Gönül Sızım!
Göz yaşım, kalp ağrım, hasret kapım! Sensiz gelen bir bayramın şenliği nicedir?
Sana vuslat kalb-i deruna kilitliyken gözyaşının dinmez feryadı kimedir?
Çatı katının dilsiz gölgeleri sükutun bekleyişine gebeyken  gönül varsın koşmasın huzura  gönül  katli ayrılığın bilevinde diyedir

Ey sevgili, gözyaşlarım ıslatırken göğsünü, gözlerimin  buğusu kapansın  sensizliğe, sussun  dillenmesin bakışım.
Sessiz kalsın gönül sızım sana koşmazken sussun
sussun da büyütsün firakın dağladığı ruhumun feryadını.
Yansın sönmeyen alevi bahtımın bağrıma dayadığı hançerinin deştiği hasretinle hüznüm
acısın dinmesin ağrısın kalbimin sensiz sessizliğiyle dolu her kuytusu
değmesin varsın elime ellerin  kavursun sararken sensizliğini tüm benliğime dolayan ruhunun kokusu
özlemin dinmesin   eritsin delsin vuslata susuz bendenin  naçar  hasret i  düçarını
sesini duymasın varsın yansın sessiz dilsiz her çınlayan nefesin sükutu
Gönül sızım hasretim vuslatım  gözyaşım yürek  dağım
kalsın evvelimde gizli ahirine vurulu mührünün kalbimi  her dağladığı  havyanın çerağı sensiz
sönmesin feryadı ahımın  yansın ,
savrulsun nadan olan her zerremin  külü  kıvılcayıp  tutuşsun
eğilsin utancım, ezilsin ,
ruhunun eyyamına bakıp küçülsün ,
tükensin yok olurken gururum
saçlarım süpürsün közlenen hicranımın her cümlesiyle kükreyen  hışmını
Tarasın öpmeye değmeyen lebimin çığlığı dipsiz bucaksız derdimle çiğnenen parendini
yıkasın gözyaşım bastığın her adımla uzayan feryadımın pasını
eğilip diz çöküp dilensin pişmanlığım altından yüreğinin  
baksın sana bakmayan kıyılardan saklanan her müjganın kaçışı
görsün seni görmeden özleyen her sızımın yanışı
saklansın ardından fersah fersah kanayan her hayretin kovuşu
sığınsın o kovuğun altında sakladığı dalından tutan aşka
aşklansın tek aşka koşarken ikimizin yüreği tek olsun dolsun O’NUNLA
O olsun her zerremiz O’na koşarken bizle
biz kalmasın tükensin O aşkla aşklaşıp aşıldıkça
aşk olsun yolumuz bir aşkın aşkına vuslat kılsın yalnızca
sızıdan sızsın O’nun vahdetine hasretlik
hasrete hasret kalıp dolsun yürek sızım hasretle
bitmesin yürek sızım hamuş kalıp her cümle.

KARABAŞ- İ VELİ TEKKESİ’NDE BERAAT KANDİLİ

       Karabaş i Veli Tekkesi’nde Beraat kandili… Uzaklarda, cam ekranın arkasında o bahçede olabilme arzusunun dayanılmaz ağırlığının onlarca kez yaşattığı sızıdan sonra o bahçede olmak … Yüzlerce derviş kucaklaşırken orada olma saadetinin baş döndürücü heyecanına kapılıp, hislerin yoğun taarruzuyla ,kamera arkasından görülmeyen onlarca kareye şahit olmak... Herkes dostuyla kucaklaşıp uzun sohbetlere dalarken ,aynı illerden gelenler guruplaşıp saf tutarken, herhangi bir ile veya safa mensup olamamanın hüznüyle ve aynı zamanda tek olmanın avantajıyla da bir çok kardeşin yürekten samimimi kucaklamalarının sevinciyle her ile dahil olmanın keyfince seyre koyuldum tekkeyi. Bayram havasının tatlı esintileriyle dolan bahçede herkes çok mutluydu. Gülümseyen yüzler mutlu huzurlu neşeli simalar, kavuşmalar, kucaklaşmalar..

