07 Ocak 2010 - Bursa Sohbeti

Selamun Aleyküm
Mustafa Özbağ Efendi Sohbetleri word8

Yer : Gazcılar Binası

TARİH : 07/ OCAK/2010

 

Selamun Aleyküm !

Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenabı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah.

 

SORU:Hakkınızı helal edin. Yusuf dersi, yecüc-mecüc dersi ilgili, bir de kırklarla ilgili ders yapacaktınız. Hatırlatın demiştiniz.

CEVAP:İnşallah.

 

SORU:Çene sakalı bırakan ve sigara içen tarikat ve tasavvuf ehli olabilir mi?

CEVAP:Ehli tarikat insanları çok böyle suretiyle uğraşmaz. Ama çene sakalı bırakmak sünnet değildir. Bir kimsenin normal sakalını bırakması sünnettir. Bir tutam bırakması daha eftal, daha evla. Bir kimse sünnete muhalefet etmemek kastıyla herhangi bir sakal bırakır mı? Bırakabilir. Ama şunu unutmayın,

sakal bırakan kimse sakalıyla birilerine benzemek isterse onlardan olur. İnsanlar benzemek istediği kavme, benzemek istediği kişiye benzerler. Onlarla halk olurlar. Burada benzemek istediğiniz, sevdiğiniz çıkar orta yere. Bir insan sevdiğine benzemek ister. Hem sureten, hem sireten insanlar sevdiklerine benzemeye çalışırlar. Sevene sevdiğine benzemek yakışır. Sureten ve sireten. Sireten nedir? Onun ahlakıdır. Onun huylarıdır. Onun görüşleridir. Onu disiplinidir. Onun durduğu noktadır. Yaşadığı dairedir. Bu sireten benzemektir. Sureten benzemek ne demektir? Suretini de ona benzetme çalışır. Sevdiğine. O zaman bir erkek sevdiği kimse suretini ona benzetir. Sevdiği kimse. Burada insanların kendi tavır ve davranışları, kendi durdukları nokta niyetine göre değişir. Peygamber s.a.s. Hazretleri buyurmuş ki; ameller niyetlere göredir. Bir kimsenin niyeti ne ise ona göre menziline ulaşır ve kavuşur. Eğer ki bir kimsenin niyeti kadın ise, kadına ulaşır. Eğer ki, bir kimsenin niyeti erkek ise erkeğe ulaşır. Bir kimsenin niyeti buraya gelirken Allah’ı zikretmekse zikre ulaşır. Bir kimsenin niyeti buraya gelirken eşiyle dostuyla görüşüp konuşmaksa, buraya gelir eşiyle dostuyla görüşür. Bir kimsenin niyeti ne ise Allah onu niyetine göre menziline ulaştırır. Merak etmeyin dünyaya meyleden, dünyaya niyet eden, dünyasını bulur. Ahrete meyleden, ahreti isteyen ahreti bulur. Mevla’ya niyet eden Mevla’ya doğru yol alır, Mevla’yı bulur. İnsanlar aradıklarını bulurlar. İnsanlar eğer ki aradıkları şey Allah ise, Allah bulunur. Eğer ki görmek istedikleri Allah ise, Allah’ı görürler. Eğer ki duymak istediğin Allah ise Allah’ı duyarsın. Allah’ı duyarsın! Eğer ki ulaşmak istediğin şey niyet olarak Allah’ın marifetullah ilmine ulaşmaksa, ona ulaşırsın. Bunda şüphe etme. Senin niyetin onun menziline ulaştıracaktır. Neye niyet ettiysen, çalışırsan, gayret gösterirsen, çaba sarf edersen, o uğurda yürürsen ona ulaşacaksın. Ona ulaşacaksın buna inan. Eğer inanmıyorsan zaten çaba sarf etmene gerek yok. Zaten yol yürümene de gerek yok. Yolları aşındırmana da gerek yok, kendini de aşındırmana gerek yok. Buradaki niyetin neyse o niyetini bulacaksın. Eğer ki bir kimse sakalını bırakırken Muhammedi Mustafa’nın sünnetine ulaşmak ise, O’na benzemek ise o sakalıyla O’na ulaşacaktır, O’na benzeyecektir. Ama o sakalıyla Müslümanları aldatmak ise, Müslümanları o sakalıyla aldatacak. O onun cehennemi olacaktır. Eğer sen sireten Muhammedi Mustafa’ya benzemeye çalışırsan merak etme suretin de Muhammedi Mustafa’ya benzer. Eğer sen sireten, iç alemde Muhammedi Mustafa’ya aşık isen, senin dilinde de O olacaktır, gözünde de O, halinde de O olacaktır. Kıymetli kardeşler, insanların suretleri muhakkak ki belli bir şeyleri anlatır. Birisinin top sakalı, birisinin çember sakalı, birisinin hafif kirli sakalı, birisinin kocaman sakalı, küçük sakalı, birisinin cüppesi-sarığı, şalvarı, birisinin dış kıyafeti muhakkak ki bir şey anlatır. Bunlar bizim için önemsiz şeyler değil. Bunları önemsiz gören ehli tasavvuftan değiliz. Amma ve lakin bunlar amaç değil. Amaç değil! Bir kimsenin suretini İslamlaştırması amaç değil, bir araçtır o. Önemli olan siretini İslamlaştırmasıdır. Siretini! İçinizi İslamlaştırın, kalbinizi İslamlaştırın. Kalbinizi Muhammedileştirin. Aklınızı Muhammedileştirin. İç isteklerinizi, arzularınızı Muhammedileştirin. İçinizdeki heva salgınızı Muhammedileştirin. Dikkat edin insanların arzular ölmez. İnsanların arzuları bitmez. İnsanların arzuları yok olmaz. Nefisle alakalıdır, siz