Tevhidin Fazileti: La İlahe İllallah Hadisleri
Bismillahirrahmanirrahim. Geçen dersten devam ediyoruz. Bizim yolumuzun temeli, olmazsa olmazı tevhiddir: “La ilahe illallah Muhammedur Resulullah.” Tevhidi sadece zikrullah olarak değil, fikrî yapımız ve kalbî yapımız olarak da algılamalıyız.
Hadis-i şeriflerden tevhidin faziletine dair derlenmiş rivayetler: “La ilahe illallah diyen bela ve sıkıntılardan kurtulur.” “La ilahe illallah’ı çok söyleyerek imanınızı tazeleyiniz.” “Amellerin en kıymetlisi la ilahe illallah demektir.” “Zikrin en faziletlisi la ilahe illallah demektir.” “La ilahe illallah demek 99 belayı önler; bunun en aşağısı sıkıntıdır.” “La ilahe illallah cennetin anahtarıdır.” “Son sözü la ilahe illallah olanın ruhu kolay çıkar ve bu söz kıyamette ona nur olur.”
“İhlasla la ilahe illallah diyen cennete girer. İhlasla söylemek, söyleyeni haramlardan alıkoymasıdır.” Diliniz la ilahe illallah derken şifayı, yardımı, güç ve kuvveti Allah’tan gayrısından umarsanız o tevhid gerçek tevhid değildir. Tevhid birlemektir; güç de, kudret de, kuvvet de O’ndandır.
Tevhid Düşüncesi: Birlemek ile Birleştirmek Ayrımı
Birlemek farklı, birleştirmek farklıdır. Allah’ın zatı ve sıfatları hiçbir şeyle birleşmez; hiçbir şey hiçbir şeye hulûl etmez. Tevhid düşüncesinde birleştirmek yoktur, birlemek — yani bir görmek vardır. Kâinata tecelli eden her şeyin Allah’ın sıfatları olduğunu görür, Allah’ın sıfatlarının tecelliyatlarını seyreder ve kendi nefsini yok biliriz.
Bazı velâyet yollarında Hallâc-ı Mansûr’un “Ene’l-Hak” demesi Allah’la birleşme olarak yorumlanmıştır. Biz öyle görmeyiz. Hallâc-ı Mansûr kendi faniliğini, nefsinin yok olduğunu görmüş; ortada Allah’ın sıfatlarının tecellisinden başka bir şey kalmayınca “Ene’l-Hak” demiştir. Eğer kendi şahsî dairesinde gerçekten kendisinin Allah’la birleştiğini söylediyse bu küfürdür. Allah zât noktasında da sıfat noktasında da hiçbir şeye benzemez, hiçbir yerde sükûn bulmaz.
Hadis-i Kudsî: “Gören Gözü, Duyan Kulağı Olurum”
“Kulum bana farzlarla yaklaşır, sonra nafilelerle yaklaşmaya devam eder; ta ki onu severim. Onu sevdiğimde gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum.” Bu hadis-i kudsîyi doğru anlamak gerekir. Allah sonradan bizim elimiz-ayağımız olmuyor; aslında O zaten öyledir ama biz farkında değiliz. İdrakimiz yükselince, marifet gelişince bakarız ki Allah bizimle görür, bizimle duyar.
Demir ateşin içinde durduğunda yakıcı olur; “Ben ateşim” dese yalan değildir. Ama ateşten çıkınca “Ben ateşim” dese yalancı olur. İşte ehl-i tasavvufun belli bir makama gelen insanlarının o haldeyken yaşadıkları böyledir. O haldeyken onlara itiraz etmek insanı helâke götürür; ama biz o hali bilemeyiz, o yüzden zahirde Kur’an ve sünnet çizgisinde yürümeye çalışırız.
Aşk ile Muhabbet Arasındaki Fark
İki hadis-i şerif yan yana konulduğunda ortaya çarpıcı bir sonuç çıkar. Birincisi: “Bir kimse birine âşık olup iffetini muhafaza ederek, bunu kimseye söylemeden ölürse şehit hükmündedir.” İkincisi: “Bir kimse birine muhabbet ederse sağır ve dilsiz olur.”
Aşkta akıl vardır; iffetini korumak için aşkını saklayan kimsede akıl öndedir. Ama muhabbette akıl yoktur; duygular ve duyumlar çalışmaz hâle gelir. Muhabbet eden kimse ne söyleyebilir ne duyabilir. Demek ki muhabbet aşktan daha yüksek bir makamdır. Aşkta insanlar sekir (sarhoşluk) halinde olabilirler; muhabbet noktasına ulaştıklarında sekir kalkar, nefis kaybolur, ortada sadece Hak tecellisi kalır.
