Kader, Himmet ve Nazar Meselesi
Üstadın Nazarı Kader midir?
Bütün her şey kaderdir; ancak biz kaderin cebriyecilerin baktığı gibi bakmayız. Cebriyeciler kulun iradesinin olmadığını, her fiiliyatın kulun iradesi olmadan zuhur ettiğini söylerler. Diğer tarafta ise fiiliyatın üzerinde sadece kulun kesbini görenler vardır. Ehli sünnet ise fiiliyatın üzerinde hem kulun kendi istemesini hem de Allah’ın yaratmasını görür. Bir fiilde iki kuvvet vardır: kulun kesbi ve Allah’ın yaratması. İmam Mâtürîdî ve İmam Nesefî’nin yolunu takip edenler böyle bakarlar.
Üstadın himmeti ve nazarı da kaderdir. Ama bu kadere cebriye noktasında bakılmamalıdır. Himmet dua etmektir, nazar etmek dua etmektir, dua ise ibadettir. Biz dua ederken Allah’ın sınırını aşmayı düşünmeyiz, kaderle cebelleşmeyiz. Cenab-ı Hakk duayı kabul eder veya etmez; Allah bu noktada dilediği duayı tecelli ettirmekte veya ettirmemekte serbesttir.
Velilerin Halleri ve Tasarrufu
Velilerin öyle halleri vardır ki o hallerinde velinin kendi idraki yoktur; tam anlamıyla teslimiyet noktasında velinin o esnada üzerinde idraki yoktur, direkt Cenab-ı Zülcelal’ın tecelliyatıdır. Ama öyle halleri de vardır ki velinin orada idraki vardır; bu farklı anlardır. Dervişan bu iki hali birbirinden ayırt etmeyi pek beceremez. Dervişana düşen devamlı iyiyi, güzeli talep etmek ve üstadın duasını almaktır.
Bazı sohbetlerde ve bazı üstatlardan “Biz onu helak ederiz, biz onu perişan ederiz, biz onu manevi tokatlıyoruz” gibi sözler işitilir. Bunlar doğru sözler değildir; hepsi benliktir. Dervişlerin arasında da “Sen manevi tokat yedin, üstat sana manevi tokat vurdu” gibi konuşmalar çok olur. Bunların hepsi insanın kendisinde kudret ve kuvvet görmesidir. İnsanı kahreden de Allah’tır, insanı aziz eden de Allah’tır, yükselten de indiren de Allah’tır.
Abdülkadir Geylânî Hazretleri bu meseleye en güzel cevabı vermiştir: “Biz kimseye vurmayız. Kılıcımız havada durur. Gelen gelir, kılıcımıza çarpar da.” Veli, Allah’ın velisidir; ümmete mütealliktir. Sadece ışığını, duasını, himmetini, gayretini, nazarını kendi dervişleri üzerinde kullanan, “bu senin dervişin, bu benim dervişin” diye ayıran tam manasıyla veli değildir. Gözünün önünde ne tecelli ettiyse, ona dua eder.
Himmet Sadece Üstada Mahsus Değildir
Biz himmeti sadece üstada bağlamışız; ehli tasavvuf bunu sadece üstada bağlamış. Halbuki Cenab-ı Hakk ve Resulü sallallahu aleyhi ve sellem “Birbirinize temiz ağızla dua edin” buyurmuşlardır. Bu himmettir, kardeşler arasında ülfettir, kardeşlerin arasındaki bağın sağlamlaşmasıdır. Birbirimize temiz ağızla dua etmek, birbirimize karşı hasislenmemizi, kızgınlığımızı önler.
Muhakkak ki veliler de dua eder, mürşidler de dua eder. Peygamberlerin, anne babaların, hocaların talebelerine olan duası müstecaptır. Bir velinin, bir mürşidin duası nasıldır? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin duası gibidir. Allah’ın öyle kulları vardır ki bir şeye yemin etse Cenab-ı Hakk tecelli ettirir; onların dualarını hiç geri çevirmez. Bunda söyleyecek, itiraz edecek bir noktamız yoktur.
Tasavvuf Sevmektir
Sevginin Özü
Tasavvuf ihlastır, tasavvuf nedensiz niçinsiz sevmektir, hesapsız sevmektir. Tasavvuf Allah’ı sevmektir, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemi sevmektir, bunları sevenleri sevmektir, müminleri sevmektir, kardeşleri sevmektir. Tasavvuf sevmenin üzerine kurulur. Bizim için din Allah’ı sevmektir, Resulullah’ı sevmektir, “Eşhedü en la ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühû” diyenlerin cümlesini sevmektir.
