Dergah Sohbetleri Serisi

191. Dergah Sohbeti – Evlilik Kaderi, Cemaat Taassubu, Çocuk Terbiyesi ve İstiğfarın Fazileti

Evlilik Kaderi ve Dini Tamamlama

Evlilik mutlak kaderlerdendir. Nasıl ki anne babamızı seçemiyorsak, evlilik de Allah’ın takdiriyledir. Ancak bir kimse kendi cüzi iradesiyle mutlak kaderine doğru yürür. Evlilik kaderdir, eyvallah; namaz da kaderdir, oruç da kaderdir. Ama her biri için gayret ve sabır gerekir.

Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri “Evleniniz, dininizi tamamlayınız” buyurmuştur. Yine “Evleniniz ve çoğalınız; kıyamette, mahşerde ben sizin çoğunluğunuzla iftihar edeceğim” demiştir. Bir kimse evlendiğinde dinini tamamlamış olur; dini tamam olanın aklı da tamam olur. Dini tamam olmayanın ise aklı da tamam olmaz.

Kim evlenmez? Eğer bir kimsenin bir evi geçindirecek mali imkânı yoksa, bir kadını idame ettirecek fiziki ve ruhi yapısı yoksa o kimsenin evlenmemesi caizdir. Ama bunların dışında bir kimsenin evlenmesi şarttır. Kardeşler bu noktada evlilik için gayret gösterecekler, uğraşacaklar ve mutlak kaderlerine doğru mücadele edeceklerdir.


Mezhep ve Cemaat Taassubu: Ayrılık Değil Zenginlik

Mezhep taassubu yanlıştır. Bir baba Hanefi olur da oğlu Şafi olur, baba Şafi olur da oğlu Hanefi olur. Din bu konuda insanları hür bırakmıştır. Bir babanın çocuklarına veya bir erkeğin hanımına mezhep değiştirme baskısı kurması caiz değildir.

Cemaat taassubu ise ümmeti Muhammed’in içine sokulmuş bir hançerdir. Doğru kullanılırsa nur ala nur; doğru kullanılmazsa ümmet çok zarar görecektir. Cemaat taassubuna takılanlar, bir başka cemaati inkâr edenler büyük bir fitneye düşmüşlerdir. Kendi şeyhinden başka şeyh kabul etmeyen, kendi cemaatinden başka cemaat tanımayan anlayış son derece tehlikelidir.

Allah, “La ilahe illallah Muhammedun Resulullah” diyen herkesi din bağıyla kardeş ilan etmiştir. Bu fiziki bir akrabalık değil, manevi bir kardeşliktir. Kim “La ilahe illallah Muhammedun Resulullah” diyorsa hangi cemaatten, hangi şeyhten, hangi mezhepten olursa olsun bizim kardeşimizdir.

Bu noktada kimsenin şeyhine laf söylemeyin, kimsenin cemaatine laf söylemeyin, kimsenin mezhebine laf söylemeyin. Herkesin şeyhi kendine göre güzel ve haktır. Herkesin yolu kendine göre güzel ve haktır. Ölçüyü konuşun; haramı, helali, Kur’an’ın sünnetini konuşun. Ama cemaatleri eleştirmeyin. Bu oyuna düşmeyin, bu hataya düşmeyin.

Bu farklılıklar bizim zenginliğimizdir. Ayrılık sebebi değil, zenginliktir. Birisi cömerttir, öbürü çok namaz kılıyordur; birisi çok oruç tutuyordur, birisi çok zikrullah yapıyordur. Bunların hepsi güzel ahlaktır. Cemaatlere de bu gözle bakmak gerekir.

Cemaatlerin Birleşmesi Meselesi

Cemaatlerin tek çatı altında toplanmasını beklemek şu an için bir hayaldir. Bunun için bir kuruma ihtiyaç vardır ama böyle bir kurum henüz yoktur. Her cemaat kendisinin o kurum olduğunu iddia ediyor ki bu yanlıştır. Hiç kimse kalkıp bir başkasından kendini üstün görmemelidir; bu kibirdir ve rahmetten uzaklaşmaktır.

