26 ARALIK 2009 AŞURE GÜNÜ SOHBETİ

 Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı yılınızı mübarek eylesin. Aşurenizi de mübarek eylesin. Cenab-ı Hak nice aşureleri nasib eylesin inşallah.

Aşure malum sadece Peygamber (sav) Hazretlerinden sonra oluşmuş bir kültür değil. Aşure ta Âdem aleyhisselamdan itibaren oluşmuş bir kültür. Rivayet edilir ki Cenab-ı Hak levh-i mahfuzu, kürsiyi, cenneti, Âdem aleyhisselamı aşure gününde yarattı. Ruhu aşure gününde ona üfledi. Rivayet edilir ki Cenab-ı Hak Âdem aleyhisselamı cennetten yine aşure günü çıkardı ve duasını yine aşure günü kabul etti. Havva validemiz ile buluşması yine aşure gününe denk geldi. Rivayet edilir; Cenab-ı Hak Nuh aleyhisselamı müşriklerin elinden kurtardığı gün aşure günüydü. Gemiye bindiği gün, geminin bir tepenin üzerine oturduğu gün yine aşure günüydü. Ve yine rivayet edilir Nuh aleyhisselam o geminin karaya oturduğu gün gemide bulunan yiyecek içeceğin hepsini topladı, az kalmıştı, ne varsa toplandı bir yemek yendi, onun adına da aşure dendi. Bu aşure günü insanlık tarihinde Nuh aleyhisselamla son bulmadı. Yusuf aleyhisselamın kuyudan kurtulduğu gün, devlet erkânı olma zamanı, Yakup aleyhisselamın gözlerinin açıldığı gün, İbrahim aleyhisselamın ateşten kurtulduğu gün, İsmail aleyhisselamın kurban edilmekten kurtulduğu gün, Musa aleyhisselamın Firavunun zulmünden kurtulup denizde yürüdüğü gün, İsa aleyhisselamın katliamcı Yahudilerin elinden kurtulup gökyüzüne çıktığı gün ve rivayet edilir yine yeryüzüne indirileceği gün de aşure günü olarak nitelendirilir. Tabi aşure gününde bu kadar çok peygamberlerin tarihinde Müslümanların geçmiş tarihinde önemli günler var ama İslam tarihinde yani Muhammed Mustafa (sav) Hazretlerinden sonra, aşure gününde önemli bir hadise daha var. O da ne? Hazreti Hüseyin Efendimizin ve yanındaki ehl-i beytin Kerbela’da Yezid’in askerleri tarafından şehit edilmesi. Bu meseleye bakarken bir taraftan Hazreti Hüseyin Efendimizin ve yanındaki ehl-i beytin hunharca katledilmesi var, bir taraftan da ehl-i beytin bir an önce Muhammed-i Mustafa (sav) Hazretleriyle buluşması var.