       Uzaklardayken, bilgisayardan seyrederken orada olamama azabıyla ayrı olmanın karmaşasındayken yıllardır yaşadığım şehre ait olamama hissinin, sadece tekkeden uzaktayken ruhumu yakalayan bir ayrılık sendromu olduğunu sanırdım. Oysa aynı ait olamama hissi ,tekkenin tam kalbinde de yüreğime çörekleniverdi. Ve idrak ettim ki ait olamama hissi bu şehre veya o şehre değil, dünyaya ait olamamanın azaplığındandı aslında. Herhangi bir toprağa, bir mekana ve insanlara yabancılık, insanların cam gibi akan kalplerindekileri görmekle orantılı bir uzaklaşma mıydı acaba? Dünyanın koşuşturmacası, cıvıldayışı, neşesi , enerjisi içimdeki küllere öyle uzaktı ki mekan fark etmiyordu . Bursa şehrinin dokusuyla müsemma ruhumun kalıntıları, aşinalıkla sarmalaşsalar da kısa bir süre önce bu şehre sığmayan, bu şehirde bir göz dam bulamamanın çaresizliğiyle kavrulan yersize kucak açanın özlemi, tüm mekanlara yabancı kılmıştı ruhumu. Hayranlıkla ve sevgiyle seyrettiğim kardeşlerim, kulaklarıma bayram ettiren ney ve dualara rağmen tekkenin gerçek sahipleri olan gerçek dervişlerin arasında dahi kendimi pek eğreti hissettim. Bu hissin şaşkınlığıyla kıvranırken, bu muhteşem dervişane dostluk sahnesini geriden takibeden dostumu hatırladım . Herkes dostuyla kucaklaşırken ben nasıl olur da dostumun yanında olmam diye uyanıp az evvel ki eğretiliğimden hicapla dostumun yanında yer buldum kendime. Uzun hasretliğin ve yeniden kavuşmanın coşkusuyla , bahçedeki garipliğime rağmen , dostumun yanı başındaki sessizlikte ve ıssızlıkta aradığımı buldum.

Devamını oku...
 

   Dergâhtaki zikrullah. Mart ayı. Cepheye sema yürüyüşünden evvelki son zikir. Bir rüzgar hissediyorum ensemde, yanağımda, ellerimde. Nedir bu rüzgar? Siper..Siperlerin arasında birini görüyorum. Yüzü ay gibi beyaz ve yuvarlak. Yaşı çok genç. On beşliklerden.. Öyle ki şapkasının altında ay yüzü kaybolmuş adeta. Yaslanmış soğuk toprak sipere umarsız.. Sanki bir fotoğrafa poz verir gibi bakıyor. Bakıyor, sadece bakıyor. Gözlerinde hem hüzün var hem de mutluluk. Elleri dizlerinin üzerinde. Sadece bakıyor, derin manalı ve tevekküllü..

Cepheye Sema

           Tüm kardeşler cepheye yürürken ve siperdeki bakışı görmüşken orada olamamanın hüznü… Tüm benliğimi kaplayan hüzün, cephede olamamanın eksikliğini gidermiyor. Allah’ıma ve zikrullaha sığınıyorum. Aynı yüz siperler arasından beliriyor aniden. Yine masum, hüzünlü ve tevekkül dolu. Kimsin diyorum. “Kastamonulu Rıfat” olduğunu belirtirken, siperinin içinde oturuyor bakışını hiç bozmadan, sakin. Kastamonulu Rıfat.. Çanakkale şehidi.. Yandım diyorum! Ben size çok yandım diyorum! Çanakkale sızısını yüreğimde hissederken; mahşeri karanlığı, siper içerisindeki ölüm kokusunu, ölüm sızısını soluyorum. Rıfat ise tevekkül dolu oturuşundan, masum bakışından hiçbir şey kaybetmiyor. Zihnimden mırıldanıyorum:

Tarihler seni yazdı Çanakkale; yağmur gibi yağarken üstüne mermiler
               Sevenler mi ayrıldı batarken tek tek gemiler
               Yetim mi kaldı yoksa bebeler
               Söyle neden ağlıyorsun Çanakkale “

Devamını oku...

Sayfa 27 / 36

<< Başlangıç < Önceki 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 Sonraki > Son >>