yemek yeme isteğinizi yok edemezsiniz. Yemek yiyeceksiniz. Ve hiç yememezlik edemezsiniz. Ama yemeğinizi Muhammedileştirirsiniz. Hiç su içmeden duramazsınız. Su içeceksiniz ama suyunuzu Muhammedileştirirsiniz. Kıyafetsiz olamazsınınız, muhakkak ki kıyafet giyeceksiniz. Ama kıyafetinizin seçimini, kıyafetinizin şeklini ve şemailini Muhammedileştirebilirsiniz. Bu sizin kalbinizi Muhammedileştirmenizden daha önemli değildir. Önemli olan kalbinizi Muhammedileştirmektir. Kalbinizi Allah’ın seveceği huyla huylandırmaktır. Kalbinizi Allah’ın seveceği hale getirmektir. O kalp ki Allah’ı zikreder. O kalp ki Allah’tan hakkıyla korkar. O kalp ki Allah’ın sıfatları karşısında hayretini gizleyemez. O kalp ki, Allah’la sohbet eder. o kalp ki, Allah’la muhabbet eder. o kalp ki, ibadetlere karşı muhabbeti vardır, sevgisi vardır. O kalp ki, Allah’ın helallerine müştaaktır. O kalp ki, Allah’ın haramlarından uzaktır. O kalp ki, Allah’ın sevdikleri ile sevişir. O kalp ki, Allah’ın sevdiği noktadadır, sevdiği yerdedir. O kalp ki, Allah’ın düşmanları ile düşman olur. Allah’ın sevmediklerini sevmez. İşte o kalp, mutmainliğe ermiş kalptir. O kalp, marifetullaha ermiş bir kalptir. Eğer ki namazı dosdoğru kılmıyorsanız, dosdoğru kılmaktan kasıt severek kılmaktır. Eğer namaza aşık değil iseniz. Eğer oruca aşık değil iseniz ve orucu dosdoğru tutmuyorsanız. Yani orucu sevmiyorsanız. Namazı dosdoğru kılmak, tadili erkandır. Bu işin zahiridir, suretidir. Sireti, namazı sevmektir. Namazı sevmek! Ve namazı vuslat gibi görmektir. Ve namazı son namaz gibi görmektir. Ve namazı Allah’la sohbet olarak görmektir. Evet orucun sureti bellidir. Hiçbir şey yemezsin, orucun suretidir. Orucunu dosdoğru tutmuş olursun. Ağzınla bir şey yemezsin, vücuduna bir şey girmez. Bir şeyi tatmazsın dahi. Orucun sureti budur. Ama orucun sireti, dili muhafaza edin ve oruçla Allah’a vuslat olmayı düşünmektir. Oruçlarınızı sireten tutun. Yani kalbinizde Allah korkusu, Allah haşyeti olsun. Ve suretten geçin. Suretten geçmedikten sonra sirete ulaşamazsınız. Ve kalbinizde o marifetullah nuru yansın, o marifetullah nuru gülsün, o marifetullah nuru aksın. Kalbinizi ihata etsin. Ve yanınızda Allah denildiğinde gözlerinizden yaşlar insin. Allah denildiğinde kalbiniz titresin. Allah denildiğinde hücreleriniz ayağa kalksın ve Allah desin. Allah deyin. Allah’ı zikredin. O zaman siz içsel bir alemde yaşayacaksınız. Ve etrafınızla alakanız sizin zikrinizle bir yol bulacaktır. O yüzden Allah, ehli tasavvufu suretten sirete geçirdiklerinden eylesin inşallah. Kıymetli kardeşler, tasavvuf suretten sirete geçmektir. Dıştan içe geçmektir. Tasavvuf iç temizliğini sonlandırmaktır. Devamlı onu muhafaza etmektir. Devamlı o iç temizliği gözünün önünde tutmaktır. Devamlı o iç temizliği devamlı kalbinin üzerinde tutmaktır. Kalbinin içinde tutmaktır. Kalpleri Allah’la, Allah’ın zikrullahı ile, Allah’ın muhabbeti ile hemhal olanlar, ancak kalpleri o zaman onların devamlı Allah’la baş başa kalacaktır. Onlar içlerini temizleyeceklerdir. Allah’la baş başa olmayan, Allah’a tövbe etmeyen, Allah’ı zikretmeyen, Allah’ı tespih etmeyen, Allah’tan korkmayan, Allah’la konuşmayı arzulamayan, Allah sevgisi ile sevgilenmeyen bir kimsenin kalbi hep şeytanın vesvesesi ile olacaktır. Şeytanın ilgası ile olacaktır. O yüzden Cenabı Hak bizi şeytandan sakınmamızı emreder. Allah şeytandan kendisine sığınmamızı ister. Ve şeytan kalbimizin üstünde durur. Ancak zikrullah ile kalbimizin içine giremez. Ancak zikrullah ile kalbimize dokunamaz. Gelin şeytanın sahibini zikredelim. Gelin şeytanın ilgasından şeytanın sahibine sığınalım. Sizin şeytandan kaçmanız mümkün değil. Şeytandan kaçamazsınız. Şeytan damarlarınızda dolaşır. Şeytan sağınızda solunuzda dolaşır. Şeytan etrafınızda dolaşır. Şeytan içinizde dolaşır. Ve şeytandan kurtulmanın tek yolu vardır. Tek yolu! Şeytanın sahibini zikredip O’na sığınmak. Şeytandan kaçamazsınız. Kaçamazsınız. Gölge gibi sizi takip eder. insan gölgesinden kaçabilir mi? Kaçamaz. Nefsinizden kaçamazsınız. Şeytandan kaçamazsınız. Ancak zikrullah ile ondan muhafaza olursunuz. Sizi koruyacak olan Allah’tır. Ve Allah kendisini zikredeni muhafaza eder. Kendisini zikredeni korur. Kendisini zikredeni emanına alır. Allah’ı çokça zikredin. Allah’ı çokça zikredenlerden olun. Cenabı Hak cümlemizi onlardan eylesin inşallah.