Secde: Kula En Yakın Hal ve Seher Vaktinin Fazileti
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurmuştur: “Kulun Allah’a en yakın olduğu an secde halidir.” Biz dua ederken ellerimizi gökyüzüne kaldırırız; bu bir yücelik ve azamet simgesidir, Allah’ın mekânının gökyüzünde olduğu anlamına gelmez. Ama en yakın olduğumuz hal, her şeyi yok edip “Ya Rabbi, ben yokum, ben hiçim” diyerek secdeye kapandığımız andır. O hâlde secdelerinizi uzatın, secdede dua edin, secdede zikredin.
Hadis-i kudsîde Allah Teala her seher vaktinde buyurur: “Yok mu benden şifa isteyen, şifa vereyim. Yok mu benden rızık isteyen, rızık vereyim. Yok mu bela ve musibetlerden kurtulmak isteyen, kurtarayım.” Seher vakti Allah’ın kullarına ikramıdır, ihsanıdır. Peygamberimiz (s.a.v.) geceleri kalkardı; secdesini o kadar uzatırdı ki Hazreti Aişe (r.a.) validemiz bir keresinde “öldü mü acaba” diye ayağına dokunarak kontrol etmiştir.
Son Nasihat: Tebliğ Edin, Mücadele Edin
İnsanlar oluk oluk cehenneme doğru koşarken biz kendi hevâ ve hevesimize, kendi dâhilî problemlerimize takılamayız. Mezhep, tarikat, cemaat — hepsini geçmiş vaziyetteyiz. Hepimiz tevhid erleri isek insanlara Kur’an’ı, sünneti, tesettürü, namazı, Allah sevgisini, zikrullahı öğretmek zorundayız. Bu noktada mücadele etmek zorundayız.
Etrafınıza ışık saçın. Komşularınızla, akrabalarınızla, hanım kardeşlerinizle ilgilenin. Çocuklarınıza sahip çıkın. Durmayın, gayret sarf edin. Bu topluluğu Allah yoluna, Kur’an ve sünnet yoluna katmak için mücadele edin. Mücadelemizin temeli ve esası budur; başka bir şey tanımıyorum.
Kaynakça
Kur’an-ı Kerim Referansları
- Enfal Suresi, 8/17 — “Attığın zaman sen atmadın, Allah attı.” (Tevhid tecellisi)
- Bakara Suresi, 2/115 — “Nereye dönerseniz dönün, Allah’ın yüzü (vechi) oradadır.”
- Taha Suresi, 20/5 — “Rahman arşa istiva etti.”
- İhlâs Suresi, 112/1-4 — “De ki: O Allah birdir.”
Hadis-i Şerif Referansları
- Buhari, Rikak, 38 (Hadis-i Kudsî) — “Kulum bana nafilelerle yaklaşmaya devam eder; onu sevdiğimde gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum.”
- Tirmizî, Daavât, 9 — “La ilahe illallah’ı çok söyleyerek imanınızı tazeleyiniz.”
- Nesâi, Amelü’l-Yevm, 831 — “Zikrin en faziletlisi la ilahe illallah demektir.”
- Ebu Davud, Cenâiz, 20 — “Son sözü la ilahe illallah olan cennete girer.”
- Müslim, İman, 59 — “İhlasla la ilahe illallah diyen cennete girer.”
- Müslim, Salât, 215 — “Kulun Allah’a en yakın olduğu an secde halidir.”
- Buhari, Teheccüd, 14; Müslim, Müsâfirîn, 166 — Seher vaktinde Allah’ın dünya semasına inmesi (nüzûl hadisi).
- Deylemî, Müsned, 1/70 — “Bir kimse birine âşık olup iffetini muhafaza ederek ölürse şehit hükmündedir.”
Tasavvuf Kaynakları
- Hallâc-ı Mansûr (ö. 309/922), Kitâbü’t-Tavâsîn — “Ene’l-Hak” sözünün bağlamı ve fenâ fillah yorumu.
- İmam Kuşeyrî, er-Risâle, Bâbü’s-Sekr ve’s-Sahv — Sekir (sarhoşluk) ve sahv (ayıklık) halleri, muhabbet ve aşk farkı.
- İmam Gazâlî, İhyâü Ulûmi’d-Dîn, Kitâbü’l-Muhabbe — Muhabbet makamı, aşk ile muhabbet ayrımı.
- İmam Rabbânî, Mektûbât-ı Rabbâniyye — Vahdet-i vücud ve vahdet-i şuhud tartışması, tevhidde birlemek ve birleştirmek farkı.