DİN VE VİCDAN HÜRRİYETİ

DİN VE VİCDAN HÜRRİYETİ

İnsan toplumsal bir varlıktır, tek başına fertlerin uzun süre yalnız yaşamaları mümkün değildir, bu sebeple toplumu oluşturan değişik inanç ve düşünceye sahip kimselerin olması kaçınılmaz bir vak’adır.

İslam’da aslında toplum dinidir. Allah’ın bizlere gönderdiği ilahi kitabı Kur’an ve Peygamberi Muhammed Mustafa (s.a.v) tüm İnsanlığa ve Cinnilere gönderilmiştir. İslam dininde değişik kesimlerce Kuran ve sünnet dahilinde farklı algılamaları ve yaşantıları olması kaçınılmazdır.
İslamın genel düşüncesine göre "İmân; Allah'a, Meleklerine, Kitab'ına, O'na kavuşmaya, Peygamberlerine, Kadere ve ayrıca öldükten sonra tekrar dirilmeye iman etmendir." Müslim,Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce.

İman; genel manada bu esasları “Kalp ile tasdik, dil ile ikrardan” ibarettir. Bu tasdikin oluşması için aklın bilgilenmesine bu bilgilenme neticesinde de iknaya ihtiyaç vardır. Zorlama ile olması mümkün değildir. "İslâm, Allah'tan başka hiçbir ilâh bulunmadığına, Muhammed'in O'nun elçisi olduğuna şehadet etmen, namaz kılman, zekat vermen, Ramazan orucunu tutman, gücün yettiği takdirde Beyt'i tavaf etmendir." Müslim,Ebû Dâvud,Tirmizî,Nesâî ve İbn Mâce.

Böylece İslam dini dediğimizde akıl sahiplerinin İlahi kitap Kuranın ve Peygamberinin getirdiği ilahi kuralları kendi irade ve istekleri ile kabul etmeleridir. Din ve Vicdan hürriyeti dediğimizde bu üç önemli unsur öne çıkar; İlahilik, Akıl ve Özgürlük. Bu üç terim arasında ki bağ sıkı sıkıyadır ki bu din ve vicdan özgürlüğü için gereklidir. Kuran’ı Kerimde de “Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk, sapıklıktan ayırt edilmiştir. Artık her kim tâğutu inkar edip, Allah'a inanırsa, sağlam bir kulpa yapışmıştır ki, o hiçbir zaman kopmaz. Allah, her şeyi işitir ve bilir.”Bakara-256 buyrularak hakla batıl birbirinden ayrılmıştır. Bir kimsenin inanıp inanmamasına karışılmaması gerekir. Bir kimse Hakikat olan Kuran ve Sünnet bilgisine muhatap kılındıktan sonra iradesine baskı yapılarak İmanı ve İslam’ı kabul etmeye zorlanmamalıdır. Hatta Bir kimse inandıktan sonrada ona zorla ibadet ettirilmesi düşünülemez. Çünkü İman ve İslam, hür irade ve gönülden gelen bir kabullenme ile olması gerekir. Bir kimse veya topluluk hür iradeleri ve kalplerinin kabul etmesi ile İman edip İslam’ı yaşaması gerekir, eğer baskı ve zorlama ile bunlar yaptırılmaya kalkışılırsa insanlarda psikolojik bozukluklar ve sapmalar olması kaçınılmazdır. Kaldı ki yüce Allah yine Yüce Kitabında “Allah yolunda hakkıyla cihat edin. O, (dini için) sizi seçti. Atanız İbrahim'in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır.” Hac-78 buyurarak dini ibadetlerimizde, gücümüzün yetmediği bir şeyi yüklemedi. Bu ifade İslam dininde bir zorluğun olmadığını ortaya koymaktadır. Bütün mükellefiyetler, insanın gücünün yetmemesi halinde ya hafifletilmiş veya tamamen ortadan kaldırılmıştır. Su bulamayanın teyemmüm etmesi, seferi olanın namazı iki rekât kılması, yine yolculuk sırasında orucun tutulmayabilmesi, kişinin zekât verecek malının elinden çıkması halinde, zekât mükellefiyetinin düşmesi, bu çeşit kolaylıklara birer misaldir.

“Ey Muhammed, Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde kim varsa hepsi toptan iman ederlerdi. O halde insanları hep mümin olsunlar diye sen mi zorlayacaksın?” Yunus-99 ayeti ile Allah Müslüman olmayan kimseleri gerek kişisel ve gerekse siyasi güç yoluyla imana zorlanamayacakları gibi, bu gün günümüzde pek uygulanmayan ama İslam’ın dördüncü halifesi Hz.Ali (ra) tarafından uygulanan Müslüman olup da kendi iradeleriyle sonradan İslam’dan çıkanlar da cezalandırılamazlar hükmünü de içermektedir.

Benim ve kardeşlerimizin din ve vicdan özgürlüğüne bakışımız Kur'anın ve sünnetin ruhuyla çatışmamaktadır, biz belkide bazılarına göre daha kapsayıcı, ötekileştirmeyen, itmeyen olarak görülebiliriz ama asla kuran ve sünnetin dışında görülecek bir noktada değiliz.

Selam ve Dua ile kalın...
Mustafa Özbağ 26.04.20167