Dergah Sohbetleri Serisi

196. Dergah Sohbeti – İdrakin Gelişimi, Ehli Tasavvuf ile Ehli Tarikat Farkı ve Menfaatsiz Hizmet

İdrakin Her Gün Gelişmesi ve Kemale Yolculuk

İnanç zaaf değil, temiz ve öz bir şeydir. Kur’an-ı Kerim’i tek tek oturup incelemek, her ayetin sebebini ve hikmetini araştırmak gerekir. Bugün söylediğiniz şey yarın eksik kalabilir, çünkü insanın bilgisi ve anlayışı gün geçtikçe olgunlaşır. Yaşınız geçtikçe kemal noktası artar, bir şeyi idrak etme kapasiteniz genişler. Dün idrakiniz bir çay bardağı kadardı, bugün biraz daha büyüdü. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur ki: ‘Günü gününe müsavi olan zarardadır.’ Bu hem inanç noktasında hem amel noktasında, hem felsefi olarak hem sosyal olarak hem ekonomik olarak geçerlidir.

Dünkü düşüncemiz daha dardı, dünkü idrakimiz daha sınırlıydı. Bugün genişlemiş olacağız. Eğer Müslümanlar bunu böyle algılamış olsalardı ekonomide, ticarette, sanatta, ziraatte, hangi alanda olursa olsun dünü yetersiz görüp daha ileri gitmeyi düşünmüş olsalardı, çok daha farklı bir dünya ile karşı karşıya kalacaktık. Güzel ahlakımızı biraz daha tamamlayacağız, ibadetimizi derinleştireceğiz, anlayışımızı genişleteceğiz, inancımızı yükselteceğiz. Dün ile bugün aynı olmayacağız.


Ehli Tasavvuf Dün Söylediğini Bugün Tekrarlamaz

Ehli tasavvuf papaanlık yapmaz. Yani dün söylediği sözü bugün tekrar söylemez. Eğer dün söylediği sözü bugün aynıyla aktarıyorsa, o yerinde sayıyor demektir. Dünkü idrakini bugün de aynı şekilde bize aktarıyorsa zarar etmiştir. Dün ile bugün arasında zikrullah etmiş olsaydı, zikrullah onun kalbini açacaktı, ufkunu geliştirecekti, ruhunu yükseltecekti. İdraki değişecekti ve dünkü sözünü tekrarlamayacaktı.

Zikrin hakikati o kimsenin kalbini açar, ruhunu açar, içini açar ve yükseltir. Özüne yolculuk yaptırır, içsel yolculuk yaptırır. Allah’ın yolunun sonu yoktur. İlminin, kudretinin, hikmetinin sonu yoktur. O zaman yürüyüş de hiçbir zaman bitmez. Bu yüzden biz ‘hadasat-ı memur’ altındayız. Dün geçti, dünkü her şey bitti. Yarın gelmedi. Allah bizden yarının ibadetini istemiyor. Gün bu gündür, sen bu güne bakacaksın.


Her Şeyde Hikmet Görmek: Ebu Cehil ve Ebu Bekir Kıssası

Kişi hikmetli söz ve davranışlardan nasıl istifade eder? Her söz hikmetlidir. Allah hikmetsiz bir şey yapmaz, hikmetle yaratır. Biz onu kötü görebiliriz, eksik görebiliriz ama onda mutlaka hikmet vardır. Her sözden bir hikmet çıkarmak mümkündür. Ehli tasavvuf yaratılan her şeyden bir hikmet çıkarır.

Ebu Cehil geldi ve ‘Ne kadar çirkinsin ya Resulallah!’ dedi. Allah Resulü ‘Sen bana nasıl çirkin dersin’ demedi, ‘Doğru söylüyorsun’ buyurdu. Ardından Hz. Ebu Bekir Efendimiz geldi ve ‘Ne kadar güzelsin, baktıkça bakası gelir’ dedi. Ona da ‘Doğru söylüyorsun’ buyurdu. Çünkü biz aynayız; çirkin olan kendisini çirkin görüyor, güzel olan kendisini güzel görüyor. Bu bize çirkin bir söz gibi gelir ama Allah çirkin bir şey yapmaz, boş bir şey yapmaz, eksik bir şey yapmaz. Bizim idrakimiz gelişmediğinden dolayı ‘bize hakaret etti’ deriz.

