Dergah Sohbetleri Serisi

116. Dergah Sohbeti — Zikrullah, Kibir, Mehdiyet ve Veliliğin Gerçeği

Zikrullah ve Üstada Bağlılık Meselesi

Zikrullah İçin Üstada Bağlı Olmak Şart mıdır?

Zikir öylesine büyük, öylesine derin, öylesine geniş ve önemli bir ibadettir ki, kim Allah’ı zikrederse Allah onu zikreder. Bu büyük ibadeti bir mürşide bağlamak, bir cemaate bağlamak, bir hocaya bağlamak, herhangi bir kuruma bağlamak o büyük ibadete gölge düşürme riski taşır. Bir kısım ehli tarikat bu noktada zikrin muhakkak bir mürşide bağlı olarak yapılması gerektiğini söyler; bu yalnız zikrin adabı ve erkanı ile alakalıdır, ancak şart değildir.

“La ilahe illallah benim kal’amdır, kim bunu söylerse benim kal’ama sığınmıştır” hadis-i kudsîsini, “Kim yetmiş bin tevhid çekerse günahkar olsa dahi Allah onun cennetine kor” hadis-i şerifini okuduğumuzda, bir kimse la ilahe illallah dese Cenab-ı Hakk onun zikrini kabul etmeyecek mi? Reddetmeyecek, haşa. Bir üstada bağlı olmak, nefs-i tezkiye etmede ondan bilgi ve eğitim almaktır; “Siz bilmediklerinizi ehli zikre sorunuz” ayet-i kerimesinin tecelliyatıdır.

Bazıları “Üstadsız zikrin faydası olmaz, taşın üstündeki toz gibi rüzgar esince gider” derler. Bu, Allah’ın zikrini hafife almaktır. Allah’ın zikri en büyük iştir; hiç kimse Allah’ın zikrini küçümseyici bir hale kendisi katamaz. Veliler de, mürşid-i kamiller de Allah’ın zikrinin hizmetçileridir. Eğer o veliler Allah’ın zikrine hizmet etmezlerse, velinin içlerinde bir hükmü yoktur. Veliler zikrin üstünde değildir, mürşid-i kamiller zikrin üstünde değildir.


Kibir ve Tevazu

“Ben hata yaparsam beni rüyamda gösterirler” demek kibirdir. “Ben bir veli olsaydı ben onu rüyamda görürdüm” demek kibirdir. “Bana bir şey olsa bildirirlerdi” demek kibirdir. Allah kibirlenenleri sevmez, cennetin kokusunu göstermez, yolunu açmaz, zikrini açmaz, nurunu göstermez. Şeytan kibrinden dolayı huzurdan kovuldu, cennetten atıldı, Cenab-ı Hakk onu lanetledi.

Ehli tasavvufta kibir alameti şu şekilde tezahür eder: “Ben ehli tasavvufum, iyilerdenim, yükseklerden uçarım, benim yaptığım gibi kimse yapamaz, benim ettiğim gibi kimse edemez” diyen kimse şeytanın haliyle hallenir, tövbeye ve tevazuya ihtiyacı vardır. Ancak tevazu edenler Allah yanında kıymetlidir, ancak tevazu gösterenler Allah’ın dostlarıdır. Eğer bir mü’minden kendini üstün görüyorsan derhal tövbe et.


Hac Sonrası Zikrullah ve Dünyaya Bakış

Cenab-ı Hakk Bakara suresinde, hac farizasını yerine getirdikten hemen sonra “atalarınızı andığınızdan daha şiddetli bir şekilde Allah’ı zikredin” buyuruyor. O büyük ibadeti yaptın; İbrahim gibi çocuklarından, eşinden, malından, mülkünden geçtin, her şeyi attın kenara. Ama sakın nefsine uyma, kibirine gelme, geçmişteki hâline dönme. Allah’ı zikretmeye devam et; çünkü zikrullah en büyük iştir.

Ayet-i kerime devam ediyor: Sakın sadece dünyalık isteyenlerden olma. “Rabbena âtina fi’d-dünya haseneten ve fi’l-âhireti haseneten ve kına azâbe’n-nâr” — Rabbimiz bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver, bizi ateşin azabından koru. Biz dünyaya sırtını çevirenlerden değiliz; biz dünyada iyilik isteriz, bereket isteriz, rahmet isteriz. Müfessirler dünyada iyilik olarak iyi bir eş, iyi bir ev, iyi bir geçim saymışlardır.


Mehdiyet Meselesi

Sahte Mehdilik İddiası

Her cemaat kendi üstadının Mehdi olduğunu zannediyor; “Mehdi gelmiştir, gitmiştir” diyorlar. Biz öyle inanmıyoruz; arkadaşlarımız da öyle inanmıyor, böyle bir sözümüz de inancmız da yoktur. Arkadaşlar kendi aralarında böyle bir fısıltı yayarlarsa hakkım helal olmaz. Biz Mehdiyete hizmetkârız, Mehdiyete hizmetçiyiz.

Üstadını Mehdi ilan edenler, bugün Mehdi yarın nebi, öbür gün peygamber, ertesi gün “bana da kitap indirildi” diyenler psikolojik rahatsızlık içindedirler. Bunlar ümmet-i Muhammed”i tembelliğe, aymazlığa, gaflete, mücadele etmekten uzağa iten şeylerdir. Eğer Mehdi bir kişide yetecek olsaydı, o kişi Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemden başka kimse olmazdı.

