29 OCAK 2011 / BURSA SOHBETİ

Sual: Bu riyazatlar bu cefalar potanın gümüşten posayı ayırması içindir. İyinin kötünün sınanması, kaynayıp kötü tortunu ayrılması, altının üste alınması içindir.” Bu söz ile anlatılmak istenen nedir?

El cevap: Başımıza her türlü sıkıntı, bela, musibet, dert, gam gelir. Bunlar insanların iyilerinin ve kötülerinin ayırt edilmesi içindir. Dünyayı bir pota olarak görün. Daha da küçültün; bir bireyi pota olarak görün. Bu kaynatılır. Kaynatılınca altın üste çıkar. Başına gelen sıkıntı senin içindeki cevheri meydana çıkarmak içindir. Eğer sen başına geleni iyilikle savarsan, iyilerden yazılırsın. Başına gelen sıkıntıdan nefret eder, insanlara zulmedersen senin adını kötülerden yazarlar. Bu dünya bir pota gibidir, çilehane gibidir. Bu dünya iyinin kötünün ayrıldığı yerdir. İyi iyiliğini görür bu dünyada kötü kötülüğünü görür. Kendisi görür. Kendisi gider cehennemin yahut cennetin kapısını açar. O yüzden “Bu harala gürele nedir?” diye sorma. “Bu işler neden böyle oluyor?” diye kendi kendine sorma. Buna hayret etme. Neden? Çünkü iyi ile kötü bu potada ayrılacak.

Hani şeytan önceden iyilerdendi ya Âdem’e secde emri gelince, şeytanın kötü olduğu çıktı meydana. Sana da ne zaman secde emri geleceği belli değildir. Hiç umulmadık bir yerde “Âdem’e secde et.” derler sana da. O esnada secde etmede tereddüt edersen sen de şeytanlardan yazılırsın. Zannetme ki o emir sadece şeytana verildi, o emir herkese verildi. Sana da hiç umulmadık bir yerde, umulmadık bir anda bir secde emri veriverirler. Sen o esnada tereddüt ettiğinde, iş işten geçmiştir. Ebediyen kovulmuşlardan olursun. O yüzden bu potada olduğunu anla.

Kötüysen kötülerle berabersindir. Senin dostun şeytandır. İyiysen iyilerle berabersindir. İyiliğin içindesindir. Senin dostun Allah… Sen secde edenlerden olmuşsun. Sen secde edenlerdensen, Allah’a yakışırsın, Ona dostluğa yakışırsın. Cennetin başköşesine oturur, cehennemden azat olursun. Sen iyilerdensen iyilerle beraber ol, saf altın ol, yürü git. Ama sen yaptıklarınla bakır veya teneke olacaksan; bakırlarla tenekelerle beraber olacaksın, yürüyüp gideceksin. Allah senin iyi olmanı istiyor ve diyor ki; “Sen salihlerle beraber ol.” Peygamberine dahi demiş; “Sen o fukara olup her an Allah’ı gözetenler var ya onlarla beraber otur. Sakın onlardan ayrılma. Sakın onlara yüzünü ekşitme.” Peygamberine böyle demiş, tehditvari hatta. Allah peygamberini tehdit eder mi? Etmez! Seni tehdit ediyor. Diyor ki; “Sakın ha! Cahillerden, gafillerden, kibirlilerden, edepsizlerden olma. O gece gündüz Hakkı zikreden dervişlerle, hakkı gözeten sufilerle, hak yolunda koşan hak erleriyle beraber

otur. Nefsini onlara zorla. Yoksa gidiverirsin şeytanın tarafına. Gidiverirsin cehennemliklerin içerisine, şeytanla dostluk yoluna. Bu yüzden, edebini koru.” Allah muhafaza eylesin.

Riyazatlara devam et. Riyazat; oruç tutmak, namaz kılmak, dersi çekmek, haram işlememek. Riyazattır bunlar. Sakın riyazattan evin bir köşesine oturup hayatı orada yaşamayı anlamayın. Bizim riyazatımız bu değil. Bizim yolumuzda gidecek olan kardeşlerin riyazatı, insanların içerisinde yaşamak. Ticaretine, arkadaşlarınla dostluğuna devam edeceksin. Hayatı insanların içerisinde yaşayarak Allah’ın emirlerini tutmak, Allah’ın emrettiği gibi yaşamak en büyük riyazat bizim için. İçeride bir itikaf odası var oraya kimi kilitlersem kilitleyeyim hiç kimse günah işlemez. Adamın bozulup bozulmayacağı parayı görünce belli olur. Parayı, kadını, makamı koyarsın adamın önüne bozulup bozulmadığını görürsün. Adamı koyarsın kadının önüne, bozulup bozulmadığını görürsün. Bir secde emri ona yeter.