 

 

SORU:İnce düşünmek dervişe ne kazandırır? İnceliği ve derinliği yakalamak dervişin disipliniyle mi alakalıdır? Bu konu da derviş kendisini nasıl yetiştirir ve geliştirir?

CEVAP:İncelik Muhammedi Mustafa s.a.s Hazretleri’nin ahlakıdır. İncelik bütün peygamberlerin ahlakıdır. İnce davranmak. İnce konuşmak. Bu, Muhammedi Mustafa’nın s.a.s.’in ahlakıdır. O, kaba konuşmazdı hiç. Kaba davranışta bulunmazdı. Kaba sözler sarf etmezdi. Eşlerine hiç kaba sözler sarf etmedi. Arkadaşlarına hiç kaba sözler sarf etmedi. Kâfirlere dahi kaba sözler sarf etmedi. Ve ince düşünürdü, ince. İnce düşünmek edeptir. Edep! Bir meselede ince düşünmek, edep. Acaba karşımdaki kırılır mı? Acaba o üzülür mü? Acaba o alınır mı? Bu, dervişlerin kendi aralarındaki, insanların kendi aralarındaki davranışları. Ama bu ince düşünce Allah’la kul arasında da olmalı. Böyle konuşursam Allah incinir mi? Böyle davranırsam Allah’ın hoşuna gider mi? Böyle davrandığımda Allah beni sever mi? Böyle bir davranışın içine girdiğimde Allah’ın kalbini, gönlünü kırmış olur muyum? Bu ince düşünüş, bu ince davranış insanı derinleştirir. Günlük hayatınızda bu ince davranışları içinize zerk etmeye çalışın. İnce davranın. O, ince davranış sizi içselleştirecektir. Bir müddet sizi suskunlaştıracaktır. Bir müddet sizi etrafınıza karşı yabancılaştıracaktır. Ama etrafınız, sizin üzerinizdeki o inceliği gördükçe size karşı muhabbeti artacaktır. Sizi sevecektir. Bu ince davranış Allah’ın da hoşuna gidecektir. Allah’ın hoşuna gidecek o ince davranış. Ve günden güne içselleşeceksiniz. Günden güne derinleşeceksiniz. Bu tabi önce derviş kardeşlerin arasında tecelli eder. ve dervişler genelde birbirlerine kaba davranmazlar. Birbirlerine böyle kaba saba konuşmazlar. Birbirlerine böyle lanlı lünlü konuşmazlar. Birbirlerine el şakası yapmazlar, ağır şakalar yapmazlar. Birbirlerine karşı ince ve naif davranırlar. Bu tabi dervişlerin üstadına karşı da böyledir davranışları. Genelde dervişler üstadlarına ince ve naif davranırlar. Bunda bir problem yok. Asıl problem şu; aynı derviş evde ince ve naif davranışa sahip mi? Aynı derviş iş yerindeki arkadaşlarına karşı öyle mi? İşte burada sıkıntı var. Allah muhafaza eylesin. İnsanlar tabi ağır konuşmak istemiyorum ama hangi halde olduklarının farkında değil. Selede göre :”Bir kimsenin camide ayrı, evde ayrı, sokakla ayrı, dergahta ayrı, iş yerinde ayrı bir yüzle yaşaması münafıklık alametidir”. Hatta demişler ki; “bir kimse devleti ricalinin karşısına çıkarken ayrı davranırsa, normal insanların vatandaşların arasında dolaşırken ayrı davranırsa o münafıktır” demişler. Halimizi siz görün artık. Bunu düşündükçe bunun altından kalkmak mümkün değil. Allah bizi affetsin.

