Dilencilik Meselesi ve İmamların Fetvası
Allah gecenizde hayır etsin. Cenâb-ı Hakk’ın hizmetine hayırlı etsin. Hayırınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı etsin. Hadis-i Şerif’te “Allah’ın zatı için bir şey isteyen me’zundur, istediği takdirde vermeyen de me’zundur” buyrulmuştur. Dışarıda bilenler hep Allah’ın zatı için öne katarak biliyorlar; mektepte oturup tanıyanlar oluyor. Bununla alakalı imamların fetvası var. Yani bunu böyle bilen değil, meslek haline getirenlere verilmemesine dair imamların ittifakı var. Ama başka bir Hadis-i Şerif daha var: “Az da olsa sizden bir şey isteyene veriniz.” Az bir şey de olsa birine vermek bu noktada sıkıntılı ve sakıncalı değil. Ama dilenciliği meslek haline getirmiş olan insanlara vermemek de sıkıntılı ve sakıncalı değil.
Kurban İbadeti — Bizzat Kesme Sünneti
Kurbanımızı vekâlet yoluyla Pakistan’a göndermemiz caiz midir? Bu noktada fıkhî yönden bir sıkıntı yok. Bir kimse kurbanını başka yerlere gönderebilir. Ama nasıl zekât bulunduğu yerdeki Müslümanlara verilecekse, zekâtı bir yerden bir yere taşımak caiz değildir. Siz Bursa’da para kazandınız, Bursa’da oturuyorsunuz; ben zekâtımı memleketimce gönderebilirim diyemezsiniz. Buradan hareketle insanlar kurbanlarını bu tarz şekillerde gönderiyorlar. Bunların cevaz açısından cevazı vardır. Ama şunu unutmayın; Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri kurban ibadetini bizzat kendisi yaptı. Son dönemlerinde başında bulundu. Hazreti Âişe Vâlidemiz’e “Kurbanın kesilirken başında bulun” dedi. Kurban bir ibadettir. İnsanlar et yesin diye yapılan bir işlem değildir; bu farklı bir şeydir. Bu ibadet, o ibadeti bizzat bir kimsenin kendi eliyle yapması sünnettir. Biz bu noktada Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nden ittibâ olmaya gayret ederiz.
O başında bulunmuş veya kendisi bu ibadeti yapmış. Gücümüz yeterse, bilgimiz varsa kendimiz yapmaya çalışırız. Bilgimiz yoksa öğreniriz. Hayvan kesmeyi öğrenmek de sünnettir. Bir kimse kendisi kurbanını kesebilmeli. Bir kimse kendi ölüsünü yıkayabilmeli, kefenleyebilmeli. Bir kimse yakınını — babasını, abisini, çocuğunu, amcasını, dayısını — techiz edebilmeli. Bunlar sünnettir.
Kasaplık Eğitimi ve Pratik Beceriler
Bugün İsmail kardeş bir şey söyledi: Bursa Belediyesi Kasaplar Odası ile beraber ortak beş günlük kurban kesme ve kasaplık eğitimi verecekmiş. Müsait olanlar o eğitime katılsınlar. Hem elinizde bir meslek, bir sertifika olur. Yarın bir hacca gideceğiniz zaman kasap olarak hacca götürüyorlar; orada yardımcı olursunuz, elinizde bir sertifika olur. “Yol bulabilen Beytimi tavaf etsin” buyruluyor. Müsait olanlar bu noktada zaman açısından müsait olmayanlar İsmail kardeşimize danışsınlar.
Bakın, gün geçtikçe bu tür ibadetlerin yapımında zorluk yaşanıyor. Adam kurbanını alıyor, kasap bekliyor; kurbanı kesecek kişiyi bekliyor. Kurban kesme yerlerimiz yok, hayvan bakacak yerlerimiz yok, kurban kesebilecek yeteneğimiz de yok. Öğrenelim inşallah. Yoksa Pakistan’a gönderilir mi gönderilir; ama unutmayın geçen sene şirketlerde ve hatta vakıflarda böyle bir sıkıntı çıktı. Adamlar kesmemişler kurbanları.
