ULÛHİYET

ULÛHİYET;

Kulluk etme, birini koruma, himaye etme, hayranlık duyma, korkudan birine sığınma; üstün bir güç, olağanüstü bir varlık karşısında aciz kalma, gizlenme, saklanmak maksadıyla başkalarına karşı kendini göstermeme, örtünme, ibadet etme, kulluk etme manasına gelen "alehu" fiili, ismi mef'ul olarak alındığında kendisine ibadet edilen varlık, mabud anlamında Kur'ânî ve İslâmî bir terim. Uluhiyet, kelime olarak yukarıdaki değişik anlamları bir arada toplayan "ilah"ın, masdar halidir ve "ilahlık, tanrılık" anlamına gelir.

İslama inanmanın temeli olan "La ilâhe illallah" cümlesi Allah'ın dışında hiçbir ilah ve tanrı kabul etmez; ancak, insanların Allah'tan başka varlıkları da kendilerine "ilahlar" edinmeleri eskiden beri bir gerçek olduğundan, insanların kendi kafalarından doğan bu düzmece ilahların ilahlıklarını inkar masadıyla Kur'ân-ı Kerîm'de Allah (c.c) onlardan "sahte ilahlar" olarak söz etmiştir. Sahte ulûhiyetin iki yönü vardır.

Birincisi; kendileri de diğer varlıklar gibi bir yaratık oldukları halde Allah'ın yarattığı, hiç bir güçlerinin olmadığını, ölümlü olduklarını bile bile diğer canlılar üzerinde üstünlük iddiasıyla onları kendisine boyun eğdirmeye çalışan, Allah'ın yer yüzündeki egemenliğini kendinde toplamayı hedefleyen ve ikna ya da hile, korkutma, baskı veya daha başka metodlarla kendisinin yeryüzünde itaat edilmeye layık "ilah" olduğunu kabul ettirdiği insanlara ilahlık taslayan kişiler uluhiyetin özneleridir.

İkincisi, kendileri ilahlık taslamayıp, Allah'ın yeryüzündeki egemenliğini gaspeden sahte ilahlara boyun eğerek onların ilahlıklarını onaylayan veya cinlere, şeytanlara, meleklere, gök cisimlerine, ateşe, değişik hayvanlara, üstün insanlara, kahramanlara, peygambere, atalarına, din adamlarına, bilginlerine, siyasetçilerine ibadet edercesine tapan; onları sanki Allah'ın sıfatlarını kendilerinde topluyormuşçasına ululayan; Allah'ı bırakıp söz konusu varlıklara veya kendi heva ve heveslerine uyan kişiler, uluhiyeti Allah'tan başkalarına vermekle "müşrik (çok tanrıcı)" konumuna düşmekte; tek Allah'ın hakkı olan uluhiyyet sıfatını çeşitli varlıklara layık görmektedir.

Kendilerini Allah yerine koyan kişiler ile Allah'tan başka varlıkları Allah'ın yerine geçiren insanlar, uluhiyetin gerçek anlamının daralmasına neden olmuşlardır. Çünkü Allah'ın yanında başka ilahlar edinip ibadet veya itaat eden insanlar bu yaptıklarının Allah katında suç olmadığını, o ilahların Allah ile kendileri arasında birer aracı ve kendilerini Allah'a yaklaştıran şefaatçi durumunda olduklarını iddia ederler. Onlara göre, yeryüzünde insanlar arasında hiç bir sözü dinlenmemesine, indirdiği dinlerin, hayat düzenlerinin rafa kaldırılmasına rağmen gerçek ilah yine Allah'tır; ona inanırlar, daraldıkları zaman yalnızca ona dua ederler, ama günlük hayatlarındaki işlerine Allah'ı karıştırmazlar. Hatta onların bazıları namaz, oruç gibi ibadetleri yalnız Allah'ın huzurunda yapar, heykelden ilahlara tapınmaz, putların önünde saygı duruşunda bulunmaz; böylece kulluğu yalnız Allah'a yaptıkları inancıyla kendilerini Müslüman sayarlar.