 

SORU:Dervişin üstadının dizinin dibinde olması, gözünde gönlüde olması en çok neyle olur? Derviş fedakarlığını ve teslimiyetini nasıl arttırır?

CEVAP:Sevmek! Severek arttırır. Hiçbir üstad dizinin dibinde birisinin olmasını istemez. Hiçbir kimse gözünün gördüğü yerde birisinin olmasını istemez. Bu zahiridir. Zahiren herkes üstadının etrafındadır. Burada benim etrafımda olmayan kimse var mı? Önemli olan gönülde olmaktır. Önemli olan halde olmaktır. Önemli olan içte olmaktır. Bu demek değildir ki; ya biz gönüldeyiz canım derse de gitmesek olur. Biz gönüldeyiz ya, yanına gitmesek de olur. Burada senin gönlün değil, üstadın gönlünde olmaktır. Fizan’dadır bir kimse, Fizan’da. Şimdi yeniler Fizanı da bilmiyor. Yemen’de. Yemen’dedir bir derviş ama üstadın canındadır. Burada yanındadır ama üstadın canında değildir. Bu muhabbetle, sevgiyle mümkün. Muhabbet eden, seven, hizmet eder. seven koşturur. Seven sevdiğini icra eder. seven, sevdiğini gösterir. Uzaklık yakınlık önemli değil ki. Zaten seviyorsa uzaklar ona yakın olur. Onun için yol kısadır. Bir hoplamalık kadardır. Seviyorsa onun için bir engel yoktur ki önünde. Bir nefeslik yerdir gidecek olduğu yer. Bir nefesliktir, nefes. Bir kimse seviyorsa, sevdiğine ulaşmak bir nefesliktir. Bir nefes! Bir kimse seviyorsa sevdiğiyle olmak bir nefesliktir. Bir nefes! Seven, önünde hiçbir engel tanımaz. Hiçbir engeli yoktur. Sevenin önünde hiçbir engel yoktur. Seven engel tanımaz çünkü. Aşk öylesine bir şeydir ki, önüne duvar çıksa matkap olur deler. Önüne okyanuslar çıksa denizaltı olur gider. Aşk öyle bir şeydir ki, önüne okyanuslar çıksa denizin üzerinden koşturur, yürür. . Aşk öyle bir şeydir ki, önüne demirden kütleler çıksa, o aşkın ateşi ile o demirden kütleler eritir gider. Sevenin önünde engel yoktur. Ve her engel gören gerçekte sevmiyordur. Ve her engelle karşılaşıp gidemedim diyen, muhabbeti yetmiyordur, sevdası yetmiyordur, sevgisi yetmiyordur. Ve oturduğu yerden o hep nağme düzenleyecektir. Diyecektir ki; şundan dolayı gelemedim. Kar yağdı, yağmur yağdı evden çıkamadım, zikrullaha gelemedim. Kar yağdı arabalar kayacaktı, o yüzden zikrullaha gelemedim. Rüzgar çıktı, lodos çıktı uçmaktan korktum zikrullaha gelemedim. Seven, ne yağmur durdurur ne kar, ne soğuk durdurur ne sıcak, ne lodos durdurur ne poyraz seveni hiçbir şey durdurmaz. Hiçbir şey! Eğer gerçekten sen seviyorsan ve senin niyetin sevdiğine ulaşmaksa, sevdiğine ulaşırsın. Eğer ki senin niyetin dervişlikse dervişliğini yaparsın. Burada niyetin önemli, buradaki sevgin önemli, buradaki şevkin önemli. Eğer şevkin varsa, heyecanın varsa Uludağ’ın tepesine tırmanır, sarayını karların ortasında kurar, yüreğinin ateşi ile Uludağ’ın karını eritirsin. Eğer seviyorsan, eğer seviyorsan Himalayalar’daki karlar korksun senden. Senin yüreğindeki ateş Himalayalar’daki karlara da yeter. Eğer seviyorsan okyanuslar korksun senden. İçinde her ne kadar hayvanat var ise köprü olur sana. Okyanus