Ehl-i Tasavvufun Üç Çeşidi
Ehl-i tasavvufun hepsi aynı değildir; kimisi kimisinden üstündür. Bir kısım ehl-i tasavvuf insanları kendi yollarına çağırır — bu en kolay ve en tehlikeli olanıdır. O kimse kendi düzenini, kendi sistemini kurmaktadır; hevâ ve hevese hitap eder, nefse hitap eder. İkinci grup insanları Allah yoluna çağırır; “Allah yolundayız, gelin” der. Bu bir öncekinden evlâdır; hiç olmazsa Allah yoluna katmaya çalışır. Ama Allah’la karşılaştırmaz, Allah’a götürmez.
Üçüncü ve en üstün grup ise doğrudan Allah’a davet eder. Kendi yoluna da değil, Allah’ın yoluna da değil; direkt Allah’a davet. Cenâb-ı Hak Fâtiha-i Şerîfe’de buyurmuştur: “Ancak Sana ibadet eder, ancak Senden yardım dileriz.” Tevhîd budur. Bizim orucumuz Allah’adır, namazımız Allah’adır, tövbemiz Allah’adır, ibadetimiz Allah’adır. Biz şahıslara tapmayız, şunlara bunlara takılmayız. Ama Allah’a davet edenin işi zordur; herkes onu anlamaz, herkes onun etrafına koşmaz. Çünkü nefse zor gelir.
Tövbe: Tasavvufun Birinci Şartı
Tasavvufun birinci şartı tövbedir. Bir kimse ehl-i tasavvuf olacaksa, bir tarikata girecekse birinci şartı tövbe etmesidir. Tövbe etmezse, eski hâline devam ederse, günah-ı kebâirlere devam ederse, gevşekliğe devam ederse, tasavvuf yolunda işi yoktur. Gerçek tövbe, direkt her şeyini terk edip Allah’a yönelmesidir. Tavuk tövbesi gibi sabahleyin günah işleyip akşama tövbe etmek değildir.
Bir kimse “Allah” dedi mi meselesi bitmiştir; artık bir daha günah-ı kebâir işlememeye, hata kusur işlememeye azmetmiştir, geri dönüşü yoktur. Tasavvufta inâbe — ders almak — tövbeyle bitişiktir. Gerçek ders alma Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye bütünüyle dönmek, hayatının her alanında, gününün her dakikasında sımsıkı sarılmaktır.
Havf ve Recâ: Korku ile Ümit Arasında
Derviş, korku ile ümit arasında bulunur. Ne zaman ümidi fazla geldi, korkuya sarılır: “Allah Kahhâr’dır, Cebbâr’dır, ola ki günahımı affetmezse cehennem boylarım” der. Korku galip geldiğinde hemen recâya — ümide — sarılır: “Yâ Rabbi, tövbe ederim, günahlarımı inşallah affedersin” der. Allah’tan ümidini kesmez. O iki dizgini de hiç bırakmaz. Havf ve recâyı terk eden derviş mutlaka hataya düşer.
Takvâ ve Cömertlik
Takvânın Mahiyeti
“Takvâ nedir yâ Resûlallah?” Takvâ, şüphelileri terk etmenizdir. “Takvâ nerededir?” İki göğsünün arası — takvâ buradadır. Takvâ sarıkta değil, takkede değil, cübbede değil, şalvarda değil, sakalda değil. Takvâ dili muhafaza etmek, helâl lokma yemek, insanlara zarar vermemek, hep hayır hasenâtta bulunmak, şüphelileri terk etmektir. Nice sakalları olup evde annelerine babalarına küfredenler, hanımlarına ağzına geleni söyleyenler var. Onların takvâyla, tasavvufla, İslâm’la işi yoktur.