Ne yapacağız? Böyle giderse namazda havale edecek insanlar çıkacak. Vakıflar kuracaklar, diyecekler ki namazlarınızı da kılalım sizin, oruçlarınızı da tutalım. Yeterin bize parayı bastırın. Şimdi hacca gidenleri götüren şirketler var. Adam gidemiyor, alıyor parayı; gidiyor gitmiyor bilmiyor. Hacını yapacak şirket var, zekâtını göndereceği şirket var, kurbanını göndereceği şirket var. Ne kaldı? Namaz ve oruç kaldı. Bir müddet sonra “namazlarınızı da kılıverelim, oruçlarınızı da tutuverelim, imanınızı da biz yerine getiriverelim” denilecek. Allah bizi affetsin; bu tuhaf gelebilir şimdi ama oraya doğru gidiyor. Allah bizi muhafaza etsin.
Meşihat ve Mürşide Bağlılık Meselesi
Meşihat insanın doğuştan değil, sonradan oluşur. Bir şeyle ilgilenirsiniz, okulda terbiye olursunuz, çalışırsınız; o hale gelirsiniz. Bir Müslüman bir mürşid-i kâmil ile biat etmeden Allah ve Resulü’ne âşık olabilir mi? Terbiye edebilir mi? Neden olmasın ki? Bakın, bu tür şeyleri böyle bir üstatlığa bağlamak, bir kuruma bağlamak, bir teşkilata bağlamak, şeyhliğe bağlamak, “olmazsa olmaz” demek, ehl-i tasavvufun içine düştüğü en büyük yanlışlıklardan biridir.
Şunu unutmayın; biz değişik cemaatlerin veya değişik tarikatların kendilerini makul ve haklı göstermek için bu tür şeylere ihtiyacımız yok. Kendimizi meşhur göstermek, makul göstermek gibi bir derdimiz yok. Tasavvuf, Allah’ı sevmek herkese açıktır kapısı. Resulünü sevmek herkese açıktır kapısı. Müminleri sevmek herkese açıktır kapısı. Bir kimse zaten Allah’ı seviyorsa Allah’ın sevdiklerini sever. Allah’ın sevdiklerini seviyorsa Allah’ı sever.
Sevgi Felsefesi — Mecazî ve Hakikî Aşk
Yani bu sevgi noktasında birisine karşı kimin muhabbeti kaynadıysa o yolunu bulur. Hatta ben daha ilerisini söylerim: bir kimse birisini seviyorsa, bir şeyi seviyorsa, o Allah sevgisini bulur. Yeter ki o sevgisi yolda kalmasın. Yeter ki samimi olsun, nedensiz niçinsiz olsun. Yeter ki o sevgisi o kimseyi nefsânî tarafa çevirmesin.
Züleyha’nın sevgisi nasıl çirkin görülebilir ki? Mecnun’un sevgisi nasıl çirkin görülebilir ki? Ferhat’ın sevgisi nasıl çirkin görülebilir ki? Bu noktada sevginin kaynağı tektir. Sevginin kaynağını iki görmeyin. Bazen mecazî olarak tecelli eder, bazen hakikî olarak tecelli eder. Eğer o sevginin kaynağına nefsâniyet ulaşmadıysa, mecazî de olsa o hakikate doğru yol alır.
Leyla ile Mecnun Kıssası
Leyla bir sultanın kızıdır, Mecnun da bir sultanın oğludur. Bir tören esnasında Mecnun Leyla’yı görür ve âşık olur. Leyla’nın anne babası haberdar olunca Leyla’yı saraylarına kapatırlar. Mecnun’a Leyla’yı göstermezler. Rivâyet edilir ki Mecnun’un da babası ve annesi ilk etapta Leyla’yı istememişlerdir. Mecnun buna kahreder, çöllere düşer ve her an Leyla’yı sayıklamaya başlar.