korksun senden. Sen okyanustan korkma. Dağlar korksun senden. Sen dağlardan korkma. Seviyorsan güçlüsündür. Seviyorsan kuvvetlisindir. Seviyorsan fütursuzsundur. Seviyorsan engel yoktur senin için. Seviyorsan bütün ellerin kılıçtır. Seviyorsan bütün parmakların mermidir. Seviyorsan gözlerin projektördür. Seviyorsan kulakların sevdiğine dayar bütün sesini,bütün sohbetini alırsın. Seviyorsan kalbini sevdiğinin kalbine daya. Kalbi onun kalbinde ne var ise, senin kalbinde de o olacaktır. Sen yeter ki sev. Sen eğer gerçekten sever isen sevdiğinin ameli ile amellenirsin. Yapmasan dahi! Eğer seviyorsan sen Muhammedi Mustafa’yı, Muhammedi Mustafa’nın ameli ile amellenirsin. Eğer sen Muhammedi Mustafa’yı seviyorsan, O’nun zikrullahı ile zikrullahlanırsın. Eğer seviyorsan Muhammedi Mustafa’nın yanından ayrılmazsın ki. O’nunla beraber seyran edersin. Eğer seviyorsan! Neden dedi Cenabı Hak Allah’ı sevin, Muhammed’ini sevin, Allah’a iman etmiş müminleri sevin. Allah’ı sevin. Eğer Allah’ı seviyorsanız Allah’ın haliyle halleneceksiniz. Eğer Allah’ı seviyorsanız, Allah’ın sıfatları ile sıfatlanacaksınız. Ve sizin elinizden rızk dağıtılacaktır. Ve sizin elinizden sular akıtılacaktır. Ve sizin üzerinizden yardımlar olacaktır. Ve görecektir o kimse rüyasında bir sakallı şahıs ona ekmek getirmiştir. Bir sakallı zat onu cehennemin çukurundan çıkarmıştır. Bir sakallı zat onun doğru yola gitmesine sebep olmuştur. Bir sakallı zat onun imanına sebep olmuştur. Allah kendisini sevenleri nimetlendirecektir. Bildiği ve bilmediği, gördüğü ve görmediği yerlerden ve o kimse Allah’ı sevmiştir. Yattığı yerde Allah ona ikram edecektir. Onun üzerinden Allah hidayet pınarlarını coşturacaktır. Onun üzerinden Allah, kötülükleri engelleyip iyiliklerin üzerinden koştutturacaktır. Allah’ı sevin! Yattığınız yerden amellenmek istiyorsanız, yattığınız yerden lûtuflanmak, ikramlanmak istiyorsanız Allah’ı sevin. Ama Muhammedi Mustafa’yı da sevin. Allah emretti, Muhammedi’ni de sevin. Allah emretti, müminleri de sevin. Tabi Ehli tasavvuf der ki; burada müminlerin içerisinden müminleri sevmek demek Allah’ın veli kullarını sevmektir. Allah’ın abidi billahlarını sevmektir. Onların dizinin dibinden, gözünün dibinden ayrılmamaktır. Ve o kimse o sevdiğinin ameli ile amellenir. O, sevdiğinin haliyle hallenir. O sevdiğinin inceliğiyle incelir. O sevdiğinin derinliği ile derinleşir. O, sevdiğinin yüksekliği ile yüksekleşir. Ama gerçekten seviyorsa. Ciğerini yara yara, yaka yaka. Gönlünü sere sere, kanata kanata… seviyorsa. Gerçekten o sevgi. O doğru noktada. Allah’ın emrettiği; müminleri sevin, Resulünü sevin, Allah’ı sevin. Bu çizgide eğer ki sevdası ve sevgisi yürüyorsa o kurtuluşa erecektir. Ve Allah onu nimetlendirecektir. Ve Allah onu lûtuflandıracaktır ona ikram edecektir, ona ihsan edecektir. Niçin? O çok büyük, kutlu bir şeyle kutlandı. Çok büyük bir şeyin peşine düştü. Ne? Sevda! Varsa yüreğiniz sevdanız mübarek olsun.