Cömertlik
Takvâdan sonra cömertlik (sehâvet) gelir. Zoraki cömert olmayacak, göstermelik cömert olmayacak; cömertliği fi-sebîlillah, Allah rızası için severek yapacak. Zekâtını düzgün hesaplayıp vereceksin; fukaralara, borçlulara, Allah yolunda cihad edenlere, miskinlere, yolculara vereceksin. Nerede dul, yetim, ihtiyaç sahibi varsa bulacaksın, onlara vereceksin.
Seyahat Edepleri
Seyahatin en ekmeli hac yolculuğudur. Bir kimse hacca gidecek, umreye gidecek, Resûlullah’ın kabr-i şerifini ziyarete gidecek, üstadına gidecek, derviş kardeşlerine gidecek. Gittiğinde hiç kimseden hiçbir şey istemeyecek; karnım aç demeyecek, arabayla alın demeyecek. Adam kendiliğinden hizmet ediyorsa edecek. Selâmünaleyküm, aleykümselâm; ziyaret ettim, hoş sohbet ettik, müsaade. Adamın evinde sıkıntı mı var, hanımıyla kavgası mı var bilmezsin; ağırlık olmayacaksın.
Annesinin babasını ziyaret etmiyor, bakıma ihtiyacı var, cebine üç kuruş koymuyor — ama uzaklardaki derviş kardeşini ziyarete gidiyor. Önce annene babana bak, önce kendi etrafındaki insanlara bak. Gösteriş yapma; bu tasavvuf değildir.
Mürşid-i Kâmilin Yeri ve Rabt Meselesi
Hz. Ömer radıyallâhu anh ile Resûlullah arasında geçen hadis: “Seni malımdan, mülkümden, eşimden, dostumdan, çocuğumdan fazla severim.” “Olmadı yâ Ömer, kemâle ermemişsin.” “Nefsimden de fazla severim.” “İşte şimdi imanın kemâle erdi.” Bu hadis Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri içindir; mürşid-i kâmiller için uyarlanmaz. Kim bunu velîler, şeyhler için uyguluyorsa hata yapıyor.
Bir kimse Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’ne fenâ olmuşsa, her baktığı yerde Peygamber’i görüyorsa, dönüp de şeyhine rabt etmesi küfürdür. Aynı şekilde bir kimse fenâ fillâh ve bekā billâh noktasına ulaşmışsa, Allah’ın sıfatlarının tecelliyatını her yerde görüyorsa, dönüp Peygamber’e rabt etmesi de küfürdür. Hiçbir mürşid-i kâmil İmâm-ı Âzam Hazretleri’nin tozu olamaz; hiçbir sahâbî Peygamber’in tozu olamaz. Hiç kimse nefsine pâye vermesin.
Tasarruf Allah’ındır
Tasarruf Allah’ındır, başka kimsenin değil. “Tasarruf sahibi şeyhler gelsin de bana bir tasarruf etsin” — bende yok, onlarda çoksa İran perişan, Çeçenistan perişan, Irak, Suriye perişan. Bir tasarruf eden olsa da bunları toparlasın. Eğer öyle bir şey olsaydı Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem oturur, her türlü tasarruf yapardı. Ama başına işkembe geçirdiler, dişini kırdılar, yanağını yaraladılar, günlerce aç kaldı, Mekke’den kovuldu, hicret etti.
Hz. Ebû Bekir Efendimiz de hicret etti. Bir müşrik ona emân verdi ama Mekkeliler “Kâbe’de namaz kılmasın” dediler. Hz. Ebû Bekir evinin bahçesinde İslâm tarihinin ilk mescidini yaptı — Nakşibendîlerin halvetinin başlangıcı buradadır. Orada devamlı ibadet etmeye başladı. Müşrikler gelip mescidi yıktılar. Tasarruf etmedi, çünkü sebepler dairesinde doğru olan budur. İşine sahip çık, ailene sahip çık, çocuğun hastaysa doktora götür. “Şeyhim üfler de hastalığı geçer” diye bekleme.