Hırsız herkesi hırsız görür. Bu bir hakikattir. Ehli tasavvuf için hikmetsiz hiçbir şey yoktur. Görebilene doğruyu eğriden, kalbini aklından ayırt edecek basiret verilmiştir. Bizim eğri bildiklerimiz de aslında doğrudur; ancak bunun hikmetini anlatsan bile taşın gönlüne atsan ne olur? Dışı ıslanır, içi ıslanmaz.


Nefis ve Şeytanın Hileleri: Padişah Metaforu

Nefis ve şeytanın hilelerini birbirinden ayırt etmek kolay değildir. Bir padişah düşünün: kendi askerlerinin içinde sağlamını çürüğünü ayırt etmek için bir komutanına ‘Çık benim aleyhimde konuş’ der. O komutan fitne çıkarır, ‘Padişah akçelerimizi eksik veriyor, askerine düzgün bakmıyor’ der. Padişaha tam bağlı olmayan komutanlar ve askerler bu fitneye kapılır ve meydana çıkarlar. İşte nefis ve şeytan sizin fitneci başınızdır, başka bir şey değildir.

Padişahın emrine sağlam olan dinlemez bu fitneleri. Nefis kötü bir teşkilat değildir. Nefis istekler manzumesidir. Yemek yemek de nefistendir, buraya gelmeyi istemek de nefistendir, Allah’ı sevmek de nefistendir, namaz kılmayı istemek de nefistendir. Bir hocam yirmi tane talebesi arasından birini asistan yapacaksa onu imtihan etmesi lazımdır. İlmine bakacak, ahlakına bakacak, eğitimine bakacak. İmtihan sahası olması lazım. İşte Allah da kullarını böyle imtihan eder.


Ehli Tarikat ile Ehli Tasavvuf Arasındaki Fark

Tarikatın özel giyinişi vardır, özel törenleri vardır, özel zikrullahları ve merasimleri vardır. Karşıdan baktığınızda ‘Bu kimse Nakşibendi tarikatından’ veya ‘Bu Rufai tarikatından, hatta Nakşibendinin Halveti kolundan, Rufailinin Eşrefi kolundan’ dersiniz. Tarikatın kendi içerisinde bir yapılanması ve oluşumu vardır. Bir kimse bir ehli tarikata girer, biat ederse; malını mülkünü dahi teslim etmesi tarikatın adabındandır.

Biz ehli tasavvufuz. Biz bir tasavvufi topluluğuz, tarikat topluluğu değiliz. Ehli tasavvufun özel bir kıyafeti olmaz, özel bir simgesi olmaz. Halk nasıl giyiniyorsa Kur’an ve Sünnet dairesi içinde öyle giyinir. Halkın içinde normal hayatına devam eder. İbadetlerini öne çıkarmaz, nafilelerini saklar, hasenâtını gizler, doğruluğunu saklar. Kendi kötülüklerini meydana çıkarır. ‘Ben doluyum, ben şuyum, ben buyum’ diyen ehli tasavvuf değildir.

Türkiye’de gerçek ehli tarikat olduğuna inananlardan değilim. Yüksek sesle söylüyorum. Bir tanesi çıksın ‘Ben tarikatım’ desin, alnını beşle değil on karış karıştırırım. Ehli tasavvuf der ki ‘Bize Muhammedi deyin yeter.’ Hatta gerçek Muhammedi olduğunu dahi göstermek istemez; ‘Ben bir yanlışlık yaparım, eksiklik yaparım, Muhammedi ne yaptı derler’ diye korkar. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme laf gelir diye ürkmüşlerdir.


