SEVMEK

Hepimizin korkuları vardır, korkmak belki yaşamamızın sırrıdır, Korkarız nedensiz, niçinsiz, belki sebepleri vardır ama sonunda korkarız işte.O içimizde belki çözümlenmiş muamma ama korkularımızı bitirmişiz desek dahi yine içimizde korkularımız vardır.

O zaman korkuyorsak yaşıyoruz, yaşamımızın bir olmazsa olmazı demek.

Korkularımız çeşit çeşit, hepsinide içimizde taşıyoruz, yaşıyoruz, hissediyoruz, her nefes alışımızda verişimizde dahi korkuyoruz,bir dahaki nefesi alıp veremezsek diye, ölümden değil belki ölüm ötesinden.Herkesin kendisine göre çoğalmış korkuları var ama hepimiz korkağız sonunda. Bu kadar korku içinde insanların en çok korktukları şey "SEVMEK" tir. Evet, acı bir şey insan SEVMEKTEN ve SEVİLMEKTEN de korkar.

Her ikiside bizim için zor gelir, her ikiside birbirinden ayrılmaz iki parça gibidir, belki birbirinin aynısıdır, belki aynasıdır, her ikisi karşı karşıya dursa bile, birbirlerine tecelli ederler.

SEVMEK ten korkarız, seversek kaybedeceğimizi düşünürüz, acı çekeceğimizi, belki her gün ağlayacağımızı, hicranlara gark olacağımızı düşünürüz, belki böyle olanlar vardır etrafımızda, akıl kantarıyla tartarız onların hallerini, gözümüzün önüne getiririz çektikleri ızdırapları, kocaman devasa bir dert ummanı çıkar karşımıza ve SEVMEK ten korkarız, tarih boyunca SEVMEK ten korkup, o uçsuz bucaksız deryanın kıyılarında dolaşan insanlar hep çok olmuştur.

Evet onların bu tip dertleri olmamıştır, yani sevmemişlerdir ve dertlenmemiş gibi gelirler insanlara, aslında onların asıl büyük hastalığı içlerinde çekerler ki bu acıların,hüznün,çilenin en ağırıdır ki bunun adı SEVGİSİZLİK değil BENCİLLİK, EGOİSTLİK, CİMRİLİK tir.

Sevmeyenler bencil, cimri ve egoisttirler. Devamlı kendilerini düşünürler. Kendileriyle alakalı hiç bir şeyi kaybetmek istemezler ve bunlarla alakalı hiç bir fedakârlıkları yoktur. Böylece kendilerini çok akıllı zannederler. Bu tipler sevmeyi başaramadıkları için SEVİLMEYİ asla kaldıramazlar. Çünkü SEVİLMEK sevmekten daha ağır mesuliyettir. SEVİLMEK sıradağlar kadar ağır bir yükün altına girmektir işin özünde. Ama bizim insanlarımız belkide gerçek SEVME yi tatmadıklarından SEVİLMENİN ağırlığını bilmiyorlar. SEVMEK ne kadar hicranlı, çileli ise SEVİLMEK ondan çok misli ağırlıktadır.

Hayatı boyunca bir SEVDASI olmayan, sevmeyen, aşık olmayan, platonik dahi olsa bir sevgilisi olmayan bir kimsenin SEVMEK ten ve SEVİLMEK ten anlaması mümkün değildir.

SEVMEK; nedensiz, niçinsiz, hesapsız olmak tır. Sevdiğinin önünde kendini unutmaktır. Neyin varsa sevdiğinin uğruna feda etmektir. Sevdiğinin önünde fakir olmaktır. Sevdiğinin uğruna yaptıklarını görmemektir, unutmaktır. Fırat nehri gibi kah çoşarak, kah sakinleşerek ama devamlı sevdiğinin ummanına akmaktır. Sevdiğinin yoluna ram olmaktır. O nun kokusuyla kokulanmak ve hatta sayısız kokuları üzerinde taşıyıp, sevdiğinin önünde türlü çeşnilerle donatılmış bir çiçek sepeti gibi durup nereni koklarsa koklasın hep misk i amber gibi kokmaktır. Doğadaki bütün kokuları üzerinde sevdiğin için taşımaktır.

SEVMEK; sevdiğine nefes olmak, nefesini O na vermektir, her gün doğduğunda kardelen çiçeği gibi sevdiğini düşünüp O nunla olmaktır, O na yönelmektir.

SEVMEK; onun yanında dahi O nu özlemek tir. O nu sarıp sarmaladığında dahi O na doyamamaktır. Beraberken bile hasret çekmektir.Onsuz bir hayatı, bir anı düşünmemektir.

SEVMEK; sevdiğinin önünde hiç olmak, benliğinden geçmektir.

