17 ARALIK 2008 ŞEB-İ ARUS / BURSA

Aşkın padişahı, aşkın sultanı ve kıyamete kadar aşkta yol göstericisi olan Hazreti Mevlana’nın gecesinde bulunuyoruz. Kim, kimi severse onunla beraberdir. Hani Allah Resulü (sav) buyurmuş ya, “Kişi sevdiğiyledir” diye. Evet, kişi sevdiğiyledir. Siz Hazreti Mevlana’yı sevdiğiniz için buradasınız. Hazreti Mevlana’ya gönül verdiğiniz için buradasınız. Hazreti Mevlana da Allah’a gönül vermişti, Rasulullah’a gönül vermişti. O zaman tesbih tanesi gibi, ardı ardına hepimiz de Hazreti Mevlana’nın dostuyuz, hepimiz de Hazreti Mevlana’nın yoldaşıyız, hepimiz de Hazreti Mevlana’nın ruhdaşıyız. Allah katında zaman yoktur. Zaman bizim için vardır. Ha Hazreti Mevlana’yı kendi yaşadığı zamanda tanımışsınız ha şimdi tanımışsınız, arada bir fark yok. Sakın ha, biz O’nun yaşadığı zamana yetişemedik diye düşünmeyin. Hayır! Böyle bir zamanda O’nun yolunda gitmek, O’nun ruhdaşı olmak, O’nunla neşelenmek, O’nunla sevinmek, beraber bulunmak vallahi O’nun zamanında O’ndan habersiz yaşamaktan kat be kat evladır. Çünkü Allah’ın velileri, Allah’ın dostları kendi yaşadıkları zamanlarda düşkün görünürler, kimsesiz görünürler, yalnız görünürler, biçareymiş gibi görünürler. İnsanlar onlara kendi yaşadıkları zamanlarda gerçek değerini vermezler. Zannediyor musunuz ki Hazreti Mevlana yaşadığı zamanda gerçek değerini buldu? Hayır! İnsanlar Hazreti Mevlana’nın ‘Mevlana’ olduğunu vefatından sonra anladı. O zaman anlamamış olmaktansa bu zamanda anlamış olmayı kat be kat yeğlerim.

