Kaza Namazları ve Sünnet Namazları
Cuma namazlarında son sünnetten sonra vaktin sünneti yerine kazaya kalmış namazlara niyet edilerek kılınabilir. Bir kimse nafile namaz veya sünnet namazları kılacağı zaman, örneğin öğlenin ilk sünnetini kılacaksa, niyet ederken en son kılmadığı öğlen namazının farzının kazasına niyet edebilir. O kimse, öğlen namazının kazasını kılmış olurken aynı zamanda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetini de yerine getirmiş olur.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünneti, her farz namazının ya önünde ya da sonunda, bazılarının hem önünde hem sonunda nafile namaz kılmasıdır. Sabah namazının farzından önce iki rekât, öğlen namazının farzından önce dört rekât ve farzdan sonra iki rekât (bazı rivayetlerde dört rekât), ikindi namazının farzından önce dört rekât, akşam namazının farzından sonra iki rekât, akşam namazının nafilesinden sonra iki, bazen dört, bazen altı rekât evvâbîn namazı ve yatsı namazının farzından önce dört, farzdan sonra iki rekât namaz kılmıştır. Bunların hepsi sünnettir.
Kaza Borcu Varken Nafile Kılmak
Farz namazdan önce namaz kılmak sünnet olduğuna göre, bir kimse farz namazdan önce kaza namazı kılarsa hem sünneti yerine getirmiş hem de kaza borcunu ödemiş olur. Abdülkadir Geylânî hazretleri, farz borcu varken sünnetle meşgul olmanın ahmaklık olduğunu, çünkü sünnetlerin kabul olmayacağını buyurmuştur. İmam Gazâlî hazretleri de farz borcu varken nafilelerle uğraşan kimsenin aklına şaştığını ifade etmiştir. İmam Rabbânî hazretleri de aynı görüşü savunmuştur.
Hanefî fukahası şu hadis-i kudsîyi esas almıştır: Kıyamet gününde kulun namazına bakılır, farzları eksik kaldıysa Allah Teâlâ meleklere ‘Kulunun nafilelerini de toplayın’ buyurur. Nafilelerle farzlar tamamlanırsa hesabı tamam olur. Hanefî fukahâsının büyük bir kısmı, bir kimse sünnet namazlarını kılar ve farzlarının kazasını kılmaya gayret ederse, yetiştiremediği takdirde Allah onun nafilelerini farza çevirir demiştir. Ancak ehl-i tasavvuf meselenin özüne hükmetmiş ve kaza borcu varken nafilelerle iştigal etmeyi uygun görmemiştir.
Namazları Cem Etmek (Birleştirmek)
Hanefîlere göre namazlar yalnızca Arafat ve Müzdelife’de cem edilir. Ayrıca yangın, sel, donma tehlikesi, anarşi, yırtıcı hayvan tehlikesi veya namazı vakitinde kılmayı kesinlikle engelleyen bir zorunluluk durumunda da namazlar cem edilebilir. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî ulemâsı ise seferde de namazın cem edilebileceğine fetva vermişlerdir.
Hz. Ömer radıyallahu anh, yirmi üç kez Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle seyahat ettiğini ve her birinde namazın cem edildiğini rivayet etmiştir. Hatta bir rivayette henüz Medine’den çıkmadan namazı cem ederek yola çıktığı nakledilir. Başka bir rivayette sahâbî, Resûlullah’ın Medine’deyken de namazı cem ettiğini gördüğünü söylemiştir; ancak bu durumda bir zorunluluk veya sıkıntı bulunduğu belirtilmiştir. Yağışlı bir günde de namazı cem ettiği rivayet edilmiştir.
Cem Etmenin Uygulanabileceği Durumlar
Ameliyata giren hemşire veya doktor, on beş saat ameliyatta kalıyorsa namazını cem edebilir. Seyahatte nerede namaz kılacağı belli olmayan, emir altında çalışan, şoförlük yapan, nöbete çıkan kişiler namazı cem edebilir. Bilmediği bir şehirde nerede abdest alacağını, nerede cami bulacağını bilemeyen de namazını cem etsin. Kılamamaktansa, vakti geçirmektense namazı cem etmek tercih edilmelidir.
Ancak hiçbir zorunluluğu yokken, hiçbir sıkıntısı yokken namazı cem etmeye kalkışmak doğru değildir. Allah dini insanlara bir zorluk olarak değil, yaşanabilir olması için vermiştir. Kendi durumunu zormuş gibi gösterip kendini aldatmamalıdır. Burada insanların niyeti önemlidir.
Cihadın Tarifi ve Kapsamı
Cihad çok geniş bir mefhumdur. Derse gelmek de cihattır, namaz kılmak da, oruç tutmak da, haramdan kaçmak da, susup sohbet dinlemek de, çocuğu edep ve terbiyeyle sohbeti dinletmek de cihattır. Yolda giderken gözünü gönlünü kaldırmamak, kadınlara erkeklere bakmamak cihattır. Kâfirle maddî manevî mücadele etmek, onların ahlâkı, kültürleri ve sapıklıklarıyla mücadele etmek cihattır. Bir sünnet-i Resûlullah’ı işlemek, bir farzı yerine getirmek, bir sünneti veya güzel ahlâkı tebliğ etmek cihattır.