Bu riyazatlar has ile sahtenin belli olması içindir. Biz sizi eşlerinizle, annelerinizle, babalarınızla, çocuklarınızla, mallarınızla, canlarınızla imtihan ederiz. Eşin, çocuğun, annen, baban, malın, makamın olacak. Neden? Has ile sahtenin belli olması için. O yüzden riyazatlara devam. Yani farz olan ibadetler yerine getirip, haram olan her şeyden kaçacağız ve nafilelerle Allah’a yaklaşacağız, Allah’ı seveceğiz. Bizim yeryüzüne iniş sebebimiz, bu potaya gönderilme sebebimiz bu. Göndermiş, diyebilir mi şimdi torağın içerisindeki altın, demir, gümüş veya bakır “Beni neden bu toprağın içerisine koydun?” diye. Unutma, senin altın diye eline aldığın maden hava su toprak ve ateşten mamul. Nereye giderseniz gidin her şey dört anasırdan yaratılmıştır. Dört anasırdan önce iki anasır vardı, iki anasırdan önce tek anasır vardı. Hiçbir şey yok iken Allah bir şey yarattı. Ondan sonra bir tane daha çıktı ondan sonra dört oldu ondan sonra hızla patladı. İnsanlar bunu fizik olarak bulacaklar.

Hiçbir şey yok iken Allah küçücük bir zerre yarattı. Aslında o zerre bir hayal. Ve yaratılan her şey hayalden ibaret…

Yaşadığın hayat hayalden ibaret...

Hiçbir şey yok idi Allah bir hayalden zerre yarattı. Nur! Yarattığı, nur. Elinize alabileceğiniz, gözünüzle görebileceğiniz, ağırlık olarak ölçebileceğiniz bir şey değil. Hiçbir ağırlık birimi Allah’ın ilk yarattığı o nuru tartabilecek noktada değil, o hassasiyette herhangi bir ağırlık ölçümü mümkün değil. Bu sohbetimi belki de bin yıl sonra anlayacaklar. Hayal! Bin yıl sonra dinleyecekler bunu. Bulacak oldukları şey de hayal. Gidecekler, gidecekler, gidecekler; varacakları yer hayal. Geriye doğru gidecekler yani ilk yaradılışa doğru gidecekler, hayali görecekler ve diyecekler ki; “Allah bütün âlemi hayalden yaratmış.” Âlemin yaratılışı o hayalden. Ve onda dört anasır-ı erbaa var. Sen altına bakarken onu altın olarak görürsün, dört anasır-ı erbaa var onda. Başka bir şey değil. Kayada da var, ağaçta da var, sende de bende de var. Hepimiz de dört anasır-ı erbaadan yaratılmışız. Hepimizde hava, su, ateş, toprak var. Toprak yokken nereden yaratıldı değil mi? Toprak da sonradan yaratıldı işte. Toprağın öncesi ne? İki anasır-ı erbaa; hava ve ateş. Ondan öncesi, sadece ateş idi. Ondan öncesi ise nur idi. Allah her şeyi nurundan yarattı. Allah, yerlerin ve göklerin nurudur. Her şey o nurun üzerinde tecelli eder. Her şey!

Bu potanın içine girmeme gibi bir şansın yok. Sakın şöyle deme; “Ben altınım, bu potanın içindeyim.” Kardeş! Sen altınsan altının yolunda gidersin. Hiç altının yolunda gümüş gider mi? Hiç gümüşün yolunda altın gider mi?

Kendini altınlardan et, özünü temizle, tövbe et,

Allah’ı zikret, riyazatlara sımsıkı tutun da sen de o yolda git.

Allah cümlemizi onlardan eylesin.

Haklarınızı helal edin.

29 Ocak 2011 tarihli Karabaş-i Veli Kültür Merkezi sohbetinden derlenmiştir.