Aynı kaderi Resulullah (sav) Hazretleri de yaşamadı mı? Mekke’de tanımadılar, Mekke’de duymadılar, Mekke’de görmediler. O’nun üzerine deve işkembesi koydular. Yollarına dikenler attılar, dişini kanattılar, yanağını kanattılar, aç bırakmak istediler, anlamadılar, görmediler, duymadılar… İşte o zaman anlamamak, duymamak, görmemek var iken; bugün anlamanın, görmenin, duymanın hazzını yaşamaya çalışın. O lezzeti, o tadı yaşadıkça sizlerle beraber ayrı bir mutluluk duyuyorum, ayrı bir haz duyuyorum. Ne mutlu ki Allah bana böyle bir şeyi bahşetti, lütfetti, ikram etti. Ne mutlu ki size de ikram etti, size de ihsan etti. Lütfetti, ikram etti sizi aşk gecesinde buluşturdu, birleştirdi. Aranızda akrabalık yok, alışveriş yok, aranızda bir menfaat yok, hele benimle hiç kimsenin yok. Allah buyuruyor ki; “Aralarında akrabalık olmadıkları halde, menfaatleri olmadıkları halde birbirlerini sevip toplananlar var ya birbirlerine iyilikte bulunup, ihsanda bulunup, birbirlerine muhabbet edenler var ya; hiç kimsenin gölgelenmediği o mahşerde kendi gölgemde gölgelendireceğim.” Bu büyük müjde! Bu, insanların kendi akıllarıyla, fikirleriyle bulup, kendi akıllarıyla idrakleriyle yapabilecekleri bir şey değil. Bu düpedüz Allah’ın lûtfu ve ikramı. Bu, insanın belki de çalışarak, çabalayarak kazanabileceği bir şeymiş gibi görünebilir ama perdenin gerisinde öyle değil. Allah’ın gölgesinde gölgelenecek olanlar Allah’ın lutfuna ve ikramına ta ezelde ermiş olanlardır. Ruhlar âleminde ayrılmış olanlardır. Öyle dedi Resulullah (sav) Hazretleri. “Ruhlar âleminde birbirleriyle tanışanlar, görüşenler bu dünyada da tanışacaklar, görüşecekler.” demek ki Hazreti Mevlana ile siz ruhlar âleminde tanıştınız, görüştünüz. Ruhlar âleminde bir ve beraberdiniz. Bu dünyada da bir ve beraber oluyorsunuz. Bu dünyada da O’nun gecesine, O’nun o vuslat gecesine, O’nun o aşk gecesinde bir ve beraber oluyorsunuz. Ne mutlu size! Ne mutlu bize! Ne mutlu böyle bir yolu açmaya vesile olanlara! Kim hayırdan bir kapı açarsa oradan kaç kişi geçerse ondan sevabını alır. Kim de şerden bir kapı açarsa oradan kaç kişi geçerse de oradan şerrini alır. Hayır kapısı açanlara ne mutlu! Allah hayır kapısı açanlarla şer kapısı açanların kapılarını kapattırır. Birilerinin iyiliği ile birilerinin kötülüğünü izole eder. Birilerinin şerrini birilerinin hayrıyla izole eder. Birilerinin ilmiyle birilerinin ilimsizliğini izole eder. Birilerinin aşkıyla aşksızları izole eder. O aşksızlar da o âşıkların rahmetinden, bereketinden faydalanır. Allah velilerini bu âleme rahmet olsun, bereket olsun diye göndermiştir. Allah velilerini peygamberlerden sonra dinin direği olarak yeryüzüne istihdam etmiştir. Allah velilerini insanlara yol göstersin, insanları ışıksız bırakmasın diye istihdam etmişlerdir. Onlar kaybolmayacaklar ve onlar yeryüzünden yok olmayacaklar. Hazreti Ali Efendimiz der ki; “Onlardan birisi öldüğünde hemen yerine birisi geçer.” Ne mutlu ki o velilerin yolundan gidenlere. Hazreti Mevlana öyle der. “Ey! Uyanık ol! Agâh ol! Kendine gel! Peygamberlerin ve velilerin yolunu tut!” Sakın başka bir kimsenin yolunu tutma. Ya? Peygamberlerin ve velilerin yolunu tut. Kendisi o yolu tutmuştur, Şems-i Tebrizi’nin yolunu tutmuştur. O’nun peşinden gitmiştir.

Görüntüde Şems-i Tebrizi’dir o, aslında Allah’ın yolunda, Allah’ın nefesindedir. Allah’ın rengindedir. Yeryüzünde Allah’ın nişanesidir. Allah’ın delilidir. Bütün veliler yeryüzünde Allah’ın delilleridir, dinin temsilcileri, yaşayanlarıdır, batınî olarak. Allah, yeryüzünü onlarla sular, bereketlendirir, nasiplendirir, insanları rahmete bandırır, berekete bandırır. İşte Hazreti Mevlana onlardan birisidir.700 küsur yıl geçmiş, hala gönüllerimizde. Çünkü O; gönüller sultanı, âşıklar sultanı, Allah’ın gönlüne yerleşti. Kul önce Allah’ı gönlüne yerleştirir sonra Allah onu kendi gönlüne yerleştirir. Allah onu kendi gönlüne yerleştirdi mi ilelebet o hep dildedir, hep gönüldedir. Niçin? Çünkü o, Allah’ın gönlündedir. Gelin kardeşler önce Allah’ı gönlümüze yerleştirelim. Yol, bu! “Kul farzlarla benim emrimi yerine getirir, nafilelerle bana yaklaşır. O beni sever. O beni severse ben onu severim. Ben onu sevdim mi; gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benimle görür, benimle duyar, benimle tutar, benimle her şeyini halleder.” Gelin! O zaman ilk önce Allah’ı gönlümüze koyalım. O’nu zikredelim, tövbe edelim, namaz kılalım, oruç tutalım. En önemlisi; güzel ahlak sahibi olalım. Güzel ahlak sahibi olmak her şeyin üzerindedir. Güzel ahlak; yolun başıdır, sonudur, ortasıdır. Hazreti Mevlana güzel ahlak sahibi idi, ahlakın en ince noktasındaydı. Gelin! Ne olursanız olun, güzel ahlak sahibi olun. Allah bizleri affetsin.

(17 ARALIK 2008-Şeb-i Arus Programı/BURSA)