SEVMEK SEVDANIN TA KENDİSİDİR.

İnşaallah devamı olur,

Selam ve dua ile kalın,

Yolunuz hep sevda dan geçsin.

Seni görmeden de sevmiştim! Senin karadeniz mavisi gözlerine doya doya bu yüzden bakamadım, Kaldıramadım kafamı senin önünde yerden bir milim dahi yukarı. Senin vakarlı gelişine bakamadım, Kelimeleri unuttum, bir söz dahi diyemedim, Sus oldum. Sen bir meltem rüzgarı gibi geldin, içimi ısıttın, yıllar varki bu rüzgar esmemişti sanki. Giderken bir el dahi sallayamadım gücüm kalmamıştı, Haydi kalk gel yine, ister sabahın seherinde, ister gecenin bahrinde, ister eskisi gibi, istersen istediğin gibi, nasıl gelirsen gel, ya da GEL de.

Her sevgi zannettiğimiz şey kırık birer hikayedir, yaşanmış, küllenmiş sonunda unutulmuş, hatta bazılarında nefrete dönmüş bir kırık hikaye işte,..Oysa ne güzel başlar...Sanki bizim için yaratılmış bir sevgi gibi gelir bize, o nu hücrelerimizde kalbimizin derinliklerinde yatışımızdır kendimizce...Dünya bizim için, sevgimiz için döndüğünü hissederiz, sevgimiz olmazsa sanki dünya duracakmış gibi gelir bize. Kalbimizin bütün şifrelerinin sevdiğimizce çözüldüğünü zannederiz....ve böylece o nu çok sevdiğimizi haykırırız her an, an ve an feryatlarımız feryatlara karışır, sessiz çığlıklar atarız geceler boyu, sevdamızdan himalayalardaki karlar eridi zannederiz. Dünyanın ekolojik dengesinin bozulma sebebi olur bizim sevdamız. Her şey o kadar güzel o kadar tatlı ve bir o kadar da sevimlidir ki anlatmaya kelimeler yetmez... Bütün mahremlerimizi açarız sevdamızın yoluna ve kendisine, ne kadar büyük fedakârlıklar yaparız sevdamızın uğruna... Ve bir gün gelir uykudan uyanırız, hayallerimizin son bulduğunu görürüz, himalayalardaki karların erimediğini, dünyanı bizim sevdamız yüzünden dönmediğini, bu ihtiyar dünyanın nicedir böyle şeyleri yutup erittiğini görür kahrolmaya başlarız. Artık sevdiğimizi geceleri sayıklamayız, her gelen sesin onun sesi olmadığını anlarız, her hayalin onun hayali olmadığını görürüz, artık esintiler ondan koku getirmez olur bize, geceler bizim için bir kahır vesilesidir, kaçmak isteriz... Hiç gece olmasını istemeyiz, kaçmak isteriz kendimizden, düşünmek dahi istemeyiz sevdiğimizi, aslında artık o bizim eski sevdiğimiz değildir, değişmiştir bizim için, eskisi gibi bize gülmüyordur, eskisi gibi gelmiyordur geceleri rüyalarımıza ve hayellerimize... Bir zaman sonra ağıtlar yakarız artık arkasından sevdiğimiz kadınsa zalim olmuştur..."Nereden sevdim o zalim kadını, sormayın söyleyemem asla adını, bana zehretti hayatın tadını" diyerek kan kusarız, zehir zemberek sözler saçarız artık etrafa... Evet o sevdiğimiz bize hayatı zehretmiştir artık. O na beddualar okuruz.." Ben böyle sevgiliye isyan ederim, Ben böyle kadere isyan ederim" deme noktasına geliriz. O nunla tanıştığımız güne lanetler okuruz. Sevdiğimizde artık öylesine kusurlar buluruz ki, o nu nereye kadar aşağılara indirsek azdır bizim için, oysa düne kadar taparcasına sevdiğimizdi ama heyhat, artık vefasızlık deryasına düşmüştür bütün sevgilerimiz. SEVMEK gerçekten SEVMEK ise böyle değildir, böyle olmamalıdır.... Hiç bir zaman bir karşılığı yoktur SEVMELERİN.İnsan severken sevilmek için sevmemeli, bir ömür boyu yüzümüze bakılmayacağını bilsek dahi, ve dahi bakılmasa bile, sevmeye devam etmeliyiz eğer sevgimiz doğru ise... Bence sevginin yanlışı yoktur eğer gerçekten seviyorsa, Severken sevdiğimizin bizi anlamasına bakmaksızın her şeye rağmen SEVMEK’tir. SEVMEK. İnşaallah devam ederim,

Mustafa Özbağ  -  24 Ocak 2007