Vecd ve Cezbe
Namaz kılmak vecd hâlidir. Zikrullahta yanmak cezbe hâlidir. Titremek, sayha atmak vecd ve cezbe değildir. İmâm Gazzâlî Hazretleri İhyâu Ulûmi’d-Dîn’de buyurmuştur: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’ne salâtü selâm göndermek, Allah’ı zikretmek, ibadetten büyük bir haz ve zevk duymak, severek yapmak — vecd hâli ve cezbe budur.
Hızır Aleyhisselâm ve Ledün İlmi
Hızır aleyhisselâmın hayatı normal insanların hayatı gibi değildir; şeriatı kendine ait, Allah’la arasındadır. Onun yaptıkları, ettikleri Allah Celle Celâluhu anlatıyor; ama oradan bize bir şeriat çıkmaz. O kadar anlayacağız, meseleyi bitireceğiz. Bizim şeriatımız Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin getirdiği şeriattır.
Ledün ilmi, gaybi bilmek demek değildir. Gaybi Allah bilir: “Ey Habibim, sana gaybdan sorarlarsa de ki gaybi Allah bilir.” Ledün ilmi, marifet ilmidir. İlham Kur’ân ve Sünnet’e uyduğu müddetçe ilhamdır; keşif uyduğu müddetçe keşiftir; keramet uyduğu müddetçe keramettir. İlhama göre hareket edilmez, fetva verilmez, hükmedilmez. Rüyaya göre de şeriat olmaz.
Mezhep Seçimi ve İmanın Artması
Taklid ehli olan kimseler mezhep seçme hürriyetine sahiptir; “Ben şu mezhebe riayet edeceğim” der ve o mezhepte devam eder. Ama Hanefî’nin kolay tarafını alıp, Şâfiî’nin kolay tarafını alıp, elma armut toplar gibi karıştırmak olmaz. Ya Hanefî’dir, ya Mâlikî’dir, ya Hanbelî’dir, ya Şâfiî’dir; mutlaka birine uyacak.
İman Hanefîlere göre azalıp çoğalmaz; ama olgunlaşır veya körelir. Amelleri imandan bir cüz kabul etmediklerinden dolayı imanın artıp eksilmesi söz konusu değildir. Şâfiîlere göre ise ameller imandan bir cüzdür; dolayısıyla iman azalır ve çoğalır.
Kaynakça
- Kur’ân-ı Kerîm, Fâtiha 1/5 — “Ancak Sana ibadet eder, ancak Senden yardım dileriz”
- Kur’ân-ı Kerîm, Nisâ 4/59 — “Allah’a itaat edin, Resûlü’ne itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin”
- Kur’ân-ı Kerîm, Tevbe 9/119 — “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sâdıklarla beraber olun”
- Kur’ân-ı Kerîm, Kehf 18/60-82 — Hz. Mûsâ ve Hızır aleyhisselâm kıssası; ledün ilmi
- Hadîs-i Şerîf — “Takvâ buradadır (göğsüne işaret ederek)” (Müslim, Birr 32, No: 2564)
- Hadîs-i Şerîf — Hz. Ömer’in sevgi hadisi: “Nefsimden de fazla severim” (Buhârî, Eymân 3, No: 6632)
- Hadîs-i Şerîf — “Helâl belli, haram bellidir; ikisi arasında şüpheli şeyler vardır” (Buhârî, İman 39, No: 52; Müslim, Müsâkât 107, No: 1599)
- Hadîs-i Şerîf — “Din yeryüzünde Allah’ın oluncaya kadar savaşmakla emrolundum” (Buhârî, İman 17, No: 25)
- İmâm Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn — Vecd ve cezbe hâlinin hakikati; tövbe, takvâ ve sehâvet bahisleri
- İmâm Kuşeyrî, er-Risâle — Tövbe, inâbe, havf ve recâ makamları
- İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât — Fenâ fi’r-Resûl ve fenâ fillâh makamlarında rabt meselesi
- İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr — Hanefî mezhebine göre imanın artıp eksilmemesi meselesi