4 HAZİRAN 2011 / BURSA SOHBET

Kıymetli kardeşler, tasavvuf yolu üç günlük beş günlük yol değildir. Bir cemaatin, bir tarikatın bir tasavvuf grubunun içerisinde bulunmak kolay değildir. İnce düşünme, ince eleme, ince hareket etme, ince davranma zorunluluğu vardır. Orada nefis ve şeytanın oyunları, hileleri daha ağırdır. Hakkınızı helal edin sözüm meclisten dışarı, tasavvuf yolu zayıf kimlik ve kişiliklerin uzun süre dayanabileceği bir yol değildir. Eğer bir kimse zayıfsa ve orada kuvvetleneceğine inanıp da orada oturursa kuvvetlenir. O yüzden tasavvuf; sevginin en üst noktasını hedef tutar. Çünkü o kimse severse zorluklara katlanır. Severse sıkıntılara katlanır, problemlerin üzerine gider. Severse onun nefsi, şeytanı pusar. Severse arkadaşından gelen sıkıntıları görmez, şikâyet etmez. Severse yolda yürür. Severse… Sevmezse her şey bahanedir onun için. Sevmezse üstadın kızması, gülmesi, yemesi içmesi, uyuması bahane.

Kıymetli dostlar bir kimse bir üstadı seviyorsa üstadın dergâhında şikâyet edeceği hiç kimse yoktur. Ehli tasavvuf “Gözümü açıp kapatıncaya kadar beni nefsimin eline bırakma” diyen bir peygamberin ümmeti olarak her an nefisle uğraşır. Her an nefisle mücadele halinde olduğundan dolayı öldüğünde şehitlerden efdal olur. O yüzden ehli tasavvuf Kur’an-ı Kerim’de şehitlerden önce anılmıştır. Sıddıklar denmiş, sıddıklardan sonra şehitler denmiş.

Sıddık olmak kullukta, ahlakta, ibadette Peygamber Efendimiz’i örnek alarak yürümektir. Ehli tasavvuf bunun mücadelesini verirken elinde aşkından, âşıklığından başka bir şey yoktur. O âşıktır. Neye? Allah’a, Rasulullah’a, üstadına, müminlere... Âşık isen kabahat bulma kardeş! Hor görme, eksik görme. Hazreti Rasulullah aşığı “Aşığın gözü kör kulağı sağır olur.” Diyerek tarif etmiş. Âşık isen sen; âşıklarda eksiklik arama, nefsine bak. Nefsine bakamıyorsan âşıklıkta işin yok. Âşıklık pazarı öyle bir pazardır ki sahtesini atıverir dışarı. Âşıklık saf altın olma işidir. Varın tövbe edin, geri dönün ve âşıkların yanında durun da hiç olmazsa âşıklık bulaşsın. Ehli tasavvuf öyle düşünür. Bu yüzden der ki; “Ben neyim ki? Şurada oturayım, hiç olmazsa âşıklarla beraber görüneyim de onların yüzsuyu hürmetine Allah beni âşıklardan saysın. Ben şurada oturayım da o âşıklar benim başıma omzuma bassın geçsin.” Âşıkların bastığı yerde âşıklık biter çünkü. Sen koy kafanı âşıkların dergâhının yoluna da varsın bütün dergâh senin başının üstüne bassın geçsin. Sen öyle diyemiyorsan zaten âşıkların yanında duramazsın. Hususi bir dairedir o. O hususi dairede durmak için hususi davranmak gerekir.

Allah her şeye yakındır. Kâfire de mümine de… Hepsi de insandır, içlerinde Allaha yakın olanları vardır. Sen yakın olanını tanımaya çalış. Sen yakın olanı tanı o yakın olana yakın olmaya çalış. Kim Allah’a yakınsa; o, Allah’ın dostu olur. Tasavvuf budur.

Eğer yakın olana yakın olamıyorsan sen Ona da uzak düşersin. Allah kendisine yakın olmayı öğretecek peygamberler ve kitaplar gönderdi. Allah; peygamberlerden sonra kendisine yakınlığı öğretecek, peygamberlerin yolunu öğretecek abdallar, veliler gönderdi. Sen o velilerin yoluna düş. O iyilerin yoluna düş. O iyilerin yolundan ayrılma.