Tasavvuf İç Yolculuktur

Tasavvuf yolculuktur ama dışa değil, içe yolculuktur. Ehli tasavvuf içe yolculuk yapar, dışa yolculuk yapmaz. Yürüdüğü yol içindedir, dışında değildir. Bizim yolculuğumuz elsiz ayaksız, gözsüz kulaksız, dilsiz dudaksızdır. Yolculuk olacaksa içeride olacaktır.

Ehli tarikat 99 tanesini yolda giderken eline alır, herkes görür. Bir de kalbinin üzerine koyar. Nakşibendilikte ise hafî zikrullah yapılır. Hafî, gizli demektir. Hiç kimse senin zikrullah yaptığını anlamayacaktır. Bu gizlilik çok önemlidir. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem nafile namazlarını mescitte hiç kılmamıştır. Nafile namazı mescitte kılmayan bir peygamberin ümmetiysen, simgesel şeylerden uzak durmalısın. Gösteriş değil, gizlilik esastır.


Başka Tarikatın Sohbetine Katılma Meselesi

Bir tarikata bağlı müntesibin başka bir tarikatın sohbetine katılması durumunda sevgisinin azalması veya bağlılığının zayıflaması söz konusu olabilir mi? Tarikatlar belli eğitimleri ve metotları olan yapılardır; bir tarikat kendince böyle bir prensip koyabilir. Ancak ehli tasavvuf için böyle bir kısıtlama söz konusu değildir.

Hz. Mevlana ayrıdır, Mevlevilik ayrıdır. Hz. Abdülkadir Geylani ayrıdır, Kadirilik ayrıdır. Hz. Rufai ayrıdır, Rufailik ayrıdır. Şah-ı Nakşibend ayrıdır, Nakşibendilik ayrıdır. Bediüzzaman ayrıdır, Nurculuk ayrıdır. Bir kimse yürür, arkasından gelenler o yolu şekillendirir. Sonradan kurallar koyarlar, manzumeler yazarlar, bir hukuk ve hiyerarşi oluşur.


Kitap ve Risale Yazmaktan Vazgeçme

Ben bir risale yazıyordum, bilgisayarda yarım kaldı, yazmayı bıraktım. Sebebi şu: Bugün yazıyorum, kapatıyorum. Birisi aynı konuda bir şey soruyor, oradan kes-yapıştır yapayım diyorum. Açıyorum, okuyorum: şurası eksik, burası eksik. Elli sayfa diye düşündüm, yetmiş oldu, yüz yirmi oldu. Her açtığımda eksik görüyorum. Bir tamamlanmayacak dedim.

İkincisi dedim ki on yıl sonra ben bu fikirle bağlantı kalmayacak, belki de küçümseyeceğim bunu. Bana diyorlar bazen ‘İki yıl önce bunu demişsiniz.’ Bakıyorum gerçekten iki yıl önceki o konuşma ne kadar sığ kalmış. O yüzden yaptığım sohbetleri CD’lerden hiç dinlemiyorum. On yıl sonra dinlesem ‘Şurası eksik, burası olmamış’ derim, konuşmaktan kendimi alıkoyarım. Psikolojimi bozacağım diye hiç dinlemiyorum.


Sema ve Semah Farkı

Sema aşkın tezahürüdür. Nasıl aşk dile gelince söz, şiir, hikâye oluyorsa; bedene gelince de sema olur. Hz. Mevlana semayı ilk yapan kimse değildir. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Cafer-i Tayyar gelince hem onun gelişine hem savaştan galip çıkılmasına sevinmiş, Cafer-i Tayyar hem Resulullah’ın etrafında hem kendi etrafında dönmüştür.

Hz. Ali Efendimiz, Mekke’den Medine’ye hicret sırasında Resulullah’ın yatağına yatmıştı. Müşrikler o gece suikast düzenleyeceklerdi. Canını feda eden Hz. Ali Efendimiz Medine’ye gelince, Resulullah onu yolda karşıladı ve ‘Ali, senin kanın benim kanımdan, senin canın benim canımdandır, sen benim ahiret kardeşimsin’ buyurdu. Bu büyük sevinçle Hz. Ali hem Resulullah’ın etrafında hem kendi etrafında sema etti.