Diğer bir kısmı Allah'ı, Kur'ân'ı, İslâm'ı, Hz. Muhammed'i çok sevdiğini, onların saygı değer olduklarını ama yaşanan çağda o kuralların uygulanma şanslarının olmadığını iddia ederler, ama bu dine saygılı olmaları onların Müslüman kalmaları için yeterli bir sebep olduğunu zannederler. Böyle düşüncelerin yaygınlaştığı toplumlar Kuran'a göre çok tanrıcı (müşrik) oldukları halde, onlar kendilerini hâlâ Müslüman kabul ederler. Kurani bir deyimle "dinlerini parça parça yapıp" bazı alanlarda Allah'ın haklarına riayet ederken, genellikle dünya hayatına yönelik işlerinin bir çoğunda Allah'ın yerine başkalarını veya kendi düşüncelerini ilah edinirler, ama bu onlara göre Müslümanlıklarına zarar vermez. Çünkü; (Resulüm!) de ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin bakalım), bu dünya ve onda bulunanlar kime aittir?" sorusuna cevap olarak " "Allah'a aittir" diyecekler. "Öyle ise siz hiç düşünüp taşınmaz mısınız?" de#. (el-Mü'minun, 23/84, 85). "Yedi kat göklerin Rabbi, azametli Arş'ın Rabbi kimdir?" diye sor. "(Onlar da) Allah'ındır." diyecekler. "Şu halde siz Allah'tan korkmaz mısınız?" de."Eğer biliyorsanız (söyleyin), her şeyin melekûtu (mülkiyeti ve yönetimi) kendisinin elinde olan, kendisi her şeyi koruyup kollayan; fakat kendisi korunmayan (buna muhtaç olmayan) kimdir?" diye sor. "(Bunlar da) Allah'ındır." diyecekler. "Öyle ise nasıl olur da büyülenirsiniz?" de. Doğrusu biz onlara hakkı getirdik; onlar ise cidden yalancıdırlar.(el-Mü#minin 86-87-88-89-90)

Her şeyin kaderini elinde bulunduranın Allah olduğunu, yeri ve göktekileri Allah'ın yârattığını, kuruyan toprağı gökten indirdiği yağmurla canlandırıp onunla çeşitli yiyecekler bitirenin Allah olduğunu; vadilerden ırmaklar akıtanın O, üzerine sapasağlam dağlar yerleştirip iki denizin arasına bir engel koyanın O, darda kalmış olanın yakarışını işitip yardım edenin O, denizin ve karanın karanlıklarında yolunun kaybedenlere yol gösterinin O, rüzgarları, güneşi, ayı insanların yararına sunanın O, yaratanın da öldürenin de O; kısacası, insanların "tabiat olayları" adını verdiği her şeyin yaratıcısının yöneticisinin Allah olduğuna inanırlar.

Göklerde ilah olarak kabul ettikleri Allah'ı, sosyal yaşantılarında, ekonomide, ahlakta, insan-insan, insan-hayvan, insan-tabiat ilişkilerinde yok sayarlar. Onun bu konular hakkında indirdiği kuralları uygulamayıp, büyüklerinin, din adamlarının, politikacılarının, o da olmazsa kendi hevalarının görüşlerini kanun yapıp 'onlara uyarlar. Hatta bazıları daha da ileri gidip hiç bir kuralı olmayan, isteyenin istediğini yapabileceğine geçirilen bu insanlar artık kendilerine itaat edenlerin ilahları haline gelmiştir. Onlar düzmece ilahlar, onlara uyanlarsa müşrikler ve sahte ilahların kulları olurlar. Bu tip insanlara Allah soruyor:#(Resulüm!) De ki: "Düşündünüz mü hiç, eğer Allah üzerinizde geceyi tâ kıyamet gününe kadar aralıksız devam ettirse, Allah'tan başka size ışık getirecek tanrı kimdir? Hâlâ işitmeyecek misiniz?" De ki: "Haber verin bakayım, eğer Allah üzerinizde gündüzü ta kıyamet gününe kadar aralıksız devam ettirse, Allah'tan başka, istirahat edeceğiniz geceyi size getirecek tanrı kimdir? Hâlâ görmeyecek misiniz?"(el-Kasas, 28/71-72); De ki: "Söyleyin bakalım, eğer Allah kulaklarınızı ve gözlerinizi alır da kalblerinize mühür vurursa, Allah'tan başka onları size getirecek tanrı kimdir?". Dikkat et, âyetlerimizi nasıl türlü türlü açıklıyoruz, sonra da onlar yüz çeviriyorlar?#(el-Enâm, 6/46); De ki: "Allah'ı bırakıp da tanrı saydığınız putlarınıza istediğiniz kadar yalvarın. Onların ne göklerde, ne yerde zerre kadar güçleri yetmez. Onların, bunlarda bir ortaklığı da yok. Allah'ın da onlardan bir yardımcısı yoktur." Allah'ın huzurunda şefaat da fayda vermez. Ancak izin verdiği kimsenin ki müstesna. Nihayet kalblerinden dehşet giderildiği zaman "Rabbiniz ne buyurdu?" derler. (Şefaat sahipleri de): "Hakkı söyledi" derler. O, her şeyden yüksek ve büyüktür.# (es-Sebe, 34/22-23);