Bir müddet sonra Mecnun’un annesi babası dayanamaz; oğulları ellerinden gidiyor. Giderler Leyla’yı isterler, yine vermezler. Leyla da bundan kahırlanır, bir yolunu bulur, çöllere düşer Mecnun’u arar. Bakar ki Mecnun ceylanla konuşuyor. Sorarlar: “Neden ceylanla konuşuyorsun?” Der ki: “Gözleri Leyla’nın gözlerine benziyor.” Rivâyet edilir ki Leyla’yı gösterirler “Bu Leyla” derler, “Hayır” der “benim sevdiğim Leyla bu değil.” Leyla bir daha kahırlanır, döner; müsaadesiz onu bir başkasıyla evlendirirler.
Evlendiği adama der ki: “Bende cinnî bir hastalık var. Eğer bana dokunursan bu hastalıktan perişan olursun, mahvolursun.” O adam korkar, ona ilişemez. Bir müddet sonra Leyla kahırdan ölür. Mecnun’a derler ki “Leyla öldü.” O hiçbir cevap vermez. Gider Leyla’nın kabrinin başına der ki: “Sevenin sevdiği bu dünyadan gittikten sonra, sevene bu dünya haram olsun.” Ve orada can verir.
Mecazî dediğimiz sevgi, eğer gerçekten düzgün ise, hakikate doğru yol alır. O yüzden ehl-i tasavvuf der ki: “Kime bağlanırsan bağlan, bağlandığın yer önemli değildir; bağlanan önemlidir.” Sen sağlam bağlandıysan yol alırsın. Sen sevdiysen yol alırsın. Sen âşık olup adım attıysan yol alırsın.
Samimi Sevginin Alâmetleri
Münafıklar vardı; Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin dizinin dibindeydiler. Peygamber’in eksikliği mi vardı, noksanlığı mı vardı? Onlar münafıklıklarına devam ettiler. Münafık her yerde münafıktır, müşrik her yerde müşriktir, yalancı her yerde yalancıdır. Adamın sevgisi samimiyse, dervişin sevgisi samimiyse, birbirine muhabbet besleyenlerin muhabbetleri samimiyse, o hakikate doğru yol alır. Hakikî sevgiye doğru yol alır.
Onun önüne menfaat çıktığında, şehvet çıktığında, nefsâniyet çıktığında yıkılmaz. Geri gitmez. Sıkıntılara, gelen musibetlere, darlıklara sabreder. Hakikî sevgi budur. Geçen hafta neydi ders? “Namazı devamlı kıl. İyilikleri emret. Kötülüklerden nehyet. Başına gelecek olan bela ve musibetlere sabret. Ve bu yolda azmet.” Bu seni hakikî sevdaya götürecek.
Ne dedi Şems-i Tebrizî Hazreti Mevlâna’ya? “Toprağın bahçıvana teslim olduğu gibi teslim ol” dedi. Eğer toprağın bahçıvana teslim olduğu gibi teslim olursan merak etme; bahçıvan sana kötülük yapmaz. Sana tertemiz meyveler diker, tertemiz güller diker. Seni gül bahçesi haline getirir, meyve bahçesi haline getirir. İhlaslı ol, samimi ol.
Bizim Derdimiz — Allah’ı Sevmek ve Sevdirmek
Kıymetli kardeşler, bizim öyle bir derdimiz yok. Tanınayım, bilineyim, meşhur olayım; herkes bize gelsin, bağlansın; cemaatimiz kalabalıklaşsın, çoğalsın — böyle bir derdimiz yok. Hiç olmadı benim. Çoğaltan da azaltan da Allah’tır. Artıran da eksilten de Allah’tır. Genişleten de daraltan da Allah’tır. Aziz eden de zelil eden de Allah’tır.
Biz şunu diyebiliriz: “Yâ Rabbi! Seni çok seviyoruz. Derdimiz bu. O sevgisini dile getirebilmeyi, o sevgisini gönlümüzde yaşatmayı istiyoruz.” Başka bir derdimiz yok. Burada bulunuyorsak size bir şey anlatmak için değil, kendime bir şey anlatmak için; Allah’ı zikretmek için.