Hz. Resulullah mescitte de sema etmiştir. Ashab zikrullah yapıyordu, Resulullah ‘Anam babam size feda olsun, siz ne yapıyorsunuz?’ dedi. ‘Allah’ı zikrediyoruz’ dediler. Bir rivayette Ashab’tan birisi ‘La ilahe illallah’ derken dönmeye başladı, üzerine hırkası düştü. O hırkadan parçalar koparıldı; Hz. Ebu Bekir Efendimiz başına sardı, Hz. Ali Efendimiz iki omuzuna birer parça iliştirdi.

Semah ise Türklerin geleneğidir. Semah da bir sevincin, kutsalın ve aşkın ayrı bir tezahürüdür. Ben semah yapanları asla ‘Neden semah yapıyorsunuz’ diye eleştirmem. Ancak Türkiye’deki cemaatlerin bazıları siyasi bir organizasyonun ürünüdür, inancın ürünü değildir. İnanç siyasi meselelere basamak olmamalı, siyasi oluşumların altına zemin oluşturmamalıdır.


Hristiyanlarla Diyalog: Koreli Misafirler

Bir gün tekkede Korelilere Hz. İsa Aleyhisselam’ı anlattım. Hz. İsa’nın çektiği eziyetleri, onu yüce bir peygamber olarak kabul ettiğimizi, kıyafetini, şeklini anlattım. Tercüman İngilizce çeviri yapıyordu. Koreli misafirler ağlamaya başladılar. ‘Bu iyi bir adam’ dediler.

Ben dedim ki: ‘Ben hem İseviyim, hem İbrahimiyim, hem Ademiyim, hem Yusufiyim, hem Yakubiyim. Çünkü ben Muhammediyim.’ Muhammediler bütün dinleri kendi özlerinde saklarlar, bütün peygamberleri kendi özlerinde toplarlar. Birisi ateşe inanıyor, puta inanıyor dediğimizde; aslında o da Allah’a inanıyor, Allah’ı başka bir şeyde zannetmiş. Bütün inançlar özünde Allah’a döner.


Menfaatsiz Hizmet ve İhlasın Önemi

Hocam ile ilk tanıştığımız gün bana ilk sorusu şu oldu: ‘Bir menfaatiniz var mı?’ Ne menfaati? Yüreğime bastı bu soru. ‘Yok bir menfaatim, daha cebimden harcıyorum burada’ dedim. ‘O zaman sizinle konuşuruz’ dedi. İşte burada anladım ki menfaatsiz hizmet ne kadar önemli.

Tasavvufun içerisine menfaat girerse ihlas ve samimiyet çıkar, huzur da muhabbet de kalmaz. Yirmi yıllık müslümanlık hayatımda bir kere bile para toplamamışımdır. Bir kere ‘Arkadaşlar pamuk eller cebe’ dememişimdir. Bir şeyin ucundan tutarım, kendim yaparım. Tekkeye tuvalet lazımdı, telefon açtım ustaya, malzeme getirdim, yaptırdım. Kimseye sormadım, kimseden para istemedim.

Bir eksiğim olursa, ihtiyacım olursa bana Rabbim verir. ‘Bu kapı açık oldukça istediğiniz her şey kendisi gelecektir.’ Ben arkadaşlara tavsiye ederim: Siz Allah deyin, yürüyün. Size lazım olanı O verecektir. Size lazım olmayanı verse ne yapacaksınız zaten?


Siyasetin İnanç Topluluklarından Uzak Tutulması

İnanç topluluklarının içerisine siyaset girmemelidir. Çünkü Türkiye’deki siyaset menfaat üzerine dayanıyor. İçerisine siyaset ve ticaret kirliliği giren yerde ihlas kalmaz. Muhakkak ki içimizden bir arkadaşımız milletvekili de olabilir; bunu engelleyecek değilim. Ama burada milletvekilliğini konuşmayacak.