"O, sizi bir nefisten yarattı. Hem sonra onun eşini de ondan var etti. Sizin için yumuşak başlı hayvanlardan sekiz çift indirdi. Sizi analarınızın karınlarında üç karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa yaratıp duruyor. İşte Rabbiniz Allah O'dur. Mülk O'nundur, O'ndan başka tanrı yoktur. O halde nasıl haktan çevrilirsiniz?" (ez-Zümer, 39/6).

Peki onların Allah'ın yerine koydukları ne yapmıştır, ne yapabilir? Kendileri yaratılmış olan bu sahte ilahların şu kainata ve kendi hayatlarına ne katkıları vardır? O zaman onları kurtarsa idi ya? Onlar Allah'tan başka yakınlık için, "Biz onlara ancak bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.." (Zümer, 39/3), "Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir." (Yunus, 10/18) diye şefaat için ilahlar diye tutundukları kimseler o mabut taslakları niye kurtaramadılar? Hayır bilakis onlardan kaybolup gittiler. Yani onları bırakıp dünyadan ve inançlarından silinip gittiler. Ve işte bu sapıklık, bu hayal kırıklığı onların iftiraları, yani iftiralarının eserleri yalan ve batıl itikadlarının vardığı sonuçtur. Ve uydurdukları iftiranın neticesidir." Andolsun ki, biz sizin etrafınızda bulunan bir çok memleketleri helak ettik. Belki tevhide dönerler diye ayetlerimizi çeşitli şekillerde açıkladık. Allah'ı bırakıp da kendilerine yakınlık sağlamak için edindikleri ilâhları onlara yardım etselerdi ya! Ama hayır, aksine onlardan kaybolup gittiler. İşte bu onların yalanları ve uydurup durdukları iftiralarıdır." (el-Ahkaf, 27-28) Onların ne kendilerine ne de başkasına faydası yoktur. Allah'tan başkalarını ilah edindikleri için helak edilen toplumların sahte ilahları yardım edebildi mi onlara? Hayır.

Allah'ın yanında kendilerine şefaat ederler ümidiyle atalarının heykellerinin önünde ibadet eden ve bununla Allah'a yakınlaştıklarını zanneden Mekkeli müşrikler, bugün değişik kılıklarda ve görüntülerde Müslüman sıfatıyla aramızda dolaşmakta ve saygı görmekteler. Atalarının dinini tehdit ediyor diye Hz. Muhammed'e düşman olan, ona her türlü işkenceyi yapan müşrikler atalarının izinden gitmeyen Müslümanlara karşı Mekkeliler sokak ortasında işkence yaparken, bugünkü müşrikler en gelişmiş aletleriyle Müslümanları işkencelere tabi tutuyorlar. Onlar Müslümanı "Ata" dinine veya ne idüğü belli olmayan bazı dinlere döndürmeye çalıştıkça; O, Allah'tan başka ilah, O'ndan başka kanun koyacak hiç bir ilah yoktur, La ilahe illallah diyerek Allah'a sığınıyor. Ama atalarının dininde yürüyeceğine and içen kafirler hâlâ kendilerinin de Müslüman olduğunu, kendilerinin karşı çıktıkları şeyin saf İslâm değil, her şeye karışan şeriat olduğunu söylerler. Ama karşı çıktıkları şeriatın Allah'ın mü'minlerden uymalarını istediği İslâm hukuku olduğunu anlamak istemezler.

