ULUDAĞ

ULUDAĞ

Hey Uludağ! orda mısın!
Yine boyun dik ayaktasın,
Eser fırtınalar üzerine,
Acımasız hoyratça ve zalimce.
Sen yine geniş yüreğinde,
Taze gül fidanlarını yeşert,
Başında bin bir dert olsa da,
Etrafını zalimler sarmışsa da,
Yüreğine hançerler saplanmışsa da,
Kucağını aç bütün mahlukata
Sev yaratılanları yüreğinden aşkla tut,
Gelsin sana dermansızlar derman bulmaya,
Gelsin sana sevgisizler sevgi bulmaya,
Koşsun sana aşktan nasipsizler aşık olmaya,

Hey Uludağ beni duyuyor musun?
Senin başından kar eksik olmaz,
Yüreğinden hançer eksik olmaz,
Ayaklarında dertten prangalar,
Kolların da hüzünden zincirler,
Ellerinde çileden kelepçeler,
Boynunda aşktan bukağılar,
Hiç ama hiç eksik olmaz...

Hey Uludağ!
Bırak essin acımasızca ve hoyratca rüzgar,
Yağsın başına bin bir gün kar,
Yüreğinde aşk ateşi, dışarıya lav,
Anlamaz seni salaklar ve aptallar,
Zannederlerki seni kuru bir dağ,
Üzerinde bin bir mahlukat yaşar,
Yüreğinden sonsuz pınarlar coşar
İçinde aşk kazanları kaynar,
Dışarıya cürufları çıkar.

Hey Uludağ!
Bırak seni bilen sevsin
Yaradana aşık olmayı isteyen gelsin
Pınarlarından aşk şarabı içenler gelsin
Üzerinde gül bahçeleri yetişsin,
Bülbüller güllerini koklamaya gelsin
Asıklar buluşsun sonsuz yüreğinde,
Mecnun Leyla’yı bulsun, ateşin ortasında,
Ferhat Şirinine kavuşsun sonsuz ufkunda
Üçler,Yediler,Kırklar toplansın başında,
Divan kurulsun çeksinler seni sorguya
Aşktan başka söylenecek yok sorgucuya.
Asacaklar seni aşk uğruna,
BIRAK İSTERLERSE YAKSINLAR SENİ AŞK YOLUNA...!


Mustafa Özbağ