Burada saf, gayet normal, temiz bir şekilde sohbeti dinleyeceksin, kulak vereceksin, gideceksin. İçimizden birisi belediye başkanı da olabilir, başbakan da olabilir. Başbakan olduğu zaman da burada aynı yere oturacak. ‘Başbakan olduğun için gel şuraya otur’ demeyeceğiz. İnanç çıplak olarak kalmalıdır.


Kaynakça

Hadis-i Şerif Kaynakları

  • “Günü gününe müsavi olan zarardadır” — Süleyman b. Ali ed-Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs (Firdevsü’l-Ahbâr), Hadis No: 5765; ayrıca Keşfü’l-Hafâ, Aclûnî, c.2, No: 2480
  • Hz. Resulullah’ın mescitte sema etmesi ve hırkanın bölünmesi rivayeti — Ebû Nuaym el-İsfahânî, Hilyetü’l-Evliyâ, c.1; İbn Hacer el-Askalânî, el-İsâbe fî Temyîzi’s-Sahâbe
  • Hz. Resulullah’ın nafile namazları mescitte kılmaması — Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’t-Teheccüd, Bâb: ‘Salâtü’l-Leyl’; Sahîh-i Müslim, Kitâbu Salâti’l-Müsâfirîn
  • Cafer-i Tayyar’ın gelişi ve Hz. Resulullah’ın sevinci — İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, Hayber Bahsi; Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’l-Megâzî

Kur’an-ı Kerim Referansları

  • Müşriklerin suikast planı ve Allah’ın koruması — Enfâl Suresi, 8:30: “Hani inkâr edenler seni tutuklamak, öldürmek ya da sürgün etmek için tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kurarken Allah da karşılık veriyordu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.”
  • Hidayet Allah’tandır — Kasas Suresi, 28:56: “Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; fakat Allah dilediğini hidayete erdirir.”
  • Kalplerin Allah’ın evi olması meselesi — Hadîs-i Kudsî olarak rivayet edilir (bkz. İmam Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Kitâbu Şerhi Acâibi’l-Kalb)

Tasavvuf ve Fıkıh Kaynakları

  • Ehli tasavvuf ile ehli tarikat farkı — İmam Kuşeyrî, er-Risâletü’l-Kuşeyriyye, Tasavvuf Istılahları Bölümü; Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb
  • Hafî zikrullah ve Nakşibendî usulü — İmam Rabbânî, Mektûbât-ı Rabbânî, c.1, Mektup 29-31; Abdülhâlık Gücdüvânî, Hafî Zikir Risalesi
  • Hz. Mevlana ve sema geleneği — Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî, c.1-6; Ahmed Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn
  • Nefis istekler manzumesidir kavramı — İmam Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Kitâbu Riyâzeti’n-Nefs; İmam Rabbânî, Mektûbât, c.1, Mektup 47
  • Tasavvufta iç yolculuk kavramı — İbnü’l-Arabî, Fusûsu’l-Hikem, Âdem Fassı; Abdülkerîm el-Cîlî, el-İnsânü’l-Kâmil
  • Semah geleneği ve Türk tasavvuf kültürü — Abdülbâki Gölpınarlı, Türkiye’de Mezhepler ve Tarikatlar; İrène Mélikoff, Hacı Bektaş: Efsaneden Gerçeğe
  • Siyasetin tasavvuf topluluklarından uzak tutulması — İmam Kuşeyrî, er-Risâle, Zühd Bölümü; Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü’l-Kulûb, c.2

Tarihî Kaynaklar

  • Hz. Ali’nin hicret gecesi Resulullah’ın yatağına yatması — İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, Hicret Bahsi; Taberî, Târîhu’r-Rusul ve’l-Mülûk, c.2
  • Ebu Cehil ve Ebu Bekir kıssası (ayna metaforu) — Mevlânâ, Mesnevî, c.1, Beyit 1319-1345; Ferîdüddîn Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