Haramlarla arasına sınır çekmek, haram tarafına geçmemek ve bakmamak en büyük cihattır. Gün gelir kâfir silahlanır, toprağına, malına, mülküne, namusuna, dinine, imanına göz diker; onunla savaşmak cihattır. Ama gün gelir kâfir kolasıyla, yiyeceğiyle, modasıyla, içkisiyle, zevk-i sefasıyla, nefsâniyetiyle senin önüne çıkar; onlarla topyekûn mücadele etmek en büyük cihattır.
En Büyük Cihad: Nefisle Mücadele
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir gazâdan dönerken ‘Küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz’ buyurmuştur. Karşımızdaki en büyük düşman nefistir. Kibir, kendini beğenme, ucub, insanlara tepeden bakmak, nimetlere nankörlük, eşiyle çocuklarıyla komşularıyla iyi geçinmemek hep nefsle alâkalıdır.
Çanakkale’de sahâbe ruhuyla ölüme koşarak giden insanlar kâfiri durdurmuştur. Ancak düşman arka taraftan, nefsâniyetle gelmiş ve bizi nefisle yıkmıştır. Bugün kâfirlerle aramızda kıyafet farkı, ahlâk farkı, eğlence farkı kalmamıştır. Tüketim çılgınlığı, marka düşkünlüğü, kredi kartı borçları hep nefsin esareti altına girmenin göstergeleridir.
Cihad dilde olmayacak, fiiliyatta olacaktır. Cebinde Marlboro sigarası, ayağında Amerikan ayakkabısı, kokuları Fransa’dan, tüketim maddeleri uluslararası markalardan gelirken cihattan bahsetmek mümkün değildir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ‘Siz onlara adım adım uymadıkça kıyamet kopmaz’ buyurmuştur. Kültürünüzü, yemek kültürünüzü, kıyafetlerinizi değiştirmeyin. Erkekler kadınsı kıyafetler giymesin, kadınlar erkeksi kıyafetler giymesin. Eğer erkekler kadınlar gibi giyinirse kadınlık hormonları etkin olmaya başlar, kadınlar da erkekçe giyinirse erkekleşmeye başlar.
Cihadın Özü: Kur’an ve Sünnete Uymak
En büyük cihad Allah’ı sevmek, Resûlullah’ı sevmek, Kur’ân’ı sevmek ve onun hükümlerine sıkı sıkıya tutunmaktır. Kur’ân ve Sünnete uymadıkça cihad edilemez, hidayete ulaşılamaz. İman etmiş olmak için Kur’ân ve Sünnete itaat etmiş olmak gerekir. Allah’a itaat, Resûlullah’a itaat ve Allah ile Resûlullah’a itaat eden emir sahiplerine itaat esastır. Eğer bir emir sahibi Allah’a ve Resûlullah’a itaat etmiyorsa ona itaat edilmez.
Ehl-i tasavvuf nefisle cihadı kendi üzerinde üstün kılmaya çalışır. İki sefer Allah demekle, iki güzel rüya görmekle, kabrin başına gidip kabirdekini görmekle kendini velîlerden sanmamalıdır. Ahlâkını üstün tut, gözüne kaşına sahip ol, nefsine sahip ol, dilini eğip bükme. Bin bir gün oruç tutsan diline sahip çıkmadıysan boşunadır. Bin bir rekât namaz kılsan gözüne kaşına sahip çıkmadıysan ayranlık yapmış olursun.
Kaynakça
- Hadis-i Kudsî: Kıyamet gününde kulun namazına bakılır, farzları eksik kaldıysa nafilelerden tamamlanır (Ebû Dâvûd, Salât, 145; Tirmizî, Salât, 188; Nesâî, Salât, 9)
- Abdülkâdir Geylânî, el-Gunye li-Tâlibî Tarîki’l-Hakk: Farz borcu varken sünnetle meşgul olmanın ahmaklık olduğu hükmü
- İmam Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Kitâbu’s-Salât: Kaza borcu varken nafilelerle uğraşan kimsenin aklına şaşılması
- İmam Rabbânî, Mektûbât-ı Rabbâniyye: Kaza borcu varken nafilelerle iştigalin uygun görülmemesi
- Hz. Ömer (r.a.) rivayeti: Peygamber (s.a.v.) ile 23 seferde namazı cem etme (Buhârî, Taksîru’s-Salât, 13; Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 6)
- Hadis-i Şerif: Medine’deyken namazın cem edilmesi rivayeti (Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 54)
- Hadis-i Şerif: Özürsüz namazı cem eden hakkında tehdit (Tirmizî, Salât, 25)
- Hadis-i Şerif: Küçük cihaddan büyük cihada dönüş — nefisle mücadele (Beyhakî, ez-Zühdü’l-Kebîr, 373; Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, II/73)
- Hadis-i Şerif: Onlara adım adım uymadıkça kıyamet kopmaz (Buhârî, İ’tisâm, 14; Müslim, İlim, 6)
- Nisâ Sûresi, 4/59: Allah’a itaat edin, Resûl’e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin
- Hanefî Fıkhı — Namazda Cem: İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr ale’d-Dürri’l-Muhtâr, Kitâbu’s-Salât, Bâbu Salâti’l-Müsâfir
- Şâfiî-Mâlikî-Hanbelî Fıkhı — Seferde Cem: İbn Kudâme, el-Muğnî, Kitâbu’s-Salât, Bâbu’l-Cem’i beyne’s-Salâteyn