep bıraktığım yerdesin, hiç rızkını aramadın.’ Baykuş derin bir nefes almış, üç serçe kuşu önüne gelmiş. Birisine bir pençe vurmuş, diğerlerini göndermiş. Demiş: ‘Biz Allah’ı öyle zikrederiz ki Cenâb-ı Hak rızkımızı önümüze getirir. Fazlasını iade ederiz. Sen ise çok zikrettiğini söylersin ama yılan çıyan yiyeceksin diye koşarsın.’
Allah İhsân Edenleri Sever
‘Ey Rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki israfımızı bize bağışla. Sebâtımızı arttır. Kâfirler grubuna karşı bize yardım et. Bu yüzden Allah onlara dünya nimetini de âhiret nimetini de fazlasıyla verdi. Ve Allah ihsân edenleri sever.’ (Âl-i İmrân 3/147-148)
Siz bu hâl üzere durur, Allah’ın zikrine, âhirete doğru yönelmeye, Allah yolunda mücadeleye, nefsinizle yaka paça olmaya devam ederseniz, Allah size dünyada da âhirette de iyilikler verecek, dünyanızı da âhiretinizi de zenginleştirecektir.
Kaynakça
Âyet-i Kerîmeler
- Âl-i İmrân Sûresi 3/145 — ‘Allah’ın izni olmadıkça hiçbir kimseye ölmek yoktur. O vâdesiyle yazılmış bir yazıdır. Kim dünya nimetini isterse ondan veririz, kim âhiret nimetini dilerse ondan veririz’
- Âl-i İmrân Sûresi 3/146 — ‘Nice peygamberler… Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı yılmadılar. Allah sabredenleri sever’
- Âl-i İmrân Sûresi 3/147-148 — ‘Ey Rabbimiz günahlarımızı bağışla… Allah ihsân edenleri sever’
- Enfâl Sûresi 8/24 — ‘Allah kişiyle kalbi arasına girer’ — Cüz’î irâde ve Cebriyecilik tartışması
- Ankebût Sûresi 29/69 — ‘Yolumuzda mücâhede edenlere yollarımızı açarız’
- Furkân Sûresi 25/63 — ‘Onlar yeryüzünde tevâzu ile yürürler’
Hadîs-i Şerîfler ve Hadîs-i Kudsîler
- Hasta ziyareti hadîs-i kudsîsi — ‘Yâ Mûsâ, hastayı ziyaret etseydin Beni onun yanında bulurdun’ — Müslim, Kitâbu’l-Birr ve’s-Sıla, Hadis No: 2569
- Hazret-i Ebû Bekir’in üç ameli hadîsi — Oruç, hasta ziyareti ve yemek yedirme; ‘Bu ehl-i cennettir’ — Müslim, Kitâbu’l-Birr
- Belâların derece derece gelmesi hadîsi — Tirmizî, Kitâbu’z-Zühd, Hadis No: 2398
- Kudsî hadîs — ‘Kim velîme düşmanlık ederse ona harp ilan ederim’ — Buhârî, Kitâbu’r-Rikâk, Hadis No: 6502
- ‘Kim Allah’ı zikrederse Allah onu zikreder’ — Bakara 2/152 âyeti ve ilgili hadîsler
Tasavvuf Kaynakları ve Kıssalar
- İbrâhîm bin Edhem (k.s.) — Kuyu ve altın kova kıssası, dünyaya karşı tevekkül ve zühd
- İbrâhîm aleyhisselâm ve Azrâîl kıssası — ‘Dost dostunun canını alır mı?’ sorusu, dosta kavuşma arzusu
- Baykuş ve Leylek kıssası — Zikir ve rızık ilişkisi, Allah’ın zikredene rızkı önüne getirmesi
- Vuslat (kavuşma) meselesi — Ehl-i tasavvufta hakîkî vuslatın dünyada gerçekleşmeyeceği görüşü
Fıkhî ve Kelâmî Kaynaklar
- Cebriyye mezhebi reddi — Cüz’î irâdenin varlığı, Ehl-i Sünnet akîdesi
- Mâtürîdî kelâm geleneği — Kulun fiillerinde cüz’î irâdesi olduğu prensibi
- Farzların yerine getirilmesi ve haramlardan setr olma — Tasavvufî ahlâk anlayışının fıkhî temeli