Hz. İbrahim aleyhisselam ile Allah arasındaki muhavere buna en güzel örnektir. Cenab-ı Hakk sormuş: “Ne yaptın benim için ey İbrahim?” İbrahim aleyhisselam cevap vermiş: “Oruç tuttum.” “Nefsin içindi.” “Namaz kıldım.” “Nefsin içindi.” Ve en sonunda: “Seni sevdim ya Rabb, seni sevdim.” Cenab-ı Hakk buyurmuş: “İşte bu benim içindi İbrahim, halilim oldun, dostum oldun.” Biz de namazı onu sevdiğimiz için kılıyoruz, orucu onu sevdiğimiz için tutuyoruz, birbirimizi onu sevdiğimiz için seviyoruz.
Peygamber Efendimiz’e Salatü Selam
Hz. Cebrail aleyhisselam hutbeye çıkarken üç lanet okumuş, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de üçüne de “Âmin” demiştir. Birincisi: Kim Ramazan ayına ulaşıp da kendini affettiremezse Allah ona lanet etsin. İkincisi: Kim anne babası yanında ihtiyarladı da cenneti hak edemediyse ona lanet olsun. Üçüncüsü: Bir mecliste Peygamber’in adı anılır da salatü selam getirmezse ona lanet olsun.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinden bahsederken asker arkadaşı gibi, okul arkadaşı gibi bahseden, gönlünü sere sere salatü selam getirmeyen kimse, adı şeyh olsun, üstat olsun, profesör olsun, alim olsun, hoca olsun; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin hidayetiyle hidayetlenmemiştir. Müslümansan, müminsen Peygamber’e salatü selam getirmekten utanma, yerinme, çekinme.
Bedir Ashabı ve Özel Hukuk
Cenab-ı Hakk Bedir Ashabı’ndan bahsederken “Bırakın onları, onlar Bedir Ashabı” buyurmuştur. Onların hukuku özeldir. Aynı şekilde her yolda gidenin de özel hukukunun olduğu insanlar olacaktır. Bursa’ya geldiğinden beri yanı başında duran, yıkılırken, düşerken, ezilirken yanında kalıp yol koşan kardeşler vardır. İçlerinden hiç sarsılmadan duranlar vardır. Muhakkak bunların bir özelliği olacaktır.
Allah’ın Yaratması ve Kıyamet
Kıyamet, yaratmanın sonu değildir. Allah’ın hiçbir sıfatının sonu yoktur. Cenab-ı Hakk “Kün” demiştir; bu emir devam etmektedir, yaratma sona ermemiştir. Allah devamlı yaratıyor, her an yaratıyor. Kıyamet onun yaratacağı bir şeydir, kıyametten sonrası da onun yaratacağı bir şeydir. Yaratma ezelî olarak devam edecek, ebedî olarak devam edecektir. Kıyameti her şeyin sonu olarak değil, başka bir başlangıç olarak görmek gerekir.
Hz. Mevlânâ ve Kitap Tavsiyesi
Hz. Mevlânâ’yı gerçek manada tanımak kitaptan değil, biraderinden yani o yolun içinden olur. Mesnevi bir tefsir kitabıdır, hadis-i şerif açısından bakılırsa hadis kitabıdır, fıkıh açısından bakılırsa fıkıh kitabıdır; aşıklara bir yol gösterici, bu yolda gidecek olanlara bir ışıktır. Ancak Mesnevi okuyacaksa Gölpınarlı’nın çevirisini veya şerhini okuyabilirler.
Ama her şeyden önce birinci derecede Kur’an-ı Kerim’in meali, bol miktarda hadis, tefsir ve fıkıh okunmalıdır. Tasavvuf ne olursa olsun, kim olursa olsun, nerede olursa olsun bir üstat olmadan yaşanıp yürütülmesi mümkün değildir. Birkaç tasavvuf kitabı okumakla derviş olunmaz; tasavvuf bir haydır, edeptir, bağlılıktır, muhabbettir.
İstihare Meselesi
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri istihare hakkındaki hadisleri nettir: eğer tereddüt varsa istihare yapılır. Ancak haram olan bir şeyde istihare yapılmaz; içki satmanın, meyhane açmanın tereddütü olmaz, haramdır. Evlilik meselesinde ise Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem açıkça buyurmuştur: “Nikah dört şey için yapılır; dini için, malı için, güzelliği için, nesebi için. Siz dindar olanı seçiniz.”