 

SORU: Hayret ediyorum. Dinde yolda şüphe de kalanlara. Hala ayrış içindeler. İnsanlar Kitabımız gerçek, hak dinimiz, yolumuz, inancımız gerçek. Hak inandık, iman ettik. Allah’ın varlığına, kitabına, peygamberlere. Hak inanç gerçek, yol gerçek, kitap gerçek. İkicilikte kalanlara acırım. Allah’ın selameti cümlemizin üzerine, cümle inananların üzerine olsun.

CEVAP:Bu kardeş tövbe etsin. Bunu kim yazdıysa. Yazdıklarından dolayı değil. Yazdıklarının doğruluğundan bir şüphemiz yok. Bu kardeş, nefisle problemi var. Bir şeyi anlatma problemi var. Öne çıkma problemi var. Bir şeyi yaptım deme problemi var. Allah muhafaza eylesin. Bunlar aldatıcı şeyler. Bunlar nefisle hesabını bitirememek, nefsin belli bir noktasını geçememekle alakalı. Kardeşler! Burası nefisle mücadele yeri. Burası şatahat ve şatafat yeri değil. Burası öne çıkma yeri değil. Burası önde olma yeri değil. Burada önde olmak isteyenler olursa sonlarını getirirler. Öne çıkmak isteyenler olursa sonlarını getirirler. Sakın ha! Kendi kendinize öne çıkmaya, önde olmaya, kendi kendinize insanların başında olmaya uğraşmayın. Nefsiniz sizi aldatmasın. Nefsiniz sizi kandırmasın. Siz hizmet etmeye, sevmeye gayret edin. Siz yolda yürümeye gayret edin. Siz kulluk etmeye gayret edin. Varın başınıza kimi getiriyorlarsa getirsinler. Kim önde oluyorsa olsun. Sen önde olmaya gayret etme. Sen hizmet etmeye gayret et. Sen şatahata ve şatafata düşmeme korkusuyla, devamlı o korkuyla yaşa. Sakın şatahata ve şatafata düşme. Sakın ha! Sakın! Eğer bir şey biliyorsan bildiğini etrafına aktar. Bir şey biliyorsan bildiğini insanlara söyle. Vardır ya, Kapalı’da program olacak. Adam eline bir tane kağıt almış şiir okuyacakmış orada. Baktım, dedim; burada, programda mümkün değil. Bir kızdı bana bir kızdı. Adama manevi söylemişler sözde de, git Kapalı’da bu şiiri oku demişler. Bizde buranın bir programı var olmaz deyince, canı sıkıldı. O manevi emirle gelmiş hesapta. Böyle gidersiniz ya bir yerde on kişi toplanmıştır. Birisi illa ki sohbet edeceğim diye uğraşır orada. Hazır orada cemaati toplamış ya birisi. O bilgiç ya. O çok biliyor ya. O gelecek orada illa ki anlatacak. Bunlar nefisle alakalı şeyler. Ben çok karşılaşırım. Oradaki arkadaş hasber kader on kişi toplamıştır. Birisi duymuştur onu orada toplanılacak diye. O eline, koltuğunun altına kitabı alıp gelir oraya. İşte şu şöyle, bu böyle sohbet edeceğim diye uğraşır. Madem bu doğru bildiklerini neden kendin toplayıp da anlatmıyorsun? Aç evini insanları topla, anlat. Kimse gelmiyor diyor. Dedim sende hata var kimse gelmiyorsa. Burada da cemaat toplanık ya, arkadaş vaaz etmek istemiş. Tövbe etsin.

 

SORU:Ben bankada iş buldum, Kuveyt Türk Bankasında, burada çalışmak uygun mudur? Çaycı olarak çalışacağım.