Onların yaptıkları diğer bir hile de, başlarında peygamberin sarığını taşıyan sahte "din adamları"nı kiralayıp, para karşılığında kendi isteklerine göre konuşturmaktır. Hem kendi dinleri ideolojilerini İslâm'a uygun gösterip Müslümanların dostluğunu kazanıyorlar, hem de kiralık din adamları kanalıyla Allah'ın indirdiği açık hükümleri Müslümanlardan gizliyor, İslâm'ı ahlak ve ibadet dini olarak gösteriyorlar. Camide namaz kıldığı, arada bir mevlit dinlediği zaman dindar bir Müslüman olacağına inandırdıkları toplumun başına geçen bu Firavun'un çağdaş temsilcileri, yeryüzündeki mülkün idaresini kendi ellerinde tutmak için halkı gruplara bölerler: Şehirli-köylü, zengin-fakir, işçi-işveren, kadın-erkek, ilerici-gerici, sivil-asker-polis. İktidarı elinde bulunduran Firavun kafalı politikacılar, Haman ve Karun'un izinden giden zengin sanayici ve işadamlarını, bir de Bel'am kılıklı din adamlarını yanına alarak halkı köleleştirirler; ama bunu yaparken de sürekli olarak onların dostu olduklarını vurgularlar. Firavun pozisyonundaki yöneticiler aslında Karunların keselerini doldurmak için seçilmiş "meşru" yöneticilerdir. Sevimli politikacıların arkasına gizlenen Karun'lar Allah'ın insanlar için yarattığı zenginlikleri, kurdukları hileli düzenleriyle kendi kasalarına doldururlar. Kiraladıkları din adamları ise ahiret karşısında bu dünya nimetlerinin ne kadar değersiz olduğunu anlatarak bu sömürü çarkının daha güçlü dönmesine katkıda bulunurlar.

Köleleştirdikleri halka karşı ittifak kuran bu Firavun-Karun-Bel'am üçlüsü kendi ilahlıklarını kabul etmeyen Musa'lar çıktığında toplantılar, "zirve"ler yaparlar ki bu çatlak ses toplumda fazla yankı uyandırmadan susturulsun. Firavun'un düzeninde suçluları yargılayacak olan mahkemeler vardır; karşılaşılan problemleri çözüme kavuşturacak kanunlar, yasalar çıkaran meclisleri vardır. Atalarının dinine göre oluşturduklarını söyledikleri ama daha çok kendi çıkarları doğrultusunda hazırlanmış anayasaları vardır. Müslümanlar için Kur'ân ne kadar değerliyse onlar için o yasalar o kadar değerlidir.

Müslümanlar Kur'ân'ın tek harfinin nasıl ki değiştirilemeyeceğine inanıyor, bunu yapanın kâfir olup Allah'ın cezasına uğrayacağına inanıyorsa; onlar da bu yasada hiçbir zaman değiştirilemeyecek maddelerin varlığına inanır ve bunu teklif edecek bir Musa çıktığında da Atalarının dinini inkar suçundan zindana atarlar ve sorarlar ona: Biz izin vermeden, yasalarımız müsaade etmeden nasıl propaganda yapabiliyorsun? Cezasını bilmiyor musun? Yoksa sen Atamızın dininden değil misin? İşte bu şekilde bir toplum oluşturanlar, kurdukları şeytan üçgenine devlet adı verirler. Ki Allah'ın indirdikleriyle hükmetmezler, kendilerini ilahlaştırırılar, köleleştirdikleri halka da kendilerine itaat etmeleri gerektiğini emrederek kul edinirler. Onlar ilah, halk kuldur. Bu halkın arasından çıkan Musa'lar, Allah'ın katında kendilerini kurtarırlar; ama hayatlarını bu düzene adayan köleler, Firavun'u ve ortaklarını kendilerine ilah olarak benimsemekle hem bu dünyalarını hem de ahiret hayatını kendileriiçin yaşanmaz hale getirmiş olurlar.

Allah'ın ulûhiyyet sıfatını "kutsal" saydıkları din adamlarına, şeyhlere, efendilere, seyyidlere, kutblara ya da ölülere, türbelerde yatan babalara layık gören, şeyhlerinin öldükten sonrada kılıçlarının dana keskin olacağını düşünen günümüz budalaları da kendilerinin hâlâ iyi bir mümin olduklarını sanırlar; hatta daha da ileri giderek kendileri gibi inanmayanları sapıklıkla suçlarlar; Allah'ın kitabındaki açık ayetleri akledemeyen bu cahil müslümanlar "Allah'ın kendileri gibi adî, değersiz kulların dualarına cevap vermeyeceğini, tevbelerinin kabul edilmeyeceğini ama şeyhin kendileri adına yapacağı ricaların ve tevbelerinin bir değeri olduğunu" sanarak şeyhin eteğini bir türlü bırakmazlar. Onlara göre şeyhleri, efendileri, hocaları olmasa ne yağmur yağar,ne kar yağar nede bahar gelir. Bütün insanlar onların yüzü suyu hürmetine rızıklandırılıyorlar diye düşünür ve inanırlar. " Onlar, kendilerine kuvvet ve şeref kazandırsın diye, Allah'dan başka ilâh edindiler. " (Meryem, 19/81); Allah'ı bırakıyorlar da, kendilerine ne fayda, ne de zarar verebilecek olan şeylere tapıyorlar ve "Bunlar bizim Allah katında şefaatçilerimizdir." diyorlar. De ki, "Siz Allah'a göklerde ve yerde O'nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?" Allah onların ortak koştukları şeylerin hepsinden münezzehtir " (Yunus, 10/18); (Onlar mı hayırlı) yoksa, önce yaratan, sonra yaratmayı tekrar eden ve sizi hem gökten, hem yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir ilâh mı var? De ki: Eğer doğru söylüyorsanız, siz kesin delilinizi getirin haydi!" (en-Neml, 27/64) Göklerde ve yerde bulunan hiçbir kimse yoktur ki (kıyamet günü) Rahmân'ın huzuruna kul olarak çıkmasın.And olsun ki Allah onların hepsini kuşatmış, kendilerini ve yaptıklarını bir bir saymıştır. Kıyamet günü onların herbiri Allah'ın huzuruna tek başına çıkacaktır#.(Meryem,19/93-94-95).

