TEVEKKÜL

“Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi Artık sen onları affet Onlar için Allah'tan bağışlama dile İş konusunda onlarla müşavere et Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah'a tevekkül et, (ona dayanıp güven) Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.”  (Ali İmran159)

 

Yüce Allah'a tevekkül, Allah'a güvenmek, O'nun tak­dir ettiği hükmün mutlaka gerçekleşeceğine kat'İ olarak inanmak, yemek yemek, içmek, düşmandan sakınmak, silah hazırlamak, şanı yüce Allah'ın sün­neti gereğince mûtâd olan şeyleri kullanmak gibi, mutlaka yerine getirilmesi gereken sebepleri yerine getirmek hususunda da onun Peygamberinin sün­netine tabi olmaktır. Peygamber efendimizin şu hadisi unutulmamalıdır. Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Bir adam Resûlullah aleyhissalâtu vesselam'a gelerek: "Hayvanımı bağlayarak mı yoksa serbest bırakarak mı Allah'a tevekkül edeyim?" diye sormuştu. Ona: "Bağla ve tevekkül et!" buyurdu." (Tirmizi)

Bizim adablarımızdan biriside Tevekkül ve Allah a güvendir. Kardeşlerimiz çalışmaktan men edilip oturtuluncaya kadar çalışıp kazanmaya devam etmelidirler. Kardeşlerin çalışmaktan geri durup oturması yakışıksız bir haldir. İhtiyacı varken, kendisiyle çalışması arasında bir engel olmamışken çalışması evla ve helal kazanması doğru bir davranıştır. Çalışıp çabalamaktan müstağni olmayan birisinin oturması doğru değildir. Allah halini değiştirir ve çalışıp çabalamaktan müstağni kılarsa bu farklıdır. Bu kimsenin çalışmaya çalışması ise hor görülür. Unutmayalım ki Hz. Peygamber (sav) da: "Muhakkak Allah, (çalışıp kazanan) meslek sahibi kulunu sever, buyurmuştur. (Taberânî,el-Evsatel-Heysemî,Mecmau'z-Zevid)

Bizim bu konudaki görüşümüz budur. Şu kadar var ki, bu sebepleri yerine getirmek suretiyle tatmin olup kalbin sebeplere yöneltilmesi halinde tevekkül adını almaya hak kazanılmaz, Çün­kü sebepler, tek başlarına ne bir menfaat sağlayabilir, ne bir zarar Ön­leyebilir. Aksine, sebep de sonuç da şanı yüce Allah'ın fiilidir. Hepsi O'ndandır ve O'nun iradesi ve sevk etmesi İle gerçekleşir. Tevekkül eden kişi, ne vakit bu sebep­lere kalbi ile meyledecek olur ise, artık o, bu isimden (mütevekkillikten) sıy­rılmış olur.

Hz. Ömer, Medine'de boşta gezen bir gruba: "Siz necisiniz?" diye sordu. Onlarda:"Biz mütevekkilleriz", dediler. Bunun üzerine büyük halife: "Hayır, siz mütevekkil değil, müteekkil (yiyici)lersiniz. Siz yalancısınız, tohumumu yere atıp sonra tevekkül edene mütevekkil denir" dedi.

Bu olay tevekkülden ne anlaşılması gerektiğini çok güzel ifade etmektedir. Gerçek tevekkül güzel bir davranış, ahlâkî bir fazilettir. Cenab-ı Hak ve peygamberimiz (sav) Müslümanlara tevekkülü emretmiş ve mütevekkil olanları sevdiğini haber vermiştir: Bir de, daima diri olup, hiçbir zaman ölmeyen Allah'a tevekkül et." (Furkan, 25/58)

"Kim Allah'a tevekkül ederse, O, ona yeter." (Talak: 65/31)

"Müminler, ancak o kimselerdir ki Allah anılınca kalpleri ürperir, onlara Allah'ın ayetleri okunduğunda o ayetler onların imanlarını artırır ve Rablerine tevekkül ederler." (Enfal: 8/2)

Sohbetimizi bir hadis ile son verelim. Hz. Ömer radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Siz Allah'a hakkıyla tevekkül edebilseydiniz, sizleri de, kuşları rızıklandırdığı gibi rızıklandırırdı: Sabahleyin aç çıkar, akşama tok dönerdiniz."(Tirmizi)

Mustafa Özbağ  - 10.03.2011