CEVAP:Neci olarak çalışırsan çalış. Nerede çalışırsan çalış. Kuveyt ile ne bileyim başka bir bankanın arasında benim nazarımda bir fark yok. Bunu defalarca söylüyorum. Bir memleketin hukuku dini değil ise, o memlekette dini hiçbir kurum ve kuruluş yoktur. Orda sadece dindar insanlar vardır. Orada dindar kurum ve kuruluşlar yoktur. Bunu defalarca söylüyorum. Kuveyt Türk denilen banka veya işte ne var? Albaraka, başka, Faysal Finans hiçbiri de İslami kurum ve kuruluşlar değildir. Hiçbirisi de! Bunu defalarca söylüyorum. Halâ daha söylüyorum. Hiçbir banka, hiçbir finans kurumu, hiçbir devlet kurumu dini değildir, İslami değildir. Bu Diyanet işleri başkanlığı da bunun içinde, buna dahil. Bir memleketin hukuku, anayasası dini değil ise, o memlekette hiçbir kurum, hiçbir işletme dini değildir. Şahıs işletmeleri olsa dahi. O yüzden nerede çalışıyorsan çalış. Yani ben burada dini bir kurumda çalışıyorum diye düşünme. Zaten dini bir kurumda çalıştığını söylersen devletin laik, demokratik, hukuk sistemini dini bir sisteme döndürmekten içeri atarlar. Eğer ki ben dini bir kurumum diyen birisi varsa Türkiye’de hemen o kurumu laikliğe aykırılıktan, devletin mevcut, durumunu, sistemini değiştirmekten anayasa mahkemesi, ceza hukuku bilmem ne… hepsi devreye girer atarlar içeri adamı. Siz dindar bir devletin hükmünde yaşayan insanlar değilsiniz. Bunu daha halâ anlayamadık mı ya? Bunu daha halâ anlayamadınız mı? Adam gidiyor elin küçücük çocuğuna tecavüz ediyor. Erkek çocuğuna arkadan zorla üç gün yatıp çıkıyor. Adam gidiyor bir kadına zorla tecavüz ediyor. Üç gün yatıp çıkıyor. Tecavüzcüler içimizde. Adam gidiyor annesine tecavüz ediyor üç gün sonra çıkıyor. Adam gidiyor babaannesine tecavüz ediyor. Elini kesiyor, kolunu kesiyor üç gün sonra çıkıyor. Genel evler meydanda, meyhaneler meydanda, lutilik meydanda . Kardeşim ya! Kuveyt Türk’te çaycılık yapacak, adam uygun mu? Değil mi? Diye soruyor. Ne alakası var? Nereye gidersen git. Böyle bir memlekette yaşıyoruz. Sabahleyin daha, dükkanda mesele oldu. Dedim; karamsar tablo çizdim bu arkadaşlara dedim. Yani şimdi de aynı noktaya geldik. Karamsar tablo çizmek istemiyorum ama yaşadığımız hayat bu. Memleketteki hırsızlar, soyguncular, tecavüzcüler, adam öldürenler, gaspçılar hepsi de ikişer, üçer gün yatıp çıkıyor. Sakın birisiyle kavga etmeyin dövüşmeyin. Sakın! Aynı Adem a.s.’ın evlatları gibi o hale geldik. Demiş ya; “ ben seni katledeceğim, ben de sana demiş el kaldıranlardan olmam. Benim günahımı da alır bu zulümle Allah’ın önüne çıkarsın “demiş. O haldeyiz. Sakın ha! Birisini öldürürseniz siz işin içinden çıkamazsınız. Siz 20 yıl yersiniz. Onlar biliyorlar iki üç yılda çıkarlar onlar. Üç yılda çıkarlar. Onlar biliyorlar. Adam üç yıl sonra, tecavüzcü, yine sahnede. Hadi bir dizi daha tecavüz ediyor adam. 30 küsur daha tecavüz, yakalanıyor. Beş yıl sonra yine dışarıdalar. Hayır burası hiçbir dini devlet değil. Hayır! Sakın ha! Diyanette dahil buna. Türkiye’de hiçbir dini kurum ve kuruluş yok. İnsanlar vahşetin altında inim inim inliyor. İnsanlar zulmün altında inim inim inliyor. Namusları gitmiş, ahlakları gitmiş, şerefleri gitmiş, haysiyetleri gitmiş, hırsızlar baş tacı, namussuzlar baş tacı, şerefsizler baş tacı, haysiyetsizler baş tacı, dönmeler baş tacı, sebatayistler baş tacı, masonlar baş tacı, Allah’a küfredenler baş tacı. Allahsızlar, kitapsızlar baş tacı. Baş tacı! Televizyon televizyon geziyorlar. Türkiye’de Allah’a hakaret etmek serbest, Muhammedi Mustafa’ya hakaret etmek serbest, dindarlara hakaret etmek serbest, dine hakaret etmek serbest,İslam’ın her türlü her şeyiyle alay etmek ve hakaret etmek serbest. Siz bir tane lutiye luti diyemezsiniz. Yırtarlar sizi. Diyemezsiniz. Sakın! Böyle sorular geldikçe Allah beni affetsin. Hiddetleniyorum. Bana sorulan soruları bir bilseniz, benden istenilen fetvaları bir bilseniz, bana anlatılanları bir bilseniz vallahi de billahi de yemin ediyorum yaşayamazsınız. Yaşayamazsınız! Yediğiniz ekmek kan ve zehir olur. İçtiğiniz su kan ve zehir olur. Tarihte görülmemiş şeyler yaşanıyor. Ve ne yazık ki bu memlekette din adına yapılabilecek, yapacak hiç kimse yok. Herkes paranın derdine düşmüş, herkes makamın derdine düşmüş, benim diyen, alimim diye geçinenler bir liranın, iki liranın peşine düşmüş. Kaç tane CDmiz satılacak. Kaç tane kitabımız satılacak, kaç tane dergimiz satılacak, kaç tane gazetemiz