Bu hadis-i şerif açıkken istihareye sığınmak nefsin oyunudur. Karşıdaki kişi namazında, abdestinde, Kur’an ve Sünnete bağlı ise istihareye gerek yoktur; dindar olanı seçiniz emri yeterlidir. Hayatı yaşayın, kötülüğü de iyiliği de, acıyı da sevinci de, varlığı da yokluğu da yaşayın. Bulutların üzerinde yaşayarak hayat yaşanmaz.
Şehvet Duygusu Hakkında
Şehvet düşüncesi kötülük değildir; burada büyük bir yanılgı vardır. Ehli tasavvuf şehvet duygusunu kötülük olarak görme eğilimindedir, ancak şehvet duygusu fıtrattandır. Her erkekte ve her kadında var olması gereken bir şeydir. Şehvet ancak harama giderse bir kimse için kötülük olur. İçinde şehvet duygusunun bulunmasından dolayı kendini günahkâr hissetmek doğru değildir; bu duygu Allah’ın fıtrata koyduğu bir duygudur.
Vakar ve Kibir Arasındaki Fark
Vakarlı kimse halini bir kimseye arz etmeyen, bir kimseden bir şey istemeyen, kendini acındırmayan kimsedir. Vardır da yoktur da; böyle bir şey yapmaz. Kibirli kimse ise birisi bir hediye verdiğinde reddeder, birisi bir yardım ettiğinde reddeder, bir başkasından kendisini üstün görür, tepeden bakar. Vakarlı olmaya çalışırken kibre düşmemek gerekir; bu iki hal arasındaki sınır ince olsa da farkı bilmek önemlidir.
Kaynakça
Ayet-i Kerimeler
- Bakara Suresi, 2/286 — “Allah hiçbir nefse kapasitesinin ötesinde yük yüklemez” ayeti; kulun iradesi ve sorumluluğu
- İnsan Suresi, 76/30 — “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz” ayeti; kader ve irade meselesi
- Mâide Suresi, 5/90 — Kumar ve içkinin kesin haramlığı; istihare yapılamayacak hususlar
- Ahzâb Suresi, 33/56 — “Allah ve melekleri Peygamber’e salât ederler; ey iman edenler siz de ona salât ve selam getirin” ayeti
Hadis-i Şerifler
- Sahih-i Buhârî, Kitâbü’r-Rikâk, Hadis No: 6502 — Hadis-i Kudsî: “Kim benim bir velîme düşmanlık ederse ben ona savaş ilan ederim” hadisi
- Tirmizî, Sünen, Kitâbü’d-Da’avât, Hadis No: 3545 — “Birbirinize temiz ağızla dua edin” hadisi; kardeşler arası himmet
- Sahih-i Buhârî, Kitâbü’n-Nikâh, Hadis No: 5090 — “Nikah dört şey için yapılır; siz dindar olanı seçiniz” hadisi
- Tirmizî, Sünen, Kitâbü’d-Da’avât, Hadis No: 3545 — Hz. Cebrail’in üç laneti ve Peygamber Efendimizin “Âmin” demesi hadisi
- Sahih-i Müslim, Kitâbü’z-Zikr, Hadis No: 2689 — “Kim beni zikriyle meşgul olup da benden bir şey istemeye vakit bulamazsa, ben ona isteyenlere verdiğimden daha fazlasını veririm” Hadis-i Kudsî
- Sahih-i Müslim, Kitâbü Fezâili’s-Sahâbe — Bedir Ashabı’nın özel hukuku ve faziletleri hakkındaki hadisler
- Tirmizî, Sünen, Kitâbü’l-Menâkıb — “Yâ Rabbi, Ali nereye dönerse hakkı oraya döndür” duası
Tasavvufî ve Kelâmî Kaynaklar
- İmam Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd — Kader meselesi, kulun kesbi ve Allah’ın yaratması; cebriye-kaderiye tartışması
- İmam Nesefî, el-Akâidü’n-Nesefiyye — Ehli sünnetin kader anlayışı; fiilde iki kuvvet meselesi
- Abdülkâdir Geylânî, el-Fethu’r-Rabbânî — Velilerin nazarı, himmeti ve “Kılıcımız havada durur” sözü
- Muhyiddîn İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye — Tevhid bahisleri ve velâyet mertebeleri
- Hz. Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf — “Aşktan nasibi olmayanlar eşek gibidirler” sözü; aşk ve muhabbet tasavvufu
- Abdülmelik Gölpınarlı, Mesnevi Tercümesi ve Şerhi — Mesnevi’nin Türkçe çevirisi ve şerhi