Bırakın insanlar hangi şeyhe gidiyorlarsa gitsinler. Hangi cemaate gidiyorlarsa gitsinler. Hangi tarikatı seviyorlarsa sevsinler. Varsın insanlar gitsinler, onlara tabi olsunlar. Hatta burada sohbetimizi dinleyen, zikrimize katılanlar, teker teker bir şeyh bulup gitsinler bağlansınlar. Bundan gocunacağımız bir şey yok. Biz yine Cenâb-ı Hak sağlık afiyet verdiği müddetçe yirmi yıldır yaptığımızı yapacağız. Yine anlatacağız, yine zikredeceğiz. Biz O’na teslimiz, biz O’nun kuluyuz.
Bizim derdimiz Allah’ı sevmek ve sevdirmek. Bizim derdimiz Resulullah’ı sevmek ve sevdirmek. Bizim derdimiz Kur’an’ı sevmek ve sevdirmek, yaşamak ve yaşatmak. Bizim derdimiz Sünnet-i Resulullah’ı yaşamak ve yaşatmak. Bizi tanımasın hiç kimse. Bize tabi olmasın. Yeter ki insanlar Allah’ı sevsinler. Bizim adımız sanımız duyulmasın. Vallahi yok, billahi yok böyle bir derdimiz.
Ahzâb Sûresi 42-43 — Sabah Akşam Zikir ve Allah’ın Salatı
Ahzâb Sûresi 42-43. ayetler: “Sabah akşam O’nu tesbih edin. O sizi karanlıklardan nura çıkarmak için size salât edendir. Melekleri de mü’minlere çok merhametlidir.” Sabah akşam Allah’ı tesbih etmek, zikretmek — müfessirler bunu namazla bağlantılamışlar: sabah namazı ve yatsı namazı olarak. Ama ehl-i tasavvuf bunu namazın haricinde Allah’ı devamlı zikretme olarak alıp, hem sabah dersi koymuş kendisine hem de akşam dersi koymuş.
Biz her ne kadar arkadaşlara tek ders veriyorsak da, genel olarak bazısına söylüyoruz: yapabilenler sabah akşam çeksinler. Üç sefer, dört sefer, beş sefer çeksinler. Sabah akşam Allah’ı zikretmek, tesbih etmek. Sabah akşam Allah’la alışverişte bulunmak. Sabah akşam O’nunla hemhâl olmak. O’nu anmak, O’nunla konuşmak, sohbet etmek, O’ndan istemek, dua etmek.
Sevenin Hâli
Allah’ı sevenler sevdiklerini sabah akşam zikrederler. Sevenin gözünden sevdiği hiç gitmez. Sevenin dilinden sevdiği hiç eksilmez. Sevenin kulağından sevdiği hiç eksilmez. Seven her daim sevdiğiyle konuşmak ister, görmek ister, memnun etmek ister, sevgilisinin yörüngesinde yürümek ister. Hakikî sevdaya düşenler gaflete düşmezler. Hakikî aşkın hakikisine doğru dalanlar için gaflet büyük günahtır, hatta ihanettir.
Cenâb-ı Hak diyor ki: “Sabah akşam Beni zikredin. Ben sizi karanlıklardan nura çıkarmak için size salât ediyorum. Sizi karanlıklardan nura çıkaran Benim. Beni zikretmeye devam ettiğinizde nurunuzu artıracağım. Melekler de size yardım ediyor, dua ediyor, salât getiriyor.” Sen zikre devam et; melekler yanında dua eder: “Yâ Rabbi günahlarını affet.” Siz zikrettiğiniz anda melek zikrinizi Allah’ın katına çıkarır: “Bunu zikreden, affet.”
Siz zikrettikçe, namaz kıldıkça, oruç tuttukça, Allah’ın emirlerini yerine getirdikçe, iyilikleri emredip kötülüklerden nehyettikçe Cenâb-ı Hakk’ın size salatını artıracak, rahmetini bereketini artıracak, hidayetini artıracak, nurunu artıracak ve parlatacaktır. Melekler size olan dualarını çoğaltacaktır.