Gerçek Velinin Vasfı

Bir veli dervişlerini ütmez, dervişlerinden para toplamaz, para almaz. Böyle bir şey yoktur. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem alnının terini yedi, bütün pir efendilerimiz, bütün sahabeler, bütün veliler gerçek manada alnılarının terini yerler. Sohbet parayla olmaz, zikrullah parayla olmaz, hizmet parayla olmaz.

Ömrü hayatında bir kez bir veliyi manevi meçesiyle gören bir kimse asla kendi kendine “ben Mehdiyim” demez. O kimse Hz. Ebubekir efendimizin o nurunu görecek de ondan sonra “ben Mehdiyim” diyecek? O kimse Hz. Ali efendimizin nurlu meçesini görecek de “ben Mehdiyim” diyecek? Hayır. Maneviyattan uzak, derinlikten uzak, halden uzak insanların işidir bu.


Günahkâr Müslümanın Akıbeti

Ehli sünnet inancına göre bir Müslüman günahkâr ise cehennemde günahlarının cezasını çeker ve ondan sonra cennete girer. Bununla alakalı hem ayetler hem hadisler vardır. Bilgi için Ali el-Kârî”nin Fıkh-ı Ekber şerhine bakılabilir. Bir Müslümanın ebedi cehennemde kalacağına inanmak Ehli sünnet inancına aykırıdır.


Nesih Meselesi ve Dinin Yenilenmesi

Adem aleyhisselam on emirle geldi, sonraki peygamberlere sayfalar geldi, ardından Tevrat, İncil ve nihayetinde Kur”an-ı Kerim gönderildi. Her yeni kitap öncekinin hukukunu kaldırdı. Kur”an-ı Kerim de kendi içinde bazı ayetleri neshetmiştir; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de bazı hükümleri neshetmiştir. Müslümanlar Kur”an”a tabi olacaktır; Tevrat”a ve İncil”e göre hükmedilmesi mümkün değildir.

Dinin bir ruhu vardır, canı vardır, kendini yeniler. Müceddidlerin işi dinin yeni anlayışını, Kur”an’ın yeni anlayışını insanların önüne koymaktır. Tasavvuf da bu noktada yeni anlayışını koyar ortaya. Eski üstatların “üstadsız zikretmeniz mümkün değil” sözü o günkü anlayışlarında doğru olabilir; ancak hürmet ederiz hepsine de, amacımız herhangi bir veliyle cedelleşmek değildir.


Hadis-i Kudsî: Allah’ı Seven

“Kul Allah’ı severse Allah’ın onu sevmesi vacip olur.” Bu hadis-i kudsîde geçen vacibiyet, kulların vacibiyeti gibi değildir. Cenab-ı Hakk bazı şeyleri kendi üzerine alır, kendi emanına alır. Mesela rızkı kendi üzerine almıştır. Bu vacibiyet, Allah’ın bir şekilde senet vermesi, söz vermesi anlamına gelir; yoksa kulların üzerine farz olan şeyler gibi değildir.


Kaynakça

Ayet-i Kerimeler

  • Bakara Suresi, 2/152 — “Beni zikredin, ben de sizi zikredeyim” ayeti; zikrullahta karşılıklılık
  • Bakara Suresi, 2/200 — “Hac ibadetinizi bitirdiğinizde atalarınızı andığınız gibi, hatta daha kuvvetli bir şekilde Allah’ı zikredin”
  • Bakara Suresi, 2/201 — “Rabbena âtina fi”d-dünya haseneten ve fi”l-âhireti haseneten ve kına azâbe”n-nâr” duası
  • Nahl Suresi, 16/43 — “Eğer bilmiyorsanız ehli zikre sorunuz” ayeti; üstadın bilgi ve eğitim kaynağı olarak rolü
  • Nisâ Suresi, 4/79 — “Sana gelen iyilik Allah”tandır, sana gelen kötülük ise nefsindendir” ayeti
  • Necm Suresi, 53/3-4 — “O nefsünden konuşmaz; o ancak kendisine vahyedilen bir vahiydir”
  • Ankebût Suresi, 29/45 — “Allah’ı zikretmek en büyük ibadettir” ayeti

Hadis-i Şerifler ve Hadis-i Kudsîler

  • Hadis-i Kudsî (Sahih-i Buharî, Kitabu”r-Rikak, Hadis No: 6502) — “Kim benim bir velîme düşmanlık ederse ben ona savaş ilan ederim”
  • Hadis-i Kudsî — “La ilahe illallah benim kal”amdır; kim onu söylerse kal”ama sığınmıştır”
  • Hadis-i Kudsî — “Kul beni severse benim onu sevmem vacip olur”
  • Tirmizî, Sünen, Hadis No: 3468 — “Kim yetmiş bin tevhid çekerse günahkâr olsa dahi Allah onu cennete koyar”
  • Sahih-i Müslim, Kitabü”l-Îman — Günahkâr Müslüman’ın cehennemde cezasını çektikten sonra cennete gireceği hakkındaki hadisler

Tasavvufî ve Kelamî Kaynaklar

  • İmam-ı Azam Ebu Hanîfe, el-Fıkhu”l-Ekber — Günahkâr mü”minin akıbeti, iman ve küfür meselesi
  • Ali el-Kârî, Fıkh-ı Ekber Şerhi (Minehu”r-Ravzi”l-Ezher) — Günahkâr Müslüman’ın cehennemde kalması ve cennete girmesi meselesi
  • Abdülkâdir Geylanî, el-Fethu”r-Rabbanî — Velilerin zikre hizmetkârlığı ve gerçek veli vasfı
  • İmam Gazalî, İhyâu Ulûmi”d-Dîn, Kitabu”z-Zikr — Zikrullah’ın fazileti ve usulü; üstadlı ve üstadsız zikir