RUH

RUH

“Ey Muhammed! Sana ruhtan soruyorlar. De ki: “Ruh; Rabbimin bildiği bir iştir ve size ilimden ancak az bir şey verilmiştir."(İsra-85) İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) anlatıyor:
"Resûlullah(aleyhissalâtu vesselâm) Yahudilerden bir gruba uğradı. Onlardan bazısı: "Muhammed'e ruh hakkında sorun" dedi; bazısı da: "Sakın sormayın, hoşunuza gitmeyecek şeyler işitirsiniz" diye aralarında konuştular. Sonunda kalkıp: "Ey Ebu'l-Kâsım “bize ruh'tan anlat, Ruh nedir?" dediler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir müddet sessiz durdu. Ben anladım ki kendisine vahiy inmektedir. Sonra okudu: "Sana ruhtan sorarlar; de ki, Ruh Allah'ın emrinden ibarettir. Size onun hakkında az bir ilim verilmiştir" (İsra, 85) Bir rivayette: "Onun hakkında az bir ilim verilmiştir" denmektedir.  A'meş: "Bizim kıraatımızda böyledir" demiştir.(Buhari,Müslim,Tirmizi).  Ruh kelimesi değişik manalarda kullanılmış olup, kullanıldığı cevhere göre mana almıştır. Bazen "rûh" Cebrail (a.s) veya meleklerdir. Bunun delili, Cenâb-ı Allah'ın O nu " Resulüm! Onu Rûhu'l-emin indirdi; Uyarıcılardan olasın diye senin kalbin üzerine” (Şuara/193-194) ve " Biz ona ruhumuzu gönderdik de ona tam bir insan şeklinde göründü.” (Meryem, 17) ayetlerinde ruh diye adlandırmış olmasıdır. Yine Hak Teâlâ, Cebrail (a.s)'in, ''Biz, ancak Rabbinin emri ile ineriz" (Meryem. 64) dediğini nakletmiştir.Bu ayetlerdeki ruh Cebrail as dır. Burada ruh ilham, vahiy ve ilimlerin mahalli olup, Allah ın emrinden sudur eden şey anlamında kullanılmaktadır. Bu manadaki ruh melekler cinsindendir ve “Ruh; Rabbimin bildiği bir iştir ve size ilimden ancak az bir şey verilmiştir.”
Ruh, Kuran’ı kerim manasında kullanılmaktadır. Allah'ın, Kur'ân'ı "rûh" diye adlandırmış olduğuna şu ayetler işaret etmektedir: "İşte böylece sana, katımızdan bir rûh vahyettik" (Şüra,52) " Kendi emrinden ruh ile melekleri, kullarından dilediği peygamberlere indirip şu gerçeği insanlara bildirin, buyuruyor: Benden başka hiçbir ilâh yoktur. Ancak benden korkun. (Nahl-2) Bir de Kur'ân "Rûh" diye adlandırmasının sebebi şudur: Çünkü Kur'ân ile ruhların ve akılların hayatiyyeti gerçekleşir. Zira Kur'ân sayesinde  marifetullahı, melekleri, kitapları ve peygamberleri tanıma, bilme gerçekleşir. Ruhlar ise ancak bu bilgilerle hayat bulur. Müşriklerin, Kur'ân işini akılları almamış ve onun şiir mi, kehânet (sihir) cinsinden bir şey mi olduğunu sormuşlar. Allah Teâlâ da onlara, "Bu, benim emrim (işim), vahyim ve indirmem (tenzilim) ile ortaya çıkmış bir sözdür" diye cevap vermiş, yani, "De ki: " Ruh; Rabbimin bildiği bir iştir ve size ilimden ancak az bir şey verilmiştir", yani "Kur'ân Rabbimin emri ile ortaya çıkmış olup, beşer sözü cinsinden değildir" de" buyurmuştur.Ruh, bazen Allah ın bu ayetindeki bahsettiği özel ruh adındaki bir meleğin ismi olarak geçer ki Allah  “Melekler ve ruh (Cebrail veya ruh adındaki melek) o gece Rablerinin izniyle, her iş için inerler”.(Kadir-4) buyrarak "De ki: " Ruh; Rabbimin bildiği bir iştir ve size ilimden ancak az bir şey verilmiştir" demiştir. Bazen de Ruh ismi ile hayat sebebi olan ruh kastedilmiştir. Kalpen çıkıp damarlar vasıtasıyla beyine ulaşan, oradan da tüm bedene dağılan latif, buharımsı bir cevher olup gittiği her yerde yaratılış ve istadına göre iş yapan latif bir cevherdir. Hayat İnsan bedeni olarak onunla vardır. Ruh bir odayı aydınlatan lamba gibidir. Işığı da hayat denilebilir. Bu manada Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:"Allah Teâla, Hz. Âdem (aleyhisselâm)'ı yarattığı ve ruh üflediği zaman..(Tirmizi) Başka bir hadis-i Şerifte de “Sizden birinin yaratılışı, annesinin karnında kırk günde cem olur. Sonra bu kadar müddetle "alaka" olur. Sonra bu kadar müddette "mudga" olur. Sonra Allah bir meleği dört kelimeyle gönderir: (Bu melek) rızkını, ecelini, amelini, şaki veya said olacağını yazar, sonra ona ruh üflenir. " (Buhari, Müslim, Ebu Davud,Tirmizi). Demiş. Öyleyse kısaca diyebiliriz ki ruh, her şeyin kendisiyle hayat bulduğu ve hayatını idame ettirdiği şeyden ibarettir. Bu sebeble Allah "De ki: " Ruh; Rabbimin bildiği bir iştir ve size ilimden ancak az bir şey verilmiştir"demiştir.  İnsan ruh cevheri ile bedenden ibarettir. Bu görüşe göre insan, ne âlemin içinde, ne dışında bir varlık olmayıp, ne âlemin içine girmiş, ne de onun haricine çıkmıştır. Yine insan ne aleme bağlı, ne de ondan ayrıdır. Fakat onun, beden ile onu idare etme ve tasarrufta bulunma gibi bir ilgisi vardır. Bu tıpkı, âlemin ilahının, âlem ile ancak tasarruf ve tedbir (idare) cihetinden bir ilgisinin bulunmasına benzer."Ruh (nefis), bedenle ilgi kurduğunda, onunla aynılaşmış (birleşmiş) olur. Böylece de nefis (ruh) bedenin aynısı, beden de ruhun aynısı olur. Binâenaleyh insan, bu ikisinin bir araya gelmesinden, ikisinin toplamından meydana gelen bir varlıktır. Ölüm vakti gelip çattığında, bu birlik bozulur, ruh devam eder, ama beden yok olur. İnsan budur. Ruhun varlığını kabul edenler şöyle derler: "Rûh, madde ile alâka kuran, semavî, nurânî, latif, meydana gelmeyen, bozulmayan, parçalanmayan bir varlıktır. Bu varlık, bedene nüfuz etmiş, onun içine girmiştir. Bu nüfuz, devam ettiği müddetçe o bedeni idare eder. Fakat bu latif madde, beden cevherinden ayrıldığında, ruhun bedenle olan ilgisi kesilir."Etrafımızda ki her hareket eden, büyüyen, gelişen,idrak eden varlıkların kendilerine göre ruhları vardır. Bitkilerin, Hayvanların da tabi. Ruhun varlığının ispatı hiçbir delile ihtiyaç hissettirmeyecek kadar meydandadır. Aslında mesele açık seçik meydandadır ama yinede birkaç söz söylenmiş olmuştur.

MUSTAFA ÖZBAĞ