Allah Mü’minlere Karşı Şefkatlidir
“Yâ Rabbi” dediğin anda O seni alacak, saracak, sarmalayacak. Niçin? O seni seviyor çünkü. Sen O’nu seviyordun ya; O’nu sevmek de O’nun üzerine vacip. Sen O’nu zikrediyordun ya; zikrettiğin zaman seni zikretmek de O’nun üzerine vacip. Sen O’nu zikrettiğin için ihtiyaçlarına zaman bulamıyordun ya; Allah mü’minlere karşı şefkatli. Senin yapamadığın şeyleri O merhametiyle yapacak.
Kul öyle bir noktaya gelir ki, Allah’ı öylesine sever, kendini öylesine kaptırır, sevdasına öylesine yüklenir ki, Allah onun istediklerini önünde yerine getirmeye başlar. Eli kolu oynatmasına gerek kalmaz; gönlünden bir şeyi geçirmesi, Cenâb-ı Hak onu yerine getirir. Hadis-i Şerif’te buyrulmuştur: “Onlar bir şeye yemin ederlerse Allah onu yerine getirir.” Peygamber Efendimiz Hazreti Ali için: “Yâ Rabbi, Ali’nin döndüğü yere hakkı çevir” buyurmuştur. Hadis-i Kudsî’de: “Onlar yağmur yağacak dese, yağmuru Allah yağdırır” buyrulur. Çünkü konuşan dili artık O’nundur; tutan eli artık O’nundur; yürüyen ayağı artık O’nundur.
Zikrin Kıymeti ve Devam Ettirmenin Önemi
Allah’ı zikir çok kıymetlidir. Allah zikir hazinesini herkese göstermez. Meydandadır ama herkes gidip alamaz onu. Herkes gidip orada oturamaz, devam ettiremez. Kıymetli kardeşler, burası çok önemli: devam ettiremez. Devam ettirenler çok azdır. “O gerçek iman edenler azdırlar.” Evet, onlar azdırlar, parmakla sayılır insanların içinde. Çünkü Allah’ı zikir hususî manada tecelli eder. Allah’ı sevmek hususî manada tecelli eder.
Herkesin göğsünü gere gere “Allah’ı seviyorum” diyemez. Namazını kılamaz; nefis onu çeker aşağı. Etrafından çekilir: “Müdürüm ne diyecek, amirim ne diyecek, arkadaşlarım ne diyecek, komşularım ne diyecek.” Yapamaz. Nefis ve şeytan asılır bir taraftan. İş yerinden horlanır. İkinci sınıf vatandaş gibi görülür. Hatta gün gelir eşi, çocukları horlar. Gün gelir akrabaları horlar.
Kim Kur’an ve sünnete sıkı yapıştı, Allah katında birinci sınıftır ama insanlar katında birinci sınıf olmaz. İnsanlar onu sevmezler; nefislerine uyarlar çünkü. İnsanlar onları kaldıramazlar. İkinci sınıf vatandaş gibi görürler. Yıllardır yaşarsınız bunu. Ama hiç üzülmeyin. Hiç insanlara gücenmeyin. Allah her şeye kadirdir. O yeter. “Allah kâfidir. Allah yeter, Allah kâfi. Allah yeter, Allah hakîm. Allah yeter, Allah kudret sahibi.”
İmtihan, Sabır ve Sevdayı Hakikate Yollamak
Cenâb-ı Hak bunu bir imtihan olarak yaşatır size. Ama şunu unutmayın: her bela ve musibette, her sıkıntıda, her hor görülüşte, her aşağılanışta rahmet vardır, bereket vardır. Ve onda Allah’a yaklaşma vardır. Allah, Muhammed-i Mustafa’nın başına işkembe koydurttu ve onu kendine yaklaştırdı. Muhammed-i Mustafa’nın başına işkembe konulduysa size haydi haydi bu tür şeyler olacaktır.