Bir kısım insanlar sevenin sevgilisine buluşmayı yas günü ilan ediyorlar, bir kısım ehl-i tasavvuf da bu meseleye derinlemesine üzülmesine rağmen yas günü olarak bakmıyor. Biz Hazreti Hüseyin Efendimizin şehit edilmesine çok üzülürüz, ciğerimiz yanar, içimiz pare pare olur ama İslam için o gün yas günü değildir. Muhammed-i Mustafa (sav) Hazretlerinin ölüm günü dahi yas günü değildir bizim için. İslam’ın hiçbir zaman yas günü yoktur. Yas tutulacaksa ölen bir kimsenin eşi içindir; üç gündür. Üzülme zamanıdır. Dinimizde bir kimse öldüğü zaman yakınlarının yaka paçasını yırtması, kendine zulmetmesi, kendini yaralaması haramdır. Ölüm Allah’ın emridir, takdiridir. Ecel bir gün bize gelecektir ve ecel bu manada eğer ki zalim bir kimsenin elinden gelecekse; biz iman etmişiz, iman ettiğimiz için şehit hükmündeyiz. Biz zalimlerle mücadele ederiz, onların kılıcının altında can vermemiz Allah’ın lütfu ikramıdır. Bundan mutluluk duyarız ki; Cenab-ı Hak bize şüheda şerbetini içirmiştir. Kıymetli kardeşler! Muhakkak ki Hazreti Hüseyin Efendimizin şahadetinden kendimize ders çıkarmamız lazım. Bununla alakalı enteresan bir vaka anlatacağım. Bir akşam vakti Hazreti Hüseyin Efendimiz imam olup namaza durunca, Yezid’in tarafında olan bir kimse gelir, Hazreti Hüseyin Efendimizin arkasında namaza durur. Onun imamlığında namazı kılar, Hazreti Hüseyin Efendimiz selam verir arkasına döner; bakar ki Yezid’in tarafından biri arkasında namaza durmuş. Hiç seslenmez. Nasıl merhamet sahibi! Nasıl vakarlı! Dedesinin torunu! O kimse der ki; ‘Ya Hüseyin! Gönlümüz seninle ama kılıcımız Yezid’le.’ Bunu okuyunca bu günün Müslümanları aklıma geldi. Kendimi sigaya çektim. Dedim ki; gönlümüz kiminle? Allah’la, İslam’la, Kur’an’la, Muhammed Mustafa ile Hazreti Hüseyin’le, ehl-i beytle, Allah’ı sevenlerle, Allah’ı zikredenlerle… Gönlümüz bunlarla beraber… Ve gönlümüzün bunlarla beraber olduğuna buradaki topluluk şahittir. Evet! Gönlünüz, bunlarla… Gönlünüz İslam’la, Hazreti Hasan ile Hüseyin ile… Gönlünüz aşurede, kandilde, bayramda, ramazanda, oruçta, Allah’ta, cennette, Allah ile vuslat olmakta… Ama kılıcınız… Kılıcınız kiminle? Acaba Hazreti Hüseyin Efendimiz’i şehit eden Yezid’in o askeri; gönlü Hazreti Hüseyin ile dururken, elindeki kılıç Yezid’le dururken gönlünün Hazreti Hüseyin’de olması o kandan kendisini kurtardı mı ki? Kıymetli kardeşlerim; din sadece gönlünün bir yerde olmasıyla alakalı değildir. Gönlün nerde ise kılıcın da orda olsun. Gönlün nerde ise vücudun, aklın, dilin, elin, ayağın orada olsun. Gönlünün sesine koş! Yüreğinin sesine koş! Yüreğin Allah demeyi istiyorsa, götür vücudunu da oraya bırak; o da orada Allah desin. İbrahim gibi ateşlere atılacağını bilsen de Yunus gibi balığın karnına düşeceğini bilsen de Nuh gibi insanların seni takaza edeceğini bilsen de Lut gibi kavminin seni helak etmek istediğini bilsen de Zekeriya gibi kavminin seni testereyle keseceğini bilsen de gönlünün gittiği yere git. Gönlünle çatışma! Sevginle çatışma, eğer sevgin hakiki ise! Kendimizi hesaba çekelim. Gönlümüz nerede, vücudumuz nerede? Aklımız, elimiz, kolumuz, ayaklarımız nerede?

Evet, gönlümüz camide, Allah demekte… Ama sen neredesin? Sen hangi gaflette, hangi heva heveste, hangi zalim çukurlarda, bataklıklardasın? Hangi gecenin karanlığına takıldın kaldın? Hangi soysuz sopsuz, nefsini, şeytani heva ve heveslerini sevgi sananların peşine takıldın gittin? Neredesin? Gönlünün seni götürdüğü yere git. Gerçekten vicdanın sesini duyabiliyorsan… Gönlündeki vicdanının sesi; içki içerken, kumar oynarken, zalimlik yaparken memnun ve mutlu mu? Memnun ve mutlu ise vallahi sen kâfirlerdensin. Eğer; günah işlerken, Allah’ın haram ettiği herhangi bir şeyi yaparken ondan mutluluk, haz duyuyorsan, lezzet alıyorsan senin gönlün kâfir olmuş. Var git; Allah’a tövbe et, çok yalvar. Gönlünü çevirmeye çalış ama kör, sağır olmadıysan, aklın kapanmadıysa, aptallaşmadıysan. Evet! Gözü kapananlar aptallaşır. Gözü, kulağı Kur’an’a kapalı olanın kalbi katılaşır, kararır ve mühürlenir. Kardeşler; gözümüzü ve kulağımızı, Allah’a ve Resulüne çevirelim. Gönlümüzü oraya çevirdiğimiz gibi elimizi, kolumuzu da çevirelim.

Kıymetli kardeşler! Güzel ahlakla ahlaklanmadığımız müddetçe ve dinin emirlerini yerine getirmediğimiz müddetçe, dinin haram kıldığını kendimize haram görüp yapmadığımız müddetçe, dinin farz gördüğünü kendimize farz görüp yapmadığımız müddetçe gönlümüz Allah’ta ama elimiz Yezid’in emrinde olacaktır. Vücudumuz şeytanın emrinde olacaktır. Vücudun, gönlün, kalbin, aklın şeytanın tasarrufundan, tasallutundan kurtulması için halis mümin olacağız. Cenab-ı Hak ayeti kerimede ‘Benim iyi iman eden halis müminlerime dokunamazsın.’ der şeytana. Neden? Allah o iyi iman eden kimseleri muhafaza eder, korur. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Cenab-ı Hak cümlemizi hayırlarla doldursun inşallah.


AŞURE GÜNÜ SOHBETİNDEN 26.12.09 KARABAŞ-İ VELİ KÜLTÜR MERKEZİ