Bir kimsenin kendi cemaatini sevmesi fıtridir; tıpkı kendi ailesini, kendi annesini babasını daha çok sevmesi gibi. Ancak cemaatin başındaki kimsenin, arkasından gelen insanlara başka cemaatleri düşman olarak yetiştirmemesi gerekir. Dilimizi başka cemaatlere kapatırsak kardeşliğin tesis olacağına inanıyorum.


Çocuk Terbiyesi: Anne Karnından İtibaren

Çocuk doğmadan yetiştirilir. Daha çocuk doğmadan temeli atılır. Eşler birbirleriyle ilişkiye girmeden önce çocuğun ahlaklı olması için temeli atmalıdırlar. Eşler abdestli ilişkiye girmeye gayret etsinler. Bu takva noktasında ağır gelebilir ama çocuğa daha doğmadan temel atılıyorsa buradan başlamalıdır. İlişki sünnete uygun olsun.

Anne karnındayken eşler harama helale dikkat etsinler; sadece yemek için değil, konuşma için de. Çocuk kavgacı bir ortamda anne karnında büyümesin. Anne sinirli, stresli, evde her gün gürültü patırtı olmasın. Çocuğunuzu daha anne karnındayken Kur’an’la, zikrullahla, ilahiyle, salat ü selamla büyütün.

Eğer anne her beş vakit namazı kılıyorsa o çocuk her beş vakitte karnında harekete geçer. Eğer anne sabah namazında kalkıyorsa çocuk doğduğunda da sabah namazı vaktinde uyanır. Ama anne devamlı yatarsa çocuk da öyle yetişir. Demek ki anne baba daha çocuk anne karnına düşmeden edebe, adaba riayet edecek.

Doğumda ve Sonrasında Yapılacaklar

Çocuk doğduktan sonra ilk olarak kulağına Allah’ın kelamı ulaştırılacaktır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin âdeti; hemen sağ kulağına ezan okur, sol kulağına kamet getirirdi. Sonra ağzına küçük bir hurma parçası koyarak tahnik yapardı.

Allah Resulü buyurmuştur ki çocuğun anne babasından hakkı üçtür: Hayırlı bir isim koymak, dinini öğretmek ve geçimini sağlayacak bir meslek öğretmek. Erkek çocuğu için ticaret, sanat veya ziraat; kız çocuğu için ev idaresi ve kadınlara gereken bilgiler öğretilmelidir.

Çocuklarımızı daha küçükken Kur’an ve sünnete uygun yetiştireceğiz. Dört-beş yaşındayken zikrullahı bilsin, cami ve cemaati bilsin. Ama çocuğu sıkmayın. Çocuklar küçükken Allah demesi, Kur’an okuması güzel bulunuyor; ama büyüdükçe ailenin bakış açısı değişmeye başlıyor. On dört, on beş yaşına gelince ipi kopuyor. Neden? Aile onu Kur’an ve sünnet bilincine göre yetiştirmedi.

Çocuklar bizim aynamızdır; biz ne isek çocuklar o olur. Sen küfür edersen, hakaret edersen hanımına, çocuk da aynı şekilde devam eder. O yüzden çocuklarınızı anne karnına düşmeden önce terbiye edin; bu demek kendinizi terbiye edin demektir.


Kibirlenenlere Kibir Hadisi

“Kibirlenenlere kibirleniniz” diye hadis-i şerif vardır. Gönlünde kibir olan asla cennete giremez; bu hadis-i kudsidir. Kibirlenen birine karşı kibirlenmek, aslında onu cennet kokusuna yaklaştırmak demektir. O kibirlendiğini anlar, belki kibrinin kötülüğünü idrak edip geri dönerse cennet kokusunu alma ihtimali vardır.

Müminin mümine karşı kibri olmaz. Kötü ahlak sahibi birine karşı kibirlenirse, kibirlilik yapılanın hakkı doğmuş olur. Böyle bir kimse kibirlenirse sünneti işlemiş olur.

İki Yerde Kibir

Başka bir hadis-i şerifte buyurulmuştur ki Allah iki yerde kibri sever: Düşman karşısında ve fakire sadaka verildiği anda. Yani sadaka küçümsenmeli, düşmana karşı küçük düşürülmelidir. Mümin, kâfirin önünde asla tevazu durmaz. Düşman sana bir tokat vurursa sen ona beş tokat vurursun; mümin kardeşin sana bir tokat vurursa sen ona ‘Elin acıdı mı kardeşim?’ dersin. Bu farkı iyi ayırt etmek gerekir.