Ama Allah’ın dediği kötülüklerden nehyetmeye devam ediyorsanız, iyilikleri emrediyorsanız — başka bir ayette buyruluyor: “Ey Habibim, sakın sen onların söyledikleri yöne çevirme. Allah sana kâfidir.” Mekkeli müşrikler geldiler: “Ne mal istiyorsan söyle, malımızın yarısını sana verelim.” Cenâb-ı Hak hemen buyurdu: “Sakın yönünü çevirme.”
Allah, kendisini seven, “seviyorum” diyen kulunun yüzünü ve yönünü başka bir yere çevirmesini istemez. Seviyorum diyen bir kimsenin sevdiğinden başka bir şey görmemesi gerekir; yoksa sevgisine ihanet etmiş olur. Allah dedin; devam et, Allah’ı zikret. Sakın gözünü dünyalıklara çevirme. Sakın gözünü para pula çevirme. Sakın gözünü insanlara çevirme. Allah var ise başka bir şeye bakma.
Allah bizi affetsin. Cenâb-ı Hak içimizi dışımızı aşkıyla, sevgisiyle, muhabbetiyle doldursun; o uğurda yol göstersin inşallah.
Kaynakça
- Hadis-i Şerif: “Allah’ın zatı için bir şey isteyen me’zundur, istediği takdirde vermeyen de me’zundur” — Ebû Dâvûd, Zekât, 26, Hadis No: 1672
- Hadis-i Şerif: “Az da olsa sizden bir şey isteyene veriniz” — Sahîh-i Buhârî, Zekât, 28
- Hadis-i Şerif: “Mü’min bir delikten iki kere ısırılmaz” — Sahîh-i Buhârî, Edeb, 83, Hadis No: 6133; Sahîh-i Müslim, Zühd, 63
- Hadis-i Şerif: Hazreti Âişe Vâlidemiz’e kurbanın başında bulunma emri — Sahîh-i Müslim, Edâhî, 4, Hadis No: 1967
- Hadis-i Şerif: Peygamber Efendimiz’in bizzat kurban kesmesi — Sahîh-i Buhârî, Hac, 117; Sahîh-i Müslim, Edâhî, 1
- Hadis-i Şerif: “Onlar bir şeye yemin ederlerse Allah onu yerine getirir” — Sahîh-i Müslim, Birr, 138, Hadis No: 2622
- Hadis-i Şerif: “Yâ Rabbi, Ali’nin döndüğü yere hakkı çevir” — Tirmizî, Menâkıb, 20; Hâkim, Müstedrek, III/124
- Hadis-i Kudsî: “Kulum bana nafilelerle yaklaşmaya devam eder… Ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum” — Sahîh-i Buhârî, Rikâk, 38, Hadis No: 6502
- Âyet: Ahzâb Sûresi 42-43 — “Sabah akşam O’nu tesbih edin. O sizi karanlıklardan nura çıkarmak için size salât edendir. Melekleri de mü’minlere çok merhametlidir”
- Âyet: Lokmân Sûresi 17 — “Namazı devamlı kıl, iyiliği emret, kötülükten nehyet, başına gelene sabret”
- Âyet: Ahzâb Sûresi 56 — “Allah ve melekleri Peygamber’e salât ederler” — Hz. Abbas’ın sorusu üzerine ümmet için de indirilmesi
- Fıkıh: Zekâtın bulunduğu beldede verilmesi — Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâî, II/46; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, II/354
- Fıkıh: Kurbanı vekâleten kestirmenin cevazı — Merğînânî, el-Hidâye, IV/72; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, VI/328
- Fıkıh: Dilenciliği meslek edinenlere vermeme fetvası — İmamların ittifakı, İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, II/339
- Tasavvuf: Mecazî aşktan hakikî aşka geçiş — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, I/31; Ahmed Gazâlî, Sevânih
- Tasavvuf: Leyla ile Mecnun kıssası — Nizâmî Gencevî, Leylâ vü Mecnûn; Fuzûlî, Leylâ vü Mecnûn
- Tasavvuf: Şems-i Tebrizî’nin Mevlâna’ya “Toprağın bahçıvana teslim olduğu gibi teslim ol” sözü — Şems-i Tebrizî, Makâlât