İyilerin yolunda giderken nefis ve şeytan seni aldatmasın. Sen istikametini, hizmetini, çalışmanı bozma. Tevazuuyla yürü. Hiç kimseyle uğraşma. Senin istikametin var. Sen hakkı tanımak ve hakkı tanıtmak için yaratıldın. Sen hakkı tanımak ve hakkı tanıtmak için yaratıldıysan o yaratılışına uygun istikamette yürü. Önüne taş gelmiş, atla üstünden. Taşa tekme vurayım diye uğraşma ayağını acıtma, incinme. Atla üstünden. Taş taşlığını yapacak. Vefasız vefasızlığını yapacak. Sen vefasızlardan olma. Hain hançerini vuracak. Vuracak! Hain çünkü. Sen hançer vurmayanlardan ol. Sen haini gör, de ki; “Ya Rabbi beni muhafaza eyle. Ne dedi Hz. Rasulullah? “Ya Rabbi benim kalbimi İslam’da, senin dininde sabit tut. Gönlümü senin sevginde, kalbimi senin aşkında mukim eyle. Vücudumu sana olan hizmette mukim eyle.” Geç! Kim vuracaksa hançeri vuracak. Kim durdurabilir ki kınından çıkmış hançeri. Dönüp bakma bile kim vurdu diye. Dönüp bakarsan ona kıymet vermiş gibi olursun. Yürüyün! Seven sevdiğine yakışır. Neyi seviyorsan! Sevdiğine bak, yürü! Alacalı bulacalı olma. Kul ol! Koy önüne kulluğunu. Kime kulum? Allah’a. Kardeş! Allah’a kul isen namaz kıl, oruç tut, tövbe et, ibadet et, Onu sev, Onun emirlerini yerine getir, Onun haramlarını terk et. Kime kulsun, bu önemli. Allah’a kul olan, Allah’ı seven, Allah’a âşık olan ender bulunur.

Ehli tasavvuf kendine dönecek, içine dönecek. Aç elini; “Ya Rabbi!” de, gönlündekine bak. Ne hâkim senin gönlünde? Hatun hâkimse hatuna âşıksın. Hâkim olan şeye göre sen bozulur veya düzelirsin. “Sarhoşken namaza yaklaşma.” Adam içki içmiş sarhoş, sen neyin sarhoşusun ona bak. Sarhoşken namazı kabul olunmadı. Neden? Adam içki içti. Ne zaman kabul olunacak? Ayıldığında kabul olunacak. Seni sarhoş edene bak. Eğer seni sarhoş eden şeytani, nefsanî, dünyevi ise senin de namazın kabul olunmayacak. Aldatma kendini!

İçine bak, içini tefekkür et. Ehli tasavvuf her an “Ya Rabbi beni sırat-ı müstakimde eyle.” der. “Göz açıp kapayıncaya kadar beni nefsimin, şeytanlaşmış ve şeytana dönmüş insanların eline bırakma. Ya Rabbi göz açıp kapayıncaya kadar beni bana bırakma.” Dua eder hep. Tasavvuf bu kardeşler. Yoksa “Ben yolda gidiyordum da Efendim biri geldi, benim ayağıma çarptı.” Kardeş, sen şikâyet ediyorsun be bırak. Ayağına çarpmak değil, ezsinler ayağını. Ezseler dahi gıkını çıkarma. De ki; “Ya Rabbi senin yolunda ayağım ezildi.” Hatta onu bile deme. Unut ayağının ezildiğini. Allah’a âşıksan ayağın ezilecek, öf demeyeceksin. Ayağının ezildiğini bile görmeyeceksin.

Allah’ı sev.

Onun ahlakıyla ahlaklan.

Onun sıfatıyla sıfatlan.

Rasulullah’ı kendine hüccet, delil kabul et.

Üstadı kendine yaşayan hüccet olarak gör.

Hz. Mevlana şöyle bir tarif yapmış: “Arıdır. İkisi de çiçeğe konar. Biri bal yapar biri zehir.” Öyledir insanlar. Kadındır. Kimisi fahişedir kimisi Allah’a dosttur. Erkektir. Kimisi fahişedir kimisi Allah’a dost. İnsandır kimi Allah’a yakındır kimi şeytana yakındır. Allaha yakın olan tatlı su gibidir, şeytana yakın acı su gibidir. İkisi de dışarıdan bakıldığında berrak sudur.

Sen sen ol Allaha yalvar da o, Allah’a dost olanın yanında dur. Hani Şems-i Tebrizi’nin bir sözü vardır. Der ki; “Kimisi nara atar kendini bulur nuru, kimisi nura gidiyorum zanneder bulur narı.” Sen kör olanlardan olma. Kur’an ve sünneti kendine ölçü et, Habibullah’ı kendine rehber et, nura doğru yol al. Hakkınızı helal edin inşallah.

4 Haziran 2011 tarihinde Karabaş-i Veli Kültür Merkezinde gerçekleştirilen sohbetten derlenmiştir.