Cehri ve Hafi Zikrullah

Zikrullah yapılış şekli olarak iki türdür: Sesli yani cehri zikrullah ve sessiz yani hafi zikrullah. İkisi de sünnettir, ikisi de vardır, ikisi de makbuldür. Birbirlerinden mutlak üstünlükleri yoktur; bazı yerlerde cehri, bazı yerlerde hafi daha faziletlidir.

Mesela camide namaz kılınıyorsa orada cehri zikrullah yapmak caiz değildir; hafi zikrullah yapılır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Hayber’in fethine giderken sahabe cehri şekilde zikrullah yapıyormuş, kaleye yaklaşıldığında Resulullah “Susun, siz sağır olan bir kimseye nida etmiyorsunuz” buyurmuştur.

Ancak Hazreti Abbas ve oğlu Abdullah rivayet eder ki namazın bittiğini mescidden zikrullah sesi geldiğinde anlarlardı. Çünkü ashab her farz namazından sonra cehri olarak Allah’ı zikrederlerdi. Hazreti Ömer’in oğlu Abdullah da der ki biz her farz namazından sonra Resulullah ile beraber Allah’ı cehri olarak zikrederdik.

Biz hem cehri hem hafi zikrullah yaparız. Günlük hayatımızda, evlerimizde, işlerimizde hafi çekeriz. Cemaatle olduğumuz vakitlerde cehri çekeriz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de evinde hafi zikrullah yapardı, cemaatte ise devamlı cehri yapardı. Evinizde cemaat yaptıysanız hanımınızla çocuklarınızla cehri yapabilirsiniz ama apartman komşularını rahatsız etmemeye dikkat edin.


İstiğfar ve Tövbenin Fazileti

Cenab-ı Hak hadis-i kudsisinde şöyle buyurmuştur: “Ey Ademoğlu! Sen bana dua edip benden umduğun müddetçe, işlediğin günahlar ne olursa olsun önem vermem, mağfiret ederim. Ey Ademoğlu! Günahların gökyüzünü kuşatacak boyutlara ulaşsa da sonra benden mağfiret talep etsen seni bağışlarım. Ey Ademoğlu! Bana yeryüzü dolusu günahlarla gelsen de huzuruma bana hiçbir şey eş koşmayarak çıksan, ben de sana yeryüzü dolusu mağfiretle gelirim.”

İblis, Allah-u Teâlâ’ya “Senin izzetine yemin ederim ki kullarının ruhları bedenlerinde olduğu müddetçe sapıtmaya devam edeceğim” demiş. Allah-u Teâlâ da “İzzet ve celalime yemin ederim ki onlar benden bağışlanmalarını istedikleri müddetçe ben de onları bağışlarım” buyurmuştur.

Hadis-i şerifte buyurulmuştur: “Size hastalığınızı ve şifanızı bildireyim mi? Hastalığınız günahlar, şifanız ise istiğfardır.” Kim istiğfara devam ederse Allah ona her kederden bir ferahlık, her darlıktan bir çıkış ve hesap edemediği yerlerden rızık verir. Kim amel defterinin kendisini sevindirmesini istiyorsa oraya çokça istiğfar yazdırsın.

Meleğin Üç Saat Beklemesi

Herhangi bir Müslüman bir günah işlediğinde beraberindeki melek üç saat bekler. Olur ki o kul istiğfar edip günahından dönüp tövbe eder diye bekler. Eğer tövbe ederse hiçbir şey olmamış gibi melek o günahı yazmaz ve Allah da kıyamet gününde ona azap etmez.

Bir kul günah işlediğinde kalbinde siyah bir nokta oluşur. O günahı terk edip Allah’tan bağışlanma dilerse kalbi cilalanır ve temizlenir. Fakat tekrar günaha dönerse o noktalar artırılır, hatta bütün kalbini kaplar. İşte bu, Mutaffifin Suresi’ndeki “Hayır, hakikat öyle değil. Bilakis onların kazanmakta oldukları günahlar kalplerini paslandırmıştır” ayetinde açıklanan pastır.

