Haram Mal ve Helâl Mal Birbirine Karışırsa

Haram Mal ve Helâl Mal Birbirine Karışırsa

Vera' ehli arasından aşırılığa kaçan bazı kimseler, helâl mala ayırdedilemeyecek şekilde haram karıştığı takdirde, buna karışan haram miktarı kadar çıkartıp ayıracak olursa geri kalanın helâl ve temiz olmayacağı kanaatini be­nimsemişlerdir. Çünkü çıkartılıp ayrılan kısmın helâl, geri kalanın haram ol­ması mümkündür. İbnu'l-Arabi ise şöyle demektedir: "Bu, dinde bir aşırılık­tır. Çünkü ayırdedilemeyen herşeyden maksat onun bizzat kendisi değil mal oluşudur. Eğer bu telef olursa, onun misli olan birşey onun yerini tutar. Karıştırmak ise birbirinden ayırdetmek imkanını telef etmektir. Nitekim tü­ketmek de onun aynını telef etmektir. Onun misli gidenin yerini tutar. Bu ise hem maddi olarak açıkça anlaşılan bir husustur, hem de manevi olarak apaçık anlaşılan bir husustur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır."

Derim ki: İlim adamlarımız şöyle der: Elinde bulunan haram mallar eğer faizden ötürü ise, tevbe etmenin yolu bu aldığı faizleri kimden aldıysa ona geri vermektir. Eğer hazır değil ise onu araştırıp bulur. Onu bulmaktan ümidini keserse onun adına o miktarı tasadduk eder. Eğer haksızca zulüm yo­luyla almış ise, zulmettiği kimse hakkında aynı uygulamayı yapsın. Şayet işin içinden çıkamaz ve elinde bulunan helâlle haramın miktarının ne olduğunu bilemiyor ise, elinde bulunan miktardan geri iade etmesi gerekenin ne oldu­ğunu -geriye elinde kalanın artık temizlendiğine dair şüphesi kalmayıncaya kadar- araştırır ve elinden çıkardığı o miktarı zulmettiği ya da kendisinden faiz aldığı bilinen kimselere geri iade eder. O kişiyi bulacağından ümidini ke­serse, o miktarı o kimsenin adına tasadduk eder.

Şayet haksızlıklar onun bütün servetini kapsayacak ve çokluğu dolayısıy­la ödemesi gerekenleri ebediyyen ödeyemeyeceğini bilirse, bundan tevbe et­menin yolu, elinde ne varsa hepsini ya yoksullara ya da müslümanların men­faatine olan işlere harcayarak çıkarmasıdır. Ve bunu elinde ancak namazda asgari olarak yetecek kadarıyla elbise bırakıncaya kadar sürdürür. Bu asga­ri miktar ise göbeğinden dizkapağına kadar olan avretini örtecek miktardır. Buna ek olarak bir de bir günlük yiyeceğini saklar. Çünkü başkasının ma­lından -zorunlu ihtiyaç duyduğu takdirde- alabilmesi hakkı o kadardır. İster­se bu miktarı kendisinden aldığı kimse bundan hoşnud olmasın.

Burada bu durumdaki bir kimse ilim adamlarından çoğunluğunun görü­şüne göre müflisten ayrılmaktadır. Çünkü müflis başkalarının mallarını hak­sızlık yaparak ele geçirmiş değildir. Aksine o mallan müflise veren, mal sa­hiplerinin kendileridir. Bundan dolayı hem onun avretini örtecek miktar, hem de mutad giyim miktarı ona bırakılır. Ebu Ubeyd ve başkalarının görüşüne göre ise, müflise namazda yeterli olan asgarî miktardan fazlası bırakılmaz. Bu ise göbeğinden dizkapağına kadar olan bölgeyi örtecek miktardır. Bundan sonra böyle birisinin eline mal geçtikçe onu elinden çıkartır ve dediğimiz miktardan başkasını elinde tutmaz. O ve onun durumunu bilenler, ödeme­si gerekeni ödediğini bilinceye kadar bu uygulamayı sürdürür.

KURTUBİ