Dergah Sohbetleri Serisi

147. Dergah Sohbeti — Sabır, Şükür, Beyat ve Sünnet’i Yaşamak


Sabır ve Şükrün Mahiyeti

Bir kimsenin başına belâ, musibet, sıkıntı gelirse sabır gerektirir; nimet ise şükür gerektirir. İnsanın görmesi nimettir, duyması nimettir, konuşması nimettir, tatması nimettir, iman nimettir, iyi amel nimettir. Nimeti sadece yiyecek içecek, giyecek, mal, dünya lezzetleri olarak görmeyiz. Asıl nimet insanın iman edip iyi amel işlemesi, namaz kılması, oruç tutması, insanlığa iyi geçinmesidir.

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem buyurmuştur: “Zikrin en büyüğü, en faziletlisi hamd etmek — yani ‘elhamdülillah’ demektir.” O zaman bir kimse üzerinde bulunan her şeye hamd edecek; bu noktada şükrünü edâ etmiş olur. Hastalık, sıkıntı, kaza, belâ geldiğinde ise sabredecek, isyan etmeyecek. İnsanlar sabrı gerektiren şeylerden şükretsinler; yani elhamdülillah desinler.

Namaz Büyük Bir Nimettir

Namaz kılan kimse günah ve kötülüklerden uzak durur; namaz insanı günahlardan uzaklaştıran büyük bir nimettir. Namaz kılan hem Allah’a hamdetmiş, hem şükretmiş, hem sabretmiş olur. Allah bir kimsenin üzerinden namaz nimetini almaz, iman nimetini almaz; o kimse o nimetin kıymetini vermediğinden elinden düşürür. Bir inci tanesi gibidir — elinden düşürürsen kaybolur. Bu neye benzer? İman, namaz, oruç, zikrullah, hayır hasenât. Bunları sımsıkı tut, kaybetmemeye çalış.


İslâm’da Dilencilik Meselesi

İslâm’da dilenmek yoktur. Hz. Ömer radıyallâhu anh devrinde birisi sokakta dilendi. Hz. Ömer baktı ki arkasında küçük bir heyke var, içinde buğday var. Aldı, döktü ve dedi ki: “Bir günlük yiyeceği bulunan bir kimsenin dilenmesi câiz değildir.” Bir günlük yiyeceği olan kimse dilenemez.

Bugünkü Türkiye’de İslâmî devlet hukuku uygulanmadığından, fukaranın dilenmesi hakkı doğmuş olabilir. Ama meslek hâline getirmiş dilencilere vermek onları çoğaltmaktır. Bir açı doyur, bir kimsesizin kimsesi ol, bir evin ihtiyacını gör — dilencinin dükkanının önünde bölgelere ayırıp meslek hâline getirdiği dilenmesine destek olma.


Tasavvufta Seyahat Edepleri

Tasavvufta seyahat vardır; hac için, Medîne-i Münevvere ziyareti için, Mescid-i Aksâ ziyareti için, ilim öğrenmek için, üstadını veya derviş kardeşlerini ziyaret için çıkılır. Ama gittiğin yerde “beni yedirin, beni burada yatırın, beni arabayla alın” demek tasavvuf değildir. Şeyhin seyahate çıkardıysa senin paranı, konunu, gideceğini o düşünecek. Başkalarına ağırlık olmayacaksın.

Annesinin babasını ziyaret etmiyor, onların bakımına ihtiyacı var, cebine üç kuruş koymuyor — ama uzaklardaki derviş kardeşini ziyarete gidiyor. Önce annene babana bak, önce kendi etrafındaki insanlara bak. Gösteriş yapma; bu tasavvuf değildir.


Beyat (Biat) Meselesi

Beyatın İki Veçhesi

Beyatın iki veçhesi vardır: Birincisi siyasî beyattır — İslâmî devlet başkanına veya o yoksa dâru’l-harp imamına yapılır. İkincisi mânevî/tasavvufî beyattır — bir mürşid-i kâmile veya ilim öğrenmek için bir âlime yapılır. Hz. Hasan Efendimiz Küfe’de siyasî olarak Muâviye’ye beyat ederken, mânevî olarak farklı bir beyatı sürdürdü. Böylece iki beyatın da olabileceği konusunda ulemâ ittifak hâlindedir.

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem buyurmuştur: “Başınıza kuru üzüm tanesi gibi bir zenci bile tayin edilse ona itaat edin.” Beyat eden kimse hem itaat eder, hem muhabbet eder — Kur’ân, Sünnet ve müçtehitlerin içtihadı dairesinde. Bunun dışındaki itaat küfürdür, bunun dışındaki muhabbet şeytâniyete götürür.

Beyatsız Olmak

Hadîs-i Şerîf’te buyurulmuştur: “Kim beyatsız ölürse câhiliye ölümü üzere ölmüş gibi olur.” Akabe beyatlarında henüz İslâm devleti yoktu; Medîne’de de devlet kurulmadan beyatlar olmuştu. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şahıs olarak beyat almıştır. O zaman bir kimse dinini yaşamak için, öğrenmek için beyat edebilir. Ameller niyetlere bağlıdır; adamın niyeti dinini yaşamaksa dinini yaşar.


Sünnet-i Resûlullah’ı Yaşamak

Bu zamanda Sünnet-i Resûlullah’ı yaşamak zordur; başına alır geliyor insanın. Evde hanımına, çocuklarına, arkadaşlarına, iş yerinde çalışma arkadaşlarına. Herkes Deccâliyet gözlüğüyle, şeytâniyet gözlüğüyle, dünya gözlüğüyle bakıyor. Ama eğri ağacın doğru gölgesi olmaz. Biz gölgemizi doğrultmaya çalışıyoruz; önce ağacı doğrultalım. O ne ağacı? İslâm ağacı. Onu dimdik dikersek gölgesi doğru düzgün olur.

O İslâm ağacını nerede dikeceğiz? İçimizde, yüreğimizde, gönlümüzde. Her gün Kadir Gecesi’ni arama; bu geceyi Kadir Gecesi gibi yaşa. Gece günahlarına ağladığın gün senin Kadir Gecen’dir. Sabah namazına kalkıp Allah’a yalvardığın gün senin hidâyete erdiğin gündür. Tilkiler çok kurnazdır ama hiçbir zaman bir deri bir kemikten öteye gidememiştir. Kurnazlık yapma; aslan gibi her gün bir ceylan indir aşağıya.


Muhyiddîn-i Arabî ve Çoban Kıssası

Tolan Dağı’nda bir çoban demiş ki: “Herkesin şeyhi var, benim şeyhim yok. Bu ot da benim şeyhim olsun.” Oturmuş önünde, Allah Allah demiş, sonunda bağ olmuş. Bir rüzgâr otu savurmuş, çoban da ardından gitmiş. Muhyiddîn-i Arabî Hazretleri’nin Şam’daki dergâhının kapısının önünde bulmuş çobanı. Muhyiddîn-i Arabî demiş: “Yâ evlât, gel. Sen ota mı bağladın zannettin?” Niyetin temizse Allah seni meyanda bırakmaz, sana yol gösterir.


Kaynakça

  • Hadîs-i Şerîf — “Zikrin en faziletlisi ‘elhamdülillah’ demektir” (Tirmizî, Deavât 9, No: 3383; İbn Mâce, Edeb 55, No: 3800)
  • Hadîs-i Şerîf — “Ameller niyetlere bağlıdır” (Buhârî, Bed’ü’l-Vahy 1, No: 1)
  • Hadîs-i Şerîf — “Başınıza kuru üzüm tanesi gibi bir köle tayin edilse ona itaat edin” (Buhârî, Ahkâm 4, No: 7142)
  • Hadîs-i Şerîf — “Kim beyatsız ölürse câhiliye ölümü üzere ölmüş gibi olur” (Müslim, İmâre 58, No: 1851)
  • Kur’ân-ı Kerîm, Ankebût 29/45 — “Namaz kötülüklerden ve fahşâdan alıkoyar”
  • Kur’ân-ı Kerîm, Fetih 48/10 — “Sana beyat edenler ancak Allah’a beyat etmiş olurlar”
  • Kur’ân-ı Kerîm, Fetih 48/18 — Ağaç altında beyat (Bey’atü’r-Rıdvân)
  • Hz. Ömer radıyallâhu anh — Bir günlük yiyeceği olan kimsenin dilenmesinin câiz olmadığına dair uygulaması
  • Muhyiddîn İbnü’l-Arabî, Futûhât-ı Mekkiyye — Çoban kıssası; niyetin temizliği ve Allah’ın hidâyet etmesi
  • İmâm Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Kitâbu’ş-Şükr ve’s-Sabr — Sabır ve şükür makamlarının mahiyeti