satılacak diye bakıyorlar. Batsın! Batsın! Allah’ı nasıl severseniz sevin. Allah’ı sevin, Resul’ünü sevin ve dininize sahip çıkın. Muhammedi Mustafa’nın sünnetine sahip çıkın. Muhammedi Mustafa’nın ahlakına sahip çıkın. Yalnız kalma adına da olsa. Kimsesiz kalma adına da olsa. Çoluğunuz çocuğunuz sizi anlamasa terk etse de. Anneniz babanız sizi anlamasa da terk etse de. Kardeşleriniz arkadaşlarınız terk etse de anlamasa da. Sokaklarda kaldırımlarda yapayalnız kalsanız da, aç-susuz kalsanız da, hiç kimsesiz kalsanız da Muhammedi Mustafa’nın sünnetine sahip çıkın. İnsanlık adına insanlığa sahip çıkın. İnsanlığa! Batıyoruz! İnsanlığa sahip çıkalım. İnsanlığa sahip çıkmak, Muhammedi Mustafa’nın sünnetine sahip çıkmak. Yalvarıyorum size evlerinizde Hadis okuyun. Yalvarıyorum size evlerinize Hadis kitapları alın. Yalvarıyorum! Baş köşeye televizyonlarınız koyuyorsunuz. Baş köşeye masalarınızı sandalyelerinizi koymuşunuz. İnterneti koymuşunuz. Yalvarıyorum size Muhammedi Mustafa’nın sünnetlerine de sımsıkı yapışın. Okuyun! Ahlaksızlık diz boyu. Okuyun! Adam kendi kızını hamile bırakmış olabilir mi böyle bir vahşet? Böyle bir vahşet olabilir mi? Teyzesiyle dost hayatı yaşıyor, teyzesiyle aşk hayatı yaşıyor. Nikahımız olur mu diye soruyor bana. Böyle bir şey olabilir mi? Halasıyla kaçmış, kadın arıyor beni hocam senin telefonunu bir yerden tespit ettik ben yeğenimle kaçtım bununla nikahım olur mu diyor bana. Değerli kardeşler, Allah için yalvarıyorum size, Allah için. Okuyun ve yaşayın. Bırakın yalnız kalacaksanız kalın, akrabalarınız size selam vermeyecekmiş, vermesin. Bu gerici, bu yobazmış diyeceklermiş, desinler. Varsın arkadaşlarınız sizi terk etsinler. Yapayalnız kalacakmışsın, kalacaksın. Kimse anlamayacakmış seni, anlamayacak. Anlaşılamayacaksın, anlaşılamayacaksın. Vallahi değmez. Allah,, değmez Allah var. Allah için söylüyorum Allah için! Bize düşmüş bu vazife. Bize gelmiş bu piyango. Bundan muzdarip değilim. Bu Piyango bize vurmuş. Gelin, hep beraber! Tek başına insan ne yapar ki? Hep beraber Muhammedi Mustafa’nın sünnetine sımsıkı sarılalım. Bakın, dikkat edin. Sünnetine sımsıkı sarılalım diyorum.Mütezileler , rafizeler başımıza,hariciler başımıza geçti. Zalim Abbasiler gibi bunlar da başımıza zalim. Hadisleri inkâr ede ede. İmamları inkâr ede ede. Hadis ravilerini inkâr ede ede,dini inkâr noktasına getirdiler. Üç kuruş ilim bilmeyen insan kalkıyor, bu hadis sahih mi değil mi? Değil mi? Bir tane kitap okuyan kimse ,insan televizyon karşısında hadisler sahih değil. Tabi neden? Livataları katledecek olan katledecek olan hadis var. Livataları katleden hadis! Hz. Ali Efendimizin fetvası.” Yok dersen livatalık serbest olacak.” Hadis var ya! Tabi hadis var Bakara 62. ayetini tefsir eden hadis var. Hz. Abbas’ın sözü var. Arkamdan gelen imamların sözü var. Yahudileri, Hıristiyanları bir türlü cennetlik edemediler. Hadisleri silerlerse edecekler. Silecekler hadisleri edecekler. Gelin Allah rızası için, Cenabı hak için yalvarıyorum size, Allah için yalvarıyorum. Sizden para istemem, sizden pul istemem, ekmek istemem, aş istemem, at istemem, avrat istemem, hiçbir şey istemem. Allah için istedim! Dininizi öğrenin, dininizi yaşayın. Allah’ı zikredin, Allah’ı sevin. Gelecek geçecek herkes merak etmeyin. Allah bütün herkese ne lazımsa verir. Allah verir ne lazımsa insanlara. Gelin, Allah için Allah’ı sevelim. Allah için Resulüllah’ını sevelim. Allah için müminleri sevelim. Allah için Allah diyenleri sevelim. Onlarla beraber olalım. Onlarla hemhal olalım. O yolda koşalım. Varsın bizi insanlar sevmeyiversin. Desinler ki; bu Hucu oldu. Evet, Hucu oldu. Desinler ki; bu tarikatçı oldu. Evet, tarikatçıyız. Evet Hucuyuz. Evet Haycıyız. Evet Hakçıyız. Evet, Allah’ı deliler gibi zikrediyoruz. Evet! Ve deliler gibi de zikredeceğiz. Deliler gibi seveceğiz. Deliler gibi de peşinden koşacağız. Deliler gibi arıyacağız. Gecenin karanlığında mıdır? Gündüzün aydınlığında mıdır? Arayacağız! Varsın yalnız kalacaksak yalnız kalacağız. Herkes terk edecek. Eş terk edecek, çocuk terk edecek arkadaşlar terk edecek, anne-baba terk edecek, herkes terk edecek. İtileceksiniz, kakılacaksınız. İtilin, kakılın hiç önemli değil. Allah itmesin, Allah öteleştirmesin. Muhammedi Mustafa itmesin. Geri kalan herkes gelecek, geçecek. Allah için! Allah için yalvarıyorum! Allah için! Allah’ı sevin.

Üç İhlas, bir Fatihayı Şerif