MÜRŞİD-İ KAMİL VELİLERİN HALİ

MÜRŞİD-İ KAMİL VELİLERİN HALİ
 
KORKMAZ VE MAHZUN OLMAZLAR

Büyük veli Hakim et-Tirmizî (ks), irşadla görevli Allah dostlarının çok özel hallerinden bazılarını şöyle anlatır: “Ehlullahın bir kısmı, en yüksek velâyet derecesine sahip olur. Bu kimse, Allahu Teâlâ’nın kendisini özel dostluğuna seçtiği ve bu yolda kullandığı bir kuldur. O devamlı Allah ile beraberdir, O’nun himayesinde hareket eder. Allah ile konuşur, Allah ile görür, Allah ile alır, Allah ile verir. Allahu Teâlâ onunla kullarını terbiye eder. Onun nazarı ile ölü kalpleri diriltir, onu vesile ederek halkı kendi yoluna çevirir. Onunla ilâhi ahlâkı ve adaleti ayakta tutar. Bu kimse devamlı Yüce Rabbini sena ve yüceltmekle meşgul olur. Rasûlullah (A.S.) onunla Allah’ın huzurunda övünür, sevinir. Allah onu nefsini görmekten ve kendisine güvenmekten korur. Bu haliyle onun sözü kalpleri Allah’a bağlar. Görülmesi nefislere şifa verir. Onun bir insana teveccühü ve yakınlığı kötü huyları temizler. O herkese fayda veren bir rahmet bulutudur. Hak ile batılın arasını ayırt eder. O sıddıktır, hak adamıdır. Allah’ın has dostudur, ariftir. İlhama mazhardır.” (Nevadiru’l-Usul, I)

Cenâb-ı Allah, velilerden bahsederken  "(Onlar) için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir" buyurmuştur. Korku ancak gelecekle ilgili olur, yani ileride korkutan bir şeyin meydana gelmesinden dolayı korkulur. Hüzün ise ancak geçmişte olan bir şeyle ilgili olur. Bu, ya geçmişte insanın hoşuna gitmeyen bir şeyin meydana gelmiş olmasından ötürü, yahut da arzu edip sevdiği bir şeyi elde edememiş olmasından dolayı olur.Bazı muhakkikler şöyle demişlerdir: "Veliler için, korku ve hüznün olmamasının söylenmesi, ya onlar bu dünyada iken olur, yahut ahirette iken olur.                                                           

Bu, dünyada olmaz. Çünkü burası, korku ve keder yurdudur. Hele mü'min, Hz. Peygamber (s.a.s)'in şu hadislerinde de buyurduğu gibi, bundan hiç kurtulamaz. "Dünya, mü'minin hapishanesi, kâfirin de cennetidir" (Müslim Tirmizi ve Muvatta) "Cennet, zorluklarla nefsin hoşuna gitmeyen şeylerle, cehennem de şehevat ile nefsin arzuladığı şeylerle kuşatılmıştır.” (Müslim)
 
Mü'minin, bu dünyadaki yaşantısı, sıkıntısız olsa bile, o âhiret hakkında fazlasıyla endişe duymaktan ve Allah'a taatını hakkıyla yerine getiremediği düşüncesinden dolayı, kederden uzak olamaz. Şu halde onun dünyada, korkusuz ve hüzünsüz olması söz konusu olmadığına göre, ayetteki, "Onlar için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değiller" beyanını, ahiretle ilgili olması gerekir.Bazı arifler şöyle demişlerdir: "Velilik, yakınlık demektir. O halde Allah'ın velisi, Allah'a çok yakın olan kimsedir." Bu Allah'dan başka hiçbir şey kalbine gelmeyecek şekilde, insanın marifetullah'a garkolmasıdır. İşte bu durumda tam velilik tahakkuk eder. Ne zaman bu hal tahakkuk etse, bu halin sahibi hiçbir şeyden korkmaz ve hiçbir şeye üzülmez. Bir şeyden korkma ve bir şeye üzülme, ancak o şey hissedildikten sonra olur. Halbuki Allah'ın celâl nuruna dalmış olan kimse, Allah'ın dışındaki her şeyden bihaberdir. Dolayısıyla onun için, ne bir korku, ne de bir hüzün söz konusudur. İşte bu son derece yüce bir derecedir ki onu tatmayan bilemez. Sonra insandan bu hal zail olunca, diğer insanlarda olduğu gibi, maddi-dünyevi haller sebebiyle ona korku, hüzün, ümit ve arzu halleri de gelebilir.Anlatılır ki bu veli zatlardan birisi Uludağ’ın bakacak tepesinde gece zikir ederken yanına oraya gezmeye gelen insanlar olur. Gecenin bir kısmında, kendisine çok kuvvetli manevi bir hal zuhur eder. Yanına vahşi hayvanlar gelip yanı başında durdukları halde, kendisi, hiç istifini bozmadan yerinde oturmaya devam eder. Yanındakiler ise, onlardan korkup, bir duvarın tepesine tırmanırlar. Oysa o zat, o vahşi hayvanlardan hiç korkmamıştır. Sabah olup, bu hal kendisinden gidince, bir sivrisinek elini ısırmış ve o zat  bundan ötürü yakınmış. Bunun üzerine akşam orda mahsur kalanların acayibine gider ve,” Bu nasıl şey vahşi hayvanlardan şikayet etmedin ama sivrisinekten şikayet ettin” derler, o: "Dün gece korkmamamız, imdadımıza gelen manevi kuvvet sayesinde idi. Bu hal yok olunca Allah'ın en zayıf mahlûku oluruz" demiş.
 
Muhakkik âlimlerin çoğu "Kıyamet meydanında, mükâfat ehli için bir korku söz konusu değildir" demişler ve görüşlerine hem "Haberiniz olsun ki Allah 'm velileri için hiç bir korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir" ayetini, hem de ""O en büyük korku bunları asla tasaya düşürmez.."(Enbiya. 103) ayetini delil getirmişlerdir.
 
MUSTAFA ÖZBAĞ
21/02/2007