Onlar, şeyhlerine Allah'ın sıfatlarını vermekle Rasûlüllah'ın tarihe gömdüğü cahiliye putperestliğini tekrar diriltmektedirler. Tek Allah'a kulluğu emreden İslâm insanların birbirlerini ilah edinmemelerini, Allah'a yaklaşmak için aracılara gerek olmadığını bildirir. Günahkâr, hatta kafir bir insan gerçek bir tevbeyle Allah'a dua ettiği zaman ona kucak açan Allah'ın, kendisine yönelen bu insandan "kul" olma şerefini esirgemez. Tarih boyunca değişik görüntülerde ortaya çıkan şirk, Mekke cahili düzeninde taştan yontulma putları aracılar sayarken, Hristiyan dünyasında papazlar ve rahipleri insanlarla Allah'ın arasında aracı kılmış, bu inanç İslâm'a da şeyhleri,alimleri,cincileri ve büyücüleri aynı zamanda ölüleri kutsallaştıranlar tarafından sokulmuştur.

Allah'a oğullar, kızlar yakıştırmakla O'nu insan seviyesine düşüren hristiyanlar, yahudiler ve müşrikler uluhiyette Allah'ın tek olmadığını, oğul ve kızlarının kendisinin yardımcıları olduğunu iddia etmektedirler. Onların bu delilsiz iddialarını Allah Kur'ân-ı Kerim de cevap vermektedir: Onlar, Allah'a cinlerden de ortak koştular. Halbuki onları yaratan O'dur. Bilgileri olmadan O'na oğullar, kızlar uydurdular. O'nun şânı onların uydurdukları sıfatlardan münezzeh ve yücedir. Gökleri ve yeri yoktan var eden O'dur. Eşi de olmadığı halde, nasıl olur da çocuğu olur? Her şeyi yaratan O'dur. Ve O, herşeyi bilendir." (el-En'am, 6/100-101); "Yahudiler, "Uzeyir Allah'ın oğlu" dediler, Hıristiyanlar da "Mesih Allah'ın oğlu", dediler. Bu onların kendi ağızlarıyla uydurdukları sözlerdir. Daha önce inkâra sapmış olanların sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl da saptırıyorlar! Onlar, Allah'dan başka bilginlerini ve rahiplerini de kendilerine Rab edindiler, Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa onlar bir olan Allah'a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Allah'dan başka hiçbir ilâh yoktur. O, müşriklerin ortak koştuğu şeylerden de münezzehtir." (et-Tevbe,9/30-31); " İnsanlardan hiçbir kimseye, Allah kendisine kitap, hüküm ve peygamberlik verdikten sonra, kalkıp insanlara: "Allah'ı bırakıp bana kul olun." demesi yakışmaz. Fakat onun: "Öğrettiğiniz ve okuduğunuz kitap gereğince Rabb'e halis kullar olun" (demesi uygundur)." (AI-u İmran, 3/79). " Rabbiniz, size oğulları tahsis etti de, kendisi meleklerden dişiler mi edindi? Gerçekten siz çok büyük bir söz söylüyorsunuz. " (el-İsra, 17/40)