Günde Yetmiş Kez İstiğfar

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurmuştur: “Siz en az günde yetmiş kez Allah’a tövbe ediniz, istiğfar ediniz.” Yine buyurmuştur ki kim günde yetmiş kez istiğfar ederse Allah onun yedi yüz günahını affeder. Kim günde yüz kez tövbe ederse Allah onun bin günahını affeder.

Hazreti Ebu Bekir efendimiz rivayet etmiştir: Kim bir günah işlerse, güzelce abdest alır, iki rekât namaz kılar ve Allah’tan mağfiret dilerse Allah günahlarını affeder. İşte takva sahibi, günahından dolayı tövbe eden ve istiğfar eden kimsedir.

Bir kimsenin günahlarının affedilmeyeceğini düşünmesi küfürdür. İman eden bir kimse daima ümitvar olacak, asla günahlarının affedilmeyeceğini düşünmeyecektir. Ehl-i tasavvuf her an Allah’tan mağfiret diler. Her nefes hüsrandayız diye düşünür ve her nefes istiğfar eder.

Muhakkak her gece yatağınıza yatarken istiğfar ederek yatın. “Subhanallahi ve bihamdihi, Subhanallahil Azim ve bihamdihi, estağfirullahil Azim” diyerek yatın. Bunu diyemiyorsanız en azından “estağfirullahil Azim” deyin. İstiğfar ederek yatan bir kimse eğer ölürse şehit hükmündedir; günahları temizlenmiş bir şekilde ölür.


Namazın Önemi: Dinin Direği

Namazı asla terk etmeyin. Namazı terk edenin dini yıkılır. Ehl-i tasavvuf olup namazını terk etmek asla kabul edilemez. Namazınız yoksa dininiz yoktur; namazınız yoksa direğiniz yıkılmıştır, çadırınız yıkılmıştır. Namazınız yoksa miracınız yoktur.

Namaza karşı iştiyaklı, muhabbetli ve istekli olun. Severek namaz kılın. Eğer severek namaz kılarsanız Allah aradaki günahlarınızı affeder. Namazsız bir mümin, namazsız bir derviş düşünülmesi mümkün değildir.


Her Halde Hamd ve Kulluk Bilinci

Zikrullaha dört elle sarılın. “Onlar Allah’ı çokça zikrederler” ayet-i kerimesi bize yol gösterir. İster havada uçun, ister mürşid-i kâmil olun, ister şeyh olun; istiğfara devam edin, tövbeye devam edin. Tövbeyi asla bırakmayın.

Dervişlikte belli bir süre yürüdükten sonra insanların düştüğü en önemli hatalardan biri kendilerini bir yerde görmeleridir. Kendilerini bir yerde görenler ibadetlerini gevşetirler, zikrullahlarını gevşetirler. “Eskiden güzel rüyalar görüyordum, şimdi göremiyorum” diye şikâyet ederler. Rüya görmek, hal görmek veya makam sahibi olmak için değil; Allah için ibadet edin, Allah için sevin, Allah için yaşayın.

Allah’a her şeyde hamd edin. Hastalıkta, sıkıntıda, belada, musibette, varlıkta, yoklukta her halinizde hamd edin. Sakın isyan etmeyin, sakın şikâyet etmeyin. Namaz, zikrullah, tövbe, hamd, oruç; bunları terk etmek yoktur. Birbirinizi sevmek, Allah’ı sevmek, Resulullah’ı sevmek; bunlar bizim yolumuzun ana unsurlarıdır. Allah bizi muhafaza eylesin.


Kaynakça

Hadis-i Şerif Kaynakları

  • “Evleniniz, dininizi tamamlayınız” — Beyhaki, Şuabü’l-İman, Hadis No: 5100; Taberani, el-Mu’cemü’l-Evsat
  • “Evleniniz ve çoğalınız, kıyamette sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim” — Ebu Davud, Nikâh, Hadis No: 2050; İbn Mace, Nikâh, Hadis No: 1863
  • “Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez” — Müslim, İman, Hadis No: 91; Tirmizi, Birr, Hadis No: 1998
  • “Kibirlenenlere kibirleniniz” — Ebu Davud, Libas, Hadis No: 4090; Tirmizi, Birr, Hadis No: 2000
  • “Allah iki yerde kibri sever: Düşman karşısında ve sadaka verildiğinde” — Ebu Davud, Cihad, Hadis No: 2659; Tirmizi, Fedailü’l-Cihad
  • Hayber fethi sırasında zikir yasağı — Buhari, Cihad ve Siyer, Hadis No: 2992; Müslim, Zikir, Hadis No: 2704
  • “Namazdan çıktıklarını zikir sesinden anlardık” — Buhari, Ezan, Hadis No: 842; Müslim, Mesacid, Hadis No: 583
  • “Her farz namazdan sonra cehri zikir” — Abdullah b. Ömer rivayeti: Buhari, Ezan, Hadis No: 843
  • Hadis-i Kudsi: “Ey Ademoğlu! Sen bana dua edip umduğun müddetçe…” — Tirmizi, Deavat, Hadis No: 3540; Ahmed b. Hanbel, Müsned
  • İblis ile Allah arasındaki diyalog — Ahmed b. Hanbel, Müsned, Cilt 3; Taberani, el-Mu’cemü’l-Kebir
  • “Hastalığınız günahlar, şifanız istiğfardır” — Beyhaki, Şuabü’l-İman; Münziri, et-Terğib ve’t-Terhib
  • “Kim istiğfara devam ederse Allah ona her darlıktan çıkış verir” — Ebu Davud, Vitir, Hadis No: 1518; İbn Mace, Edeb, Hadis No: 3819
  • “Günde en az yetmiş kez istiğfar ediniz” — Buhari, Deavat, Hadis No: 6307; Müslim, Zikir
  • Melek üç saat günahı yazmayı bekler — Taberani, el-Mu’cemü’l-Kebir; İbn Ebi Şeybe, Musannef
  • Günahın kalbi paslandırması — Tirmizi, Tefsir, Hadis No: 3334; İbn Mace, Zühd, Hadis No: 4244
  • Hz. Ebu Bekir rivayeti: Günah sonrası abdest ve namaz — Ebu Davud, Vitir, Hadis No: 1521; Tirmizi, Salat, Hadis No: 406
  • Çocuğun sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet — Ebu Davud, Edeb, Hadis No: 5105; Tirmizi, Edahi, Hadis No: 1514
  • Çocuğun anne babasından üç hakkı: İsim, din, meslek — Beyhaki, Şuabü’l-İman; İbn Hibban, Sahih

Ayet-i Kerime Kaynakları

  • “Onlar Allah’ı çokça zikrederler” — Ahzab Suresi, 33:41
  • “Hayır, bilakis onların kazandıkları günahlar kalplerini paslandırmıştır” — Mutaffifin Suresi, 83:14
  • “Asra yemin olsun ki insan hüsrandadır” — Asr Suresi, 103:1-2
  • “Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen muhakkak ziyana uğrayanlardan oluruz” — A’raf Suresi, 7:23 (Hz. Âdem’in tövbesi)

Fıkıh ve Tasavvuf Kaynakları

  • Evlilik hükümleri — İbn Abidin, Reddü’l-Muhtar ale’d-Dürri’l-Muhtar, Kitabü’n-Nikâh
  • Mezhep taklidi ve mezhep değiştirme — İmam Şarani, el-Mizanü’l-Kübra, Mukaddime
  • Cehri ve hafi zikir tartışması — İmam Suyuti, Neticetü’l-Fikr fi’l-Cehri bi’z-Zikr
  • İstiğfar ve tövbe adabı — İmam Gazali, İhyau Ulumi’d-Din, Kitabü’t-Tevbe
  • Çocuk terbiyesi — İmam Gazali, İhyau Ulumi’d-Din, Kitabu Adabi’n-Nikâh
  • Kibir ve tevazu — İmam Gazali, İhyau Ulumi’d-Din, Kitabü Zemmi’l-Kibr ve’l-Ucb
  • Namazın fazileti — İmam Nevevi, Riyazü’s-Salihin, Kitabü’l-Fazail, Bab: Fadlü’s-Salat