Müslüman olduğunu dilleriyle söyleyen insanlar, Allah'tan başka güçlerin koyduğu ilkelere uymanın insanın imanına zarar vermeyeceğini iddia ediyorsa, ya da Allah'a bir takım aracılar vasıtasıyla ibadet etmenin şirk olmadığını söylüyorlarsa, onlara, Allah'ın daha önceki toplulukları hangi suçlarından cezalandırdığını sor'mak gerekmez mi? Nuh (a.s)'ın gönderildiği kavim niçin suda boğuldu? Andolsun ki Nûh'u elçi olarak kavmine gönderdik de dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin sizin O'ndan başka bir ilâhınız yoktur. Doğrusu ben, üstünüze gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum." (el-A'raf, 7/59) diye tek Allah'a çağıran! Nuh'a karşı güç birliğ i yapıp, " Dediler ki: "Sakın tanrılarınızı bırakmayın, ne Vedd'i, ne Suva'ı ve ne de Yeğus'u, Yeûk'u ve Nesr'i." Çok kişiyi yoldan saptırdılar. Sen de o zalimlerin sadece şaşkınlıklarını artır. Hatalarından dolayı boğuldular, ateşe sokuldular, kendilerine Allah'a karşı yardımcılar da bulamadılar." (Nuh, 71/23-24-25) ve Nûh dedi ki: "Yeryüzünde kafirlerden bir tek kişi bırakma."(Nuh,26) &âyetlerimizi yalanlayanları boğduk! Çünkü onlar, kalb gözleri körleşmiş bir kavim idiler.#(A#raf7/64) halbuki Allah'a inanıyorlardı onlar. Âd kavmi, " "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka bir ilâhınız yoktur. (O'na karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?" dedi. Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: "Biz seni bir çılgınlık içinde görüyoruz, ve gerçekten seni yalancılardan sanıyoruz."(Hûd), "Ey kavmim! Bende çılgınlık yok, ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim." dedi."Size Rabbimin gönderdiği gerçekleri tebliğ ediyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm." Dediler ki: "Ya, demek sen tek Allah'a kulluk edelim ve atalarımızın taptıklarını bırakalım diye mi (bize) geldin? Eğer doğrulardan isen bizi tehdit ettiğin (o azabı) bize getir!"(Hûd) dedi ki: "Artık size Rabbinizden bir azap ve bir hışım inmiştir. Haklarında Allah'ın hiç bir delil indirmediği, sadece sizin ve atalarınızın taktığı kuru isimler hususunda benimle tartışıyor musunuz? Bekleyin öyleyse, şüphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim! " (el-A'raf, 7/65, 71) dedi. Allah kendilerini yöneten zorbanın peşine takılan kavmi helak etti." İşte Âd kavmi buydu. Rablerinin âyetlerini bile bile inkâr ettiler ve peygamberlerine isyan ettiler. Başa geçen her zorbanın emrine uyup arkasından gittiler. " (Hud, 11/59). Hz. Salih de aynı mesajla gönderildiği Semud kavmi tarafından, "Gelin! Allah'tan korkun da bana itaat edin." "Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın." "Sen dediler, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!""Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir âyet (mucize) getir." (eş-Şuara, 26/150-154)

Allah tarafından kendisine yeryüzünde yöneticilik verilen Nemrud ve adamları, Allah'ın bir süreliğine verdiği bu yetkiyi aşarak insanlara ilahlık taslamaya başlayınca kendilerine Hz. İbrahim gönderildi ki tek Allah'a kulluk etsinler; Nemrud Allah'ın hakkını kendinde görmesin, halkı da, Nemrud'un ilkelerine değil Allah'ın kanunlarına uysun.

Medyen halkına da Şuayb gönderildi ki, Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka ilâhınız yoktur. Ölçeği de, teraziyi de eksik tutmayın. Ben sizi hayır (bolluk) içinde görüyorum. Bununla beraber yine de sizi kuşatacak bir günün azabından korkuyorum." "Ey kavmim! Ölçerken ve tartarken adaleti yerine getirin. Halkın malına densizlik etmeyin ve yeryüzünde fesatçılık yaparak fenalık etmeyin."#Eğer mümin iseniz, Allah'ın helâlinden size ihsan ettiği kâr sizin için daha hayırlıdır. Bununla beraber ben sizin üzerinize gözcü değilim." Dediler ki; "Ey Şu'ayb, atalarımızın taptıklarını terk etmemizi veya mallarımızda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa ki sen yumuşak huylusun ve aklı başında bir adamsın."(Hud/84-85-86)dediler. Onlar atalarının izinden gitmekte vahşi kapitalizmi uygulamakta kararlı idiler; ama Allah'a inandıklarını söylüyorlardı devamlı. Onlar serveti Allah'ın verdiği bir nimet olarak değil, istedikleri gibi tasarruf hakkına sahip oldukları kendi mülkleri olarak görüyor, her türlü hile yöntemi ile artırıyorlardı. Irkçılık yaparak, kendi kabilelerinin daha güçlü olmasından da yararlanarak Şuayb'a zulmettiler, Allah'ın Şuayb (a.s) tarafından olduğunu ise unutmalarının cezası olarak, Ne zaman ki, emrimiz geldi, Şu'ayb ve beraberindeki müminler, tarafımızdan bir rahmet sayesinde kurtuldular. Ve o zalimleri korkunç bir gürültü yakaladı da oldukları yerde çöküp kaldılar. Sanki orada hiç güzel gün görmemişlerdi. Dikkat edin, Semud kavmi nasıl helâk olup gittiyse Medyen de öyle yok olup gitti." (Hud, 11/94, 95)

Yanına servet sahiplerini, din adamlarını ve çıkarcı grupları toplayarak halkı üzerinde egemenlik kuran Firavun bir ilah gibi insanlara hükmediyor, her şeyi izne bağlıyordu; bir yanda efendiler diğer yanda işçiler, köleler. Firavun hazırlattığı anayasayla kendini ilah olarak benimsetmişti halkına; Firavun'u sevmeyen ve iman etmeyen cezalandırılıyordu. "Bir adamı, Rabbim Allah dediği için öldürecek misiniz?# (el-Mü'min, 40/28). Çünkü; "Firavun: "Ben size görüşümden başkasını göstermiyorum ve herhalde ben size doğru yolu gösteriyorum" dedi."(el-Mü'min, 40/29). Kendisini ve halkı gerçeğe yöneltmek için Allah tarafından gönderilen Musa'yı tehdit etti: Ülkede yürürlükte olan benim kanunlarıma uymaz, devleti getirdiğin dini kurallara göre yönetmek için benimle mücadele edersen, ve "Benden başkasını ilâh tutarsan, andolsun ki seni zindana kapatılmışlardan ederim "(eş-Şuara, 26/29) dedi. Musa'nın mesajının ülkede yayılmaya başladığını gördükleri an çıkarları tehlikeye düşen Firavunve yandaşları sorunu görüşmek için bir danışma meclisi oluşturdular ve karar aldılar. Hükümet sözcüsü alınan kararı açıkladı: " Musa ve Harun'u göstererek şöyle dediler: Bu ikisi muhakkak sihirbazdır; büyüleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve de örnek dininizi yok etmek istiyorlar" (Tâhâ, 20/63); "Bırakın beni, öldüreyim Musa'yı da o Rabbine dua etsin. Çünkü ben onun, dininizi değiştirmesinden veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmasından korkuyorum" dediler."(el-Mü'min, 40/26) Ordularıyla birlikte Musa'nın peşine düşen Firavun, Musa ve inananlar geçsin diye yol olarak açılan denize yürüdüğünde üzerine kapanan dalgalarla boğuşurken "Musanın Rabbine inandım" dedi ama artık çok geç olmuştu.

Yahudiler ve hristiyanlar da tek Allah'a kulluk yapmakla emrolunmuşken Allah'ın peygamberlerini ilah edinip, Allah ile kendileri arasında aracılar yapıp, ardından bununla da yetinmeyerek "Onlar, Allah'dan başka bilginlerini ve rahiplerini de kendilerine Rab edindiler, Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa onlar bir olan Allah'a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Allah'dan başka hiçbir ilâh yoktur. O, müşriklerin ortak koştuğu şeylerden de münezzehtir." (et-Tevbe, 9/31); uyulan bu kişiler ise "Şu kendilerine kitaptan (okuma yazmadan) bir nasib verilmiş olanları görmüyor musun! Onlar puta ve şeytana inanıyorlar. Ve Allah'ı tanımayanlara, "Bunlar, müminlerden daha doğru yoldadır." diyorlar."(en-Nisa, 4/51) Kendilerinden önce hiç bir toplumun işlemediği çirkinliğe bulaşıp, "Gerçekten siz, daha önce hiçbir milletin yapmadığı bir hayasızlığı yapıyorsunuz!"Bu ilâhî ikazdan sonra siz, ille de erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve toplantılarınızda edepsizlik yapacak mısınız?" Kavminin cevabı ise, şöyle demelerinden ibaret oldu: "Doğru söyleyenlerden isen Allah'ın azabını getir bize!"(Ankebut, 29/28-29) diyerek bu fuhuşu terketmeleri için kendilerine gelen kardeşleri Lut'u şehirden çıkarmakla tehdit eden kavmi, temiz olarak kalmak isteyen Lut gibi insanların varlılığına tahammül edemiyorlardı. "Çünkü siz kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere gidiyorsunuz. Belki de siz haddi aşan bir kavimsiniz. Kavminin cevabı: "Onları (Lût'u ve taraftarlarını) kentinizden çıkarın, çünkü onlar, fazla temizlenen insanlarmış! "demelerinden başka bir şey olmadı. Biz de onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısı(nı kurtarmadık) çünkü o, geride kalanlardan oldu. Ve üzerlerine bir (azab) yağmuru yağdırdık. Bak ki günahkârların sonu nasıl oldu!" (el-A'raf, 7/81-84) Allah da onların köklerini kazıyıverdi.

Kur'ân'da ibret olarak zikredilen azaba çarptırılmış kavimlerin yaptıklarıyla bu günkü insanların yaptıkları arasında her hangi bir fark yoktur. Helak edilen milletlerin bütün özelliklerini bir arada toplayan günümüz toplumları cezalandırılmaya onlardan daha layık değil midir? Bugün yeryüzünde Allah'ın kanunları yerine insanların kendi heva ve heveslerinden çıkan kanunlar yürürlüktedir. Allah'ın dışında sayısız ilahlar edinilmiştir. İnsanlar da ya bu sahte ilahlara boyun eğmekte ya kendi hevalarına uymaktadırlar. Medyen halkının benimsediği kapitalizm tüm dünyada en acımasız bir şekilde yürürlüktedir. Güçlülerin güçsüzleri ezmesi için kanûnlar vardır. Bel'am kılıklı din adamları bütün İslâm dünyasında iktidarı elinde bulunduran çağdaş Firavunlara destek olmakta ve Müslüman halka onların şirk düzenlerinin İslâm'a uygun olduğunu anlatmaktadırlar.

Gerçek Müslümanlar ise tıpkı Musa gibi, İbrahim gibi takip edilmekte, zindanlara doldurulmakta, öldürülmektedirler. Daha önce hiç bir topluluğun işlemediği Lut kavminin fıtrata aykırı fiili bugün bütün dünyada yaygındır. Artık erkek erkeğe, kadın kadına veya hayvanlarla cinsel yakınlaşmalar kanunların himayesinde yapılmaktâdır. Mekke müşriklerinin putlara tapma geleneği ise bütün dünyada resmen yürürlüktedir. Her devletin bir veya bir kaç putu vardır, önünde saygı duruşları yapıldığı. Müslüman olduğunu söyleyen insanlar ise Allah'ın düşmanları olan, Allah'ın egemenlik hakkını gasb eden yöneticilerine gönüllü olarak itaat etmekle onları ilah edinmektedir. Ayrıca aynı Mekke müşrikleri gibi kendilerini Allah'a daha da yakınlaştırsınlar diye sapık kuran ve sünnet ten uzak insanları, şeyh, hoca efendi, mürşit, cemat lideri veya parti başkanı adı altında kendilerine ilah edinmekte; Allah'tan daha çok onlardan korkmakta, Allah tan fazla onlara saygı gösterilmekte, onların ağızlarına bakılmakta, onların öldüğü zaman kınından çıkmış kılıç gibi keskin olacağına inanılmaktadır. Yine türbelerden, mezarlıklardan, ölülerden şifa, merhamet dileyen insanların akınına uğramaktadır. Sihirciler ve büyücüler baş köşelere oturtulmakta ve onların üflemesiyle veya kargacık burgacık ne olduğu bilinmeyen yazılarından meded umulmaktadır. Böyle bir dünyada hâlâ Allah'ın uluhiyetinin yürürlükte olduğundan bahsedilebilir mi? İnsanlar her alanda yalnız Allah'a boyun eğmedikleri sürece O'nun uluhiyetine inanmış olmazlar, her ne kadar la ilahe illallah, deseler de. Lâilahe illallah, ancak nefislerde, ailede, caddede sokakta, pazarda, camide, devlet dairelerinde, ekonomide hukukta ve ahlakta; kısaca her yerde Allah'ın kitabı Kur'ân'ı yürürlüğe koymakla gerçekleşir. İnsan başıboş bırakılmadığını, yeryüzünde sorumsuz bir varlık değil, Allah'ın temsilcisi, halifesi olduğunu anladığı ve O'nun ilkelerini göz önünde bulundurduğu an yeryüzünde Allah'ın ilahlığı gerçekleşir, ulûhiyet yalnız ona mahsus olur.

